"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Zamanı gelmedi mi?

Cenk ÇALIK
08 Haziran 2026, Pazartesi
Bazı zamanlarda yapmamız gereken ibadetlerde gevşek davrandığımız olmuştur.

Yorgunluk, tembellik gibi sebepler o ibadetin eda edilme vaktini geciktirmeye çalışır. İç dünyamızda bir çatışma hali yaşanır. Bir yanımız “Ezan okundu, hemen kalkıp namaz kılmalısın” der. Diğer yanımız “Daha vakit var. Biraz daha dinlenebilirsin” mesajı verir. Tabiî bu diyalog uzayıp gider. Her geçen saniye şeytanın lehinedir. Zira namazın edasını geciktirmek de onun için büyük bir başarıdır. 

Bu anlarda İlâhî kelâma kulak vermek son derece tesirli bir çözümdür: “İman edenlerin, Allah’ın ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin ‘saygı ve korku ile yumuşaması’ zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı”1 

Zaman ve kalp anahtar kelimeler. Kalbimizi ara ara yoklayarak durum tespiti yapmamızda fayda var. Ne durumda olduğumuzu anlarsak sonraki adımı planlayabiliriz. Kalplerimizde günahlar siyah nokta bırakmaya devam ediyor mu? Tevbe silgisiyle siliyor muyuz? Kararmış bir kalbin emanetçisi olmaktan ne kadar korkuyoruz? Yumuşak kalbli olduğumuzu gösteren bir emaremiz var mı? Taş kalpli olmaktan en son ne zaman Rabbimize sığındık? Bu sorular bizleri ciddi bir iç hesaplaşmaya götürmeli!

“Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.”2

Mezkûr ayet ibret levhası hükmündedir. Bu ayeti tefekkür etmeye çalışırken günahlarımızı ve eksikliklerimizi düşünmeliyiz. Üzerimize ne kadar alınırsak o ölçüde ibret alabiliriz. Ayetin birinci muhatabı gayr-i Müslümler olsa da bizler de hissesiz kalmamalıyız. Risale-i Nur’daki pasaj bu hisseyi almamıza rehberlik ediyor:

“Ey benî İsrâil ve ey benî Âdem! Zaaf ve acziniz içinde nasıl bir kalb taşıyorsunuz ki, öyle bir Zâtın evâmirine karşı o kalb, kasâvetle mukàvemet ediyor. Halbuki, o koca sert taşların tabaka-i muazzaması, o Zâtın evâmiri önünde kemâl-i inkıyadla karanlıkta nazik vazifelerini mükemmel ifâ ediyorlar. İtaatsizlik göstermiyorlar. Belki o taşlar, toprak üstünde bulunan bütün zevi’l-hayata, âb-ı hayatla beraber sair medâr-ı hayatlarına öyle bir hazînedarlık ediyor ve öyle bir adaletle taksimâta vesiledir ve öyle bir hikmetle tevziata vasıta oluyor ki, Hakîm-i Zülcelâlin dest-i kudretinde, balmumu gibi ve belki hava gibi yumuşaktır, mukàvemetsizdir ve azamet-i kudretine karşı secdededir.”3

Koca koca taşların itaati bizler içinde güzel bir hüsn-ü misaldir. Mademki bu taşlar emir karşında yumuşuyor ve çok sayıda hikmetli vazifesini eda ediyor. Bizim geri kalmamız hata değil midir? Taşların bu halinden ne zaman ders çıkaracağız? Taş kadar olamamak bizi üzmeyecek mi? İlk ayetteki soruyu tekrar hatırlayarak bitirelim: “Zamanı gelmedi?”

Dipnotlar:

1- Hadid Suresi:16;  2- Bakara Suresi: 74; 3- Sözler, s. 226.

Okunma Sayısı: 205
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı