Bir önceki yazımızda ABD–İran savaşının AB ülkeleri içinde derin görüş ayrılıklarını gün yüzüne çıkardığını söylemiştik. Hatta bu görüş ayrılıklarının AB’nin birlik yapısını zora soktuğunu da ifade etmiştik.
AB içinde bunlar yaşanırken, Almanya, Fransa ve İtalya’nın başını çektiği grubun Ukrayna’ya yardım etmeliyiz görüşüne karşı çıkan AB ülkeleri de itirazlarını dile getirmeye başladılar. Gelinen noktada, özellikle Rusya–Ukrayna ve ABD–İran savaşları temel ilkelerde ortak tavır almada birliği zor durumda bırakmış görünüyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Von der Leyen’in bu konudaki tavrı, tek adam rejimi şeklinde yorumlanmış; bu ifadeler Macaristan, İspanya, Belçika ve Slovakya tarafından kabul görmemiş ve bu ülkeler aykırı şekilde seslerini yükseltmiş durumdalar. Özellikle AB Komisyonu toplantılarında ortak tavır alma konusunda ciddi uyuşmazlıklar söz konusu olunca, Von der Leyen de bu durumdan pek hoşnut kalmamış durumda. AB içinde alınan kararlarda üye ülkeleri bağlayıcı tarafın olması, sıkıntıların daha da görünür hale gelmesine yol açmış durumda.
Rusya’nın saldırgan politikalarından çekinen AB’nin, Trump’ın tutarsız tavırlarının da eklenmesiyle NATO’ya olan güveni zedelenmiş durumda. GSMH’den NATO’ya verilen aidatları %2’den %5’e çıkardıkları halde kendilerini tam güvende hissetmiyorlar, endişe ediyorlar. Bu da yetmezmiş gibi JD Vance (ABD Başkan Yardımcısı) açıklamasında, “ABD Almanya ve Polonya’dan askerî birliklerini çekme kararı aldı” şeklindeki tutumu bu korkuyu daha da artırmış durumda. ABD yavaş yavaş AB’den askerlerini çekebilir; Temmuz’da Ankara’da planlanan NATO toplantısında bu, masadaki sorunlardan biri olabilir.
Ukrayna’ya mali yardımın AB Komisyonu toplantılarında ciddi eleştiri alması ve birçok üye ülkenin yardımdan ziyade savaşın sonlandırılması adına adımlar atılmasını beklemesi daha akılcı görülüyor. 90 milyar euro yardım alan Zelenski’nin yardım sonrası yeniden Rusya tarafına dronlarla yeni bir saldırı başlatması tesadüf değil. Savaşın sürmesi Zelenski’nin ekibi için kurtarıcı rol oynamakta. Normal şartlarda yapılması planlanan seçimlerin süresiz askıya alınması, mali yardımların devam etmesi, yardımların envanterinin tutulmaması gibi noktalarda Ukrayna başkanının “ne kadar savaşı uzatırsa o kadar kazanç sağlarız” anlayışının diplomasiye yansıması gibi. Bu durumdan nemalanan Ukrayna vatandaşı yeni zengin oligarkların hızla artışı, özellikle X sosyal platformundaki paylaşımlardan anlaşılmakta.
Oysa AB ülkeleri çok daha ucuza alabildiği Rus gazından mahrum kalmış, Kuzey Akım 2 projesinin denizaltındaki boru hattının savaşı bahane eden Ukrayna tarafından sabote edilip patlatıldığı basına sızmıştı. AB, doğal gazı ve Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmasından dolayı da ham petrolü çok daha pahalıya almaya başladı.
Bu tutum, AB’nin ortak gelişme ve değerlerini ileriye taşıma yapısını bozmuş durumda. Slovakya Başbakanı Robert Fico, “Biz gazı neden daha pahalıya ABD’den alıyoruz, biz aptal mıyız?” şeklindeki çıkışı aslında AB ülkelerinin söyleyemediği gerçeği yansıtıyordu.
Tüm bu gelişmeler üzerine AB Komisyonu Başkanı Von der Leyen’in, AB’nin özellikle dış siyasette “oy birliği sisteminden” uzaklaşacağını söylemesi bu yüzden. Bu yaklaşım, AB ülkelerinden gelen baskıya dayanamayan Von der Leyen’in tutumunu değiştirmek zorunda kaldığını gösteriyor.
AB’nin Türkiye’nin hava savunma sanayi, SİHA, İHA, balistik füzeler ve benzeri konularda ortak yatırım ve savunma paktı geliştirmeye ihtiyaç duyacağından bahsetmiştik.