Türkiye tarihî bir dönemeçten geçiyor. Çöküş ve çürüyüşün tartışılmaması komplosuyla her türlü oyuna başvuruluyor. Toplum mühendislikleri” operasyonlarıyla millet irâdesi gasbediliyor.
Siyasî rakiplerini tasfiye uğruna hazine on milyarlarca zarara sokuluyor. Cezaevlerindeki tutuklu sayısı 62 bini aşmış. Bütün baskılara rağmen “şantajla “gizli tanık” yapılan “itirafçılar” iftiralarını geri alıyor. Haysiyet cellâtlığı geri tepiyor.
Bir yılı aşkındır hapiste tutulan muhalefete mensup bazı belediye başkanlarının iddianameleri bile yok. Olanlar da fos çıkıp millet nezdinde makes bulmayınca, rızâ üretemeyince yeni algı oyunlarının peşine düşülüyor.
“PARTİ DEVLETİ” OLMUŞ!
“Suç örgütü lideri” olarak 704 yıl hapis cezasıyla yargılanan “iktidara yakın bir müteahhit” on korumayla serbestçe dolaşırken, tek kelime savunmaları alınmamış “sanıklar” günlerce gözaltının ardından tutuklanarak peşinen cezâlandırılıyor. Seçilmiş başkanlar “masumiyet karinesi” çiğnenerek peşinen “suçluymuş” gibi ifşa ediliyor.
Sokaklarda çeteler cirit atıyor, uyuşturucu baronları çatışıyor, kirli paralar “aklanıyor.” İçki, kumar, kötü madde bağımlılığı ilkokul sıralarına kadar inmiş. Okul cinâyetleri s.o.s. sinyalleri veriyor. Toplumun vicdanından yükselen çağrılara rağmen “iktidar cephesi” hâlâ kumpaslar peşinde.
Siyasetin güdümüne sokulan yargıya güven yüzde 18’e inmiş, iktidara ayrı, muhalefete ayrı “çifte hukuk” uygulanıyor. İktidar belediyelerinin ayyuka çıkan, Sayıştay raporlarıyla tescilli vahim yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, ihaleye fesad karıştırma, irtikâp, kamu malını yandaşlara aktarılmasıyla ilgili yüzlerce dosyadan bir teki bile soruşturulmuyor.
Derin ekonomik krizden eğitime, sağlıktan sanayiye, tarımdan dış politikaya her konuda muhalefetin verdiği bütün önergeler reddedilirken, Saray’dan gönderilenler, noktasına virgülüne dokunmadan apar topar geçiriliyor.
Partili Cumhurbaşkanı’nın tek başına “yürütme erk”i olduğu “tek kişilik hükûmet”te yasamayla yargının bağlanmasıyla “kuvvetler ayrılığı, denge-denetim mekânizması yok edilmiş. Liyâkatin yerini “yandaşlık” almış. İktidar partisi âdeta “devletleşmiş”, devlet “parti devleti” haline getirilmiş. “Sekreterya” durumuna düşürülen bakanlıklar devre dışı. Her şey “tepeden tâlimat”a bırakılmış.
Saray iktidarının hiçbir planlaması yok. Yüz milyarlarca lira vergi affı, borç silinmesi teşvik ve kredi kıyakları sunulan dolar garantili Londra mahkemeleri tahkimli “iktidara iliştirilmiş” 44 “beşli çete şirketi”nden 36’sı “tek kuruş vergi” vermezken, peşkeş çekilen ihalelerde yüzde 90-95 yanılma payıyla milletin malı heba ediliyor.
ORTAK İRÂDEYLE…
Keza “terörsüz Türkiye” sloganıyla büyük beklentilerle propaganda edilen “süreç” âdeta yüzüstü bırakılmış. Üzerinden 1 yıl 7 ay geçtiği halde hâlâ hiçbir demokratik-hukukî düzenleme yapılmış değil.
Meclis’e sunulan “süreç komisyonu raporu”nda vaad edilen Anayasa Mahkemesi’yle AİHM’nin “hak ihlâli” kararlarının hiçbiri uygulanmıyor. Sırf görüşlerinden dolayı on yıldır tutuklanan siyasetçiler hâlâ hapiste tutulurken, kayyım atamaları sürüyor. Belediyelere el konularak iktidar partisine geçiriliyor.
Bu arada iktidardakilerin yanlışlarını ikaz eden medyaya ağır baskılar sürüyor. Daha yargılaması yapılmadan, mahkeme kararı olmadan televizyon kanalları TMSF üzerinden sahiplerinden alınarak haraç-mezat satılıp “yandaşlaştırılıyor.”
Ve bütün bunlar, topyekûn muhalefetin, “rejim”e karşı doğru söylemle, ortak demokratik irâde ve aksiyonla bir araya gelerek “millet ittifakı” benzeri “demokrasi işbirliği”yle, demokratların “Türkiye ittifakı”yla güç birliğini şart kılıyor.
Çare budur…