"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ahde vefa

Davut ŞAHİN
25 Şubat 2016, Perşembe
​Nereye gitsem, geçmişte tanıştığım birisi karşıma çıkıyor ve kendimi eski günleri yâd ediyor buluyorum. “Ne günlerdi be!” deyip birlikte güldüğümüz vefalı dostlarımızla o kadar çok ortak hatıralar var ki…

Bir zamanlar hakkımız birbirimize geçmiş olanlarla bile konuşmak güzel. İletişim kazası yaşadıklarımızla, yanlış anlayıp, sonra da doğrusunu buluyor olmak ve helalleşmek...

Bunlar gerçek dostluğun vasıflarından… Bu yüzden dostluğun mayasının “vefa” olduğuna inananlardanız.

Vefa; fedakârlıkları ve güzellikleri asla unutmamaktır bir anlamda.

Vefa; sevgi ile saygının devamlılığı demektir.

Dostlarını her daim hatırlamak ve dostları tarafından hatırlanmak.

Hem arayan oluyorsun, hem aranan… Öyle ya; “Kula vefası olmayanın Hakk’a vefası olur mu?” diye soruyor Mevlana.

***

Vefa sadece “bir şeyi yerine getirmek, sözünde durmak, bağlılık” gibi sıradan bir kavram değil…

Sadece, iyilikte bulunanlara misliyle veya daha fazlasıyla karşılık vermek demek de değil. 

Yıllar sonra bile bir araya geldiğinizde karşındakinin gözlerinin içine, geleceğe bakabilmektir “vefa.”

Baktım, tasavvufta vefa; “Ezelden, ‘bezm-i elest’te Allah’a verilen söze, misaka bağlı kalmak” şeklinde tanımlanıyor. Bediüzzaman Hazretleri vefayı, “…asr-ı hazırın ihmal ettiği duygulardan biridir” diye vasıflandırıyor.

Herkes bu meziyeti taşıyabilir mi? Hayır. Şahsi menfaat öne çıkınca, içtimaî ve sosyal hayatın temel prensipleri de bozuluyor ne yazık… 

“Ahde vefa” sözünü nereye koyacağız peki?

***

Halbuki “vefa”lı insan hem sosyal hayatta hem de Allah katında itibarını arttırır. Kişiye şeref ve haysiyet kazandırır vefa, insan bedenine giydirilmiş elmas ve yakuttan bir elbise gibidir. Güzel bir meziyettir vefa… 

***

Bediüzzaman’ın “kaşık” hikayesi müthiş bir vefa örneğidir.

Tenekeci Abdullah Gayretlioğlu, Üstad’ın kaşık meselesini şöyle anlatır:

“Bir gün Zübeyir, ortasından kırılmış bir kaşık getirdi. Bu kaşığı tamir etmek için Üstad göndermişti. Kaşık alüminyum olduğu için kaynak tutmuyordu. Kolayından gidip, on kuruşa bir çay kaşığı aldım. Bunu Üstad’a götürdüm. Üstad bana, ‘Kardaşım, sen bilmiyor musun, bu kaşık benim kırk yıllık arkadaşımdır’ dedi.

Bu defa çaresiz tekrar dükkana gelip, küçük bir saç keserek kıvırdım ve kaşığın içine geçirip iyice sıkıştırdım. Sağlamlaşınca, götürüp Üstada verdim. Çok memnun oldu ve bu tamirat için bana yirmi beş kuruş verdi...” (Son Şahitler)

***

Bediüzzaman Hhazretleri Tatarları çok severdi. Şualar adlı eserinde bu konudan şu şekilde bahseder:

“Ben Tatarları beş vakit duama dahil etmişim. Bir zamanlar esarette iken, Kosturma’da iki ihtiyar Tatar kadını bir küçük pencereden benim yiyeceğimi getirip, bana yardım ediyorlardı. Belki de onlar, benim kurtulmama, Risale-i Nur Külliyatını yazmama vesile olmuşlardı.” (Şualar, 263)

Beş vakit Tatar kabilelerini duasına dahil eden Bediüzzaman’a 1948’de zehir veren Afyon Savcısı kimdi biliyor musunuz? 

Bir Tatar’dı!

Ama Bediüzzaman Hazretleri, talebesi Abdülvahid’e şöyle der: “Abdulvahid, sen neredeyse onu bul, mektup yaz. Cehennemin azaplarını çekeceğimi bilsem, ondan hak talep etmeyeceğim. Hakkımı helal ettim” diyerek, Risale-i Nur hatırına, müthiş bir “vefa” örneği sergilemiştir. (a.g.e.)

***

Soruyorum;

Ahde vefa sergileyecek kaç yiğit var aramızda?

Okunma Sayısı: 3412
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Zubeyir

    25.02.2016 23:41:26

    Rahmetli Halil Uslu Abimiz "Vefa insanlık aleminde yüzde beşlere inmiş" derdi.

  • HÜSEYİN İLHAN

    25.02.2016 09:20:57

    1-Dün ziyaretie gelen 46 yıl evvelinden hukukumuz olan hafız ve öğretim üyesi kardeşim bana hem vefanın ne olduğunu,hem dostluğun yaşanmasına bir delil oldu.Yine bu ziyaretinde ilmindende istifade etmemize nasip oldu.HZ.PEYGAMBER EFENDİMİZ SA.Şöyle buyurmuş;'Akan sulara,yeşile ve dostlarına yüzüne bakarak gözlerinizi dinlendiriniz,Yeşile bakmayı hatırlıyordum ama diğerlerini bu kardeşimden öğrendim. Yine üstadımızın KOSTURMA daki günlerinde kendilerine yemek getiren iki yaşlı TATA HANIM la ilgili ve TATAR İNSANINA DUASI benim için TEVAFUK oldu.Üstadım hakkında yanlış kanaatleri olan TATAR MUALLİM komşuma bu yazıyı okutacağım. rabbim sağlık-sıhhatler versin.iman ve kur'an hizmetinde tam sıdk ve sadakatler nasipeyelesin.AMİİİN.

  • Hayrettin

    25.02.2016 08:50:27

    Ben de yazınıza kısa bir ekleme yapayım: Uzaklık, sanki vefasızlığın bir sebebi gibi görülse de vefasızlığın sebebi, gerekçesi olmamalı. Çağımızda iletişim vasıtaları o kadar çok ki; istesek bu vasıtalarla dostlarımızı arar vefasızlığı ortadan kaldırabiliriz. Vefa her daim kalbimizin bir köşesinde kullanılmak üzere bekliyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı