"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hz. Ali (ra) “adalet” prensibini esas alan bir siyaset yürüttü

03 Şubat 2019, Pazar 01:12
Hz. Talha (ra) Basra valiliğini, Zübeyir (ra) de Kufe valiliğini istiyordu; ama Hz. Ali (ra) Peygamberimizin (asm) “Biz memurluğu isteyene değil, lÂyık olana veririz” hadisi gereği onları görevlendirmedi.

- Hûlefa-i raşidînin yönetim anlayışı ve tarihte dinin siyasete alet edilmesi (3) -

Dizi - 3: Mehmet Ali Kaya

Halifelerin seçiminde öne çıkan temel kriterler

3. Şer’î Hükümlerin Uygulanması Bahanesi ile Meşrû Yönetime Karşı Dini Siyasetlerine Alet Ederek Muhalefet Cephesinin Oluşturulması

Hz. Ali (ra) hilâfete geçer geçmez “Adalet” prensibini esas alan bir siyaset yürüttü. Öncelikli olarak kimseyi ayırt etmeyerek hakkında şikâyet bulunan ve bulunduğu makamda zengin olanların görevlerine son verdi. Buralara yeni valiler atadı. Basra Valisi Abdullah b. Abbas (ra) başta olmak üzere haksız mal edinerek zengin olanların malların hazineye iade etmelerini söyledi. Hz. Abdullah b. Abbas (ra) kendisinin Âl-i Beyt’ten olduğu ve ganimetlerin beşte birinin kendi hakkı olduğu ve servetini bundan edindiği iddiasını Hz. Ali (ra) kabul etmeyerek “Ehl-i Beyt Âl-i Abadır. Sen Âl-i Abâ’dan olmadığın için bu senin hakkın değildir” dedi. Böylece Hz. Ali’nin (ra) siyasî amaçları ve maslahatları gözetmeyerek sırf Allah için “Adalet-i Mahza”yı esas alması pek çok valileri rahatsız etti. Edindikleri servetler ile Hz. Aişe’nin muhalefetine destek verdiler, daha sonra Hz. Muaviye’nin siyaset ve maslahat namına kendisini desteklemeleri karşılığı tekrar görevlerine iade edileceklerine dair sözlerinden dolayı Hz. Muaviye’ye (ra) destek verdiler. Hz. Muaviye’nin bu teklifini reddeden Hz. Abdullah b. Abbas (ra) olmuştur. O Hz. Muaviye’ye şiddetli bir mektup yazarak Hz. Ali’nin haklılığını savunmuş ve yanında yer almıştır. (Diyanet İslâm Ansiklopedisi, 1: 77)

Emevi-Haşimi çekişmesinin başlamaması için valileri değiştirmeyi ertelemesini isteyenlere aldırmadı ve Sehl b. Huneyf’i Şam’a, Osman b. Huneyf’i Basra’ya, Umare b. Şihab’ı Kufe’ye, Ubeydullah b. Abbas’ı Yemen’e ve Kays b. Said’i Mısır’a vali olarak atadı. Kufe ve Şam dışındaki valiler göreve başladılar. Kufe valisi Ebu Musa el-Eş’ari ve Şam valisi Hz. Muaviye’ye birer mektup yazan Hz. Ali (ra) onların kendisine biat etmesini ve görevi bırakmalarını istedi. Kufe valisi Ebu Musa (ra) bunun üzerine görevi yeni valiye terk etti; ama Hz. Muaviye direndi. (Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, Ankara-1985, 3:16.)

Hz. Talha (ra) Basra valiliğini, Zübeyir (ra) da Kufe valiliğini istiyordu; ama Hz. Ali (ra) Peygamberimizin (asm) “Biz memurluğu isteyene değil, lâyık olana veririz” (Buhârî, Ahkâm, 7; Müslim, İmâre, 15.) hadisi gereği onları görevlendirmedi. (Taberi, Tarih, 3:167; Mevlânâ Şiblî, Asr-ı Saadet, Çev: Ö. Rıza Doğrul, 1978-İstanbul, 5:79.) Hz. Ali’nin (ra) bu tercihinin ne kadar haklı olduğu Hz. Zübeyir ve Hz. Talhâ’nın Hz. Aişe (ra) ile ittifak kurarak Hz. Ali’ye karşı muhalefet cephesi açmasında görülmüştür.

Tarihçilerin düz mantıkla Hz. Zübeyir ve Hz. Talha’nın (ra) bundan dolayı kırılarak muhalefete geçmelerini, Hz. Aişe’nin de (ra) İfk olayı ve başka sebeplerle Hz. Ali’ye muhalefet ettiğini kabul etmek mümkün değildir. Zira durum tarihçilerin dediği gibi olsaydı Hz. Zübeyir ve Hz. Talha Hz. Ali’yi (ra) hilâfete lâyık görmez ve ilk olarak biat etmezlerdi. Hz. Aişe (ra) da bu kırgınlığını 27 sene gizlemezdi. Meselenin siyasî değil, dinin ahkâmını uygulamaktaki içtihadi bir mesele olduğu daha sonra izah edilecektir.

4. Hz. Osman (ra) Zamanında Muhalefetin Teşekkülü

Hz. Osman’ın (ra) halife seçilmesinden sonra Hz. Ömer (ra) zamanındaki adalet, huzur, güven ve fetihler aynen devam etti. İlk altı-yedi sene bu böyle devam etti. Hz. Ömer (ra) devrinde Suriye, Filistin, Mısır ve İran, İslâm topraklarına katılmıştı. Hz. Ömer’in (ra) güçlü idaresi, fethedilen bölgelerde otorite ve düzenin sağlam bir şekilde yerleşmesini sağlamıştı.

Hz. Osman’ın halife seçildikten sonraki ilk siyasî icraatı yılında Hz. Ömer’in vasiyeti gereği Kufe Valisi Muğire b. Şu’be’yi görevden alıp yerine Sa’d b. Ebi Vakkas’ı (ra) getirmek oldu. (H. 24 / M. 645.)

Devletin önemli eyalet merkezlerinden biri olan Basra’da uzun yıllar valilik görevlerinde bulunmuş olan Ebu Musa el-Eşari, Hz. Osman tarafından 29 (649-650) yılında görevden alınarak, yerine Abdullah b. Amir atandı. İbn Amir vali olduktan sonra derhal doğuda önemli fetih hareketlerine girişti. Hz. Osman döneminde en yoğun fetihler Basra’dan gönderilen ordular tarafından gerçekleştirilmiştir. Fetihlere hiç ara vermeyen İbn Amir, (H. 32 / M. 653) yılında Abdullah b. Hazim es-Sülemi’yi, Tus’u fetihle görevlendirdi.

Hz. Osman (H. 27 / M. 647) yılında Amr b. el-As’ı azlederek onun yerine Abdullah b. Sa’d’ı Mısır valisi tayin etti. Abdullah daha önce (H.  25 /M. 645.) yılında Amr b. el-As’ın valiliği sırasında Hz. Osman’ın (ra) emriyle Afrika içlerine seferler düzenlemişti.

Hz. Muaviye, Hz. Osman döneminde, Rum toprakları üzerine düzenlediği seferlere devam etti. Ordular Antakya ve Tarsus sınırlarına kadar yaklaştılar. Hz. Ömer’den deniz seferine çıkma müsaadesi alamamış olan Hz. Muaviye, bu defa Hz. Osman’a aynı istekle müracaatta bulundu. Halife, Hz. Ömer’in endişelerine katılarak, ona izin vermek istemedi. Hz. Muaviye’nin Kıbrıs fethi için ısrarlı talepleri karşısında da sefere çıkarken ailesini de yanına alması ve askerlerden sadece gönüllü olanları götürmesi şartıyla izin verdi.

Hz. Osman’ın halifeliği zamanında Hz. Ömer’in doğuda ve batıda başlatmış olduğu fetih hareketleri daha ileri götürülmüş, daha önce fehtedilmiş olan İran, Azerbaycan, Suriye ve Mısır gibi bölgelerin güvenlikleri sağlandıktan sonra daha da ileri gidilerek doğuda Hint topraklarına, batıda ise Kuzey Afrika’nın fethiyle Akdeniz’in en uç noktasına ulaşılmış, neticede Bizans’ın Afrika hakimiyetine son verilmiştir. Bu dönemde Müslümanlar denizde de üstünlük kazanmışlar, Akdeniz’in tamamen hâkimi olmuşlardır. Hz. Osman’ın (ra) halifeliği dönemindeki bütün bu fetihler sonucunda Müslümanlar, zamanın en önemli coğrafî ve stratejik bölgeleri olan Asya, Kuzey Afrika, Güney Kafkasya, Ortadoğu ve kısmen de Anadolu’da hakimiyet kurmayı başarmışlardır.

 Ancak zamanla rahatlığa ve refaha dalan Benî Ümeyye idarecileri Hz. Osman’ın yumuşak tutumunu istismar ederek servetlerini çoğalttılar. Bulundukları vilayetlerde adaletten ayrılmaya başladılar. İşin içine kabile taassubu girmeye başladı. Kufe, Basra ve Mısır’da protestolara dönüştü. Suriye bölgesinde ise Hz. Muaviye’nin katı tutumu ve iyi bir yönetici olması ve güç dengelerini iyi koruması ve cılız sesleri hemen bastırması şikâyetlerin toplumun geneline yayılmasını önledi. (İbnü’l-Esir, Kâmil, 3:118.)

Hz. Osman (ra) kendisine gelen şikâyetleri tahkik ettiriyor, gerçeğe aykırı pek çok şikâyeti tesbit ettiği için bunlara önem vermiyordu. Bu durum özellikle fitneyi çevirenleri çileden çıkarıyordu. Medine’yi işgal edenlerin Hz. Osman’dan iki önemli istekleri vardı. Birincisi valileri görevden alması. İkincisi de istifa etmesi. Hz. Osman (ra) ise bu haksız isteklerini kabul etmiyordu. Asiler de isteklerini kabul ettirinceye kadar halifenin evini muhasara altına aldılar. (Taberi, Tarih, 3: 162-163.)

 Hz. Osman’ın (ra) evi yaklaşık 40 gün muhasara altında kaldı. Müslüman kanının dökülmesine razı olmayan Hz. Osman (ra) isyancılara sert müdahale edilmesine karşı çıktığı için Medine’de bulunanlar bu duruma müdahale edemediler. 

Nasihat etmelerinin de bir faydası olmadı. Yoksa zor kullanarak asileri Medine dışına çıkarmak işten bile değildi. Zira Medine’de 20 bine yakın eli kılıç tutan yiğitler vardı. 

Hz. Ali (ra) halife olarak seçilmesinden sonra ilk olarak Hz. Osman’ın katilini bulup kısasının yapılması problemi ile karşı karşıya kaldı. Hz. Osman’ın şehit edilmesi dinî bir hatadan ve yanlıştan kaynaklanmıyordu. Tamamen bir siyasî tutumdan kaynaklanıyordu. Zira Hz. Osman (ra) asilerin ileri gelenlerini yanına çağırmış ve onlara “Neden siz benim görevimi bırakmamı istiyor, neden bırakmazsam kanımı dökmek istiyorsunuz?” diye sormuştu. Onlar buna makul bir cevap verememişlerdi. Hz. Osman (ra) onlara şöyle dedi; 

“Ben Peygamberimizden (asm)“ Bir kişinin kanı ancak üç şekilde helâl olur. Bunlardan birincisi, haksız yere adam öldürenin kısası için; ikincisi, zina eden evlinin recmi için; üçüncüsü de dinden irtidat eden mürtedin... Allah’a yemin ederim ki, ben ne cahiliye devrinde ne de Müslüman olduktan sonra zina etmiş değilim. Bir kimseyi de öldürmüş değilim ki, onun canına karşılık bana kısas tatbik edilsin. Müslüman olduğumdan beri de irtidad etmiş değilim. Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Hz. Muhammed’in de Allah’ın kulu ve Rasûlü olduğuna şahadet ederim” dedi. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1:63; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 10:291-292.) 

Sonra şöyle devam etti:

“- Siz bilmiyor musunuz ki Hz. Peygamber (asm) Medine’ye geldiğinde Medine’de Küme Kuyusu’ndan başka tatlı su yoktu. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm) ‘Kim Küme Kuyusu’nu satın alıp vakfederse, Cennette mü’minlerin kırbalarıyla beraber kırbasını doldurur’ dedi. Ben o kuyuyu satın aldım. Siz bugün o kuyudan içmekten bile beni menediyorsunuz. Böyle olmadı mı?

 “- Evet! Öyledir!” dediler.

“- Kıtlık zamanında orduyu kendi malımdan techiz ettiğimi siz bilmiyor musunuz?”

“- Evet! Öyledir!

 “- Hz. Peygamberin (asm) mescidi ashaba dar geldiğinde Hz. Peygamberin (asm) ‘Kim mescidin yanında bulunan falan ailenin arsasını alıp mescide katarsa Cennette ondan daha hayırlısına nâil olacaktır’ dediğini, bunun üzerine benim de orayı, satın alıp mescide kattığımı bilmiyor musunuz? Oysa siz bugün orada iki rek’ât namaz kılmama mâni oluyorsunuz?

“- Evet!”

“- Siz bilmez misiniz, Hz. Peygamber (asm), Mekke’de Sâbir Dağı’nın üzerinde bulunduğunda onun beraberinde Ebubekir, Ömer ve ben vardık. O anda taşlar aşağıya yuvarlanacak derecede dağ sallandı. Hz. Peygamber (asm) mübarek ayağıyla dağa vurup şöyle dedi: ‘Ey Sâbir Dağı! Senin üzerinde bulunan bir peygamber, bir sıddîk ve bir şehiddir’ dedi.

“- Evet! Öyledir” dediler.

Bunun üzerine Hz. Osman (ra): “- Allahu Ekber! Kâbe’nin Rabbine yemin ederim! Bunlar benim şehidliğime dair şahidlik yaptılar” buyurdu.

Hz. Osman’ın (ra) naşı üç gün sonra bir akşam vakti, içlerinde Hz. Ali, Hz. Tâlha b. Ubeydullah Zübeyr b. Avvam, Hasan b. Ali, Ebû Cehm b. Huzeyfe ve diğer bir kısım sahabîlerin namazını kılmasıyla Bakî Kabristanı yanındaki çevriğe defnedilebildi.

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 2386
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı