Ankara’daki NATO Zirvesi’nde önemli konulardan biri de Türkiye-ABD ilişkileri olacak. Türkiye’nin ABD tarafından tek taraflı olarak F-35 programından uzaklaştırılması ve CAATSA yaptırımları gündeme taşınacak.
F-35 savaş uçağı projesi, NATO’nun güneydoğu kanadının Rusya’ya karşı savunmasında hayati öneme sahip olup, dolaylı olarak bütün üye ülkeleri de ilgilendiriyor. Ayrıca Türkiye, savunma sanayiindeki atılımları ve askerî gücüyle NATO’nun ihtiyaç duyduğu belirleyici aktörlerden biri hâline gelmiş durumda. Bunun yanında Türkiye’nin diplomatik ve askerî alandaki öneminin artması, Avrupa’nın savunma noktasında Türkiye’ye ihtiyaç duyar hâle gelmesi de NATO’da konuşulacak. AB, NATO’ya alternatif bir yapı değil; tam tersine NATO’nun güvenlik şemsiyesine ihtiyaç duyan bir oluşum. Bunu da hatırda tutalım.
Türkiye, NATO’da kanat oyuncusu konumundayken artık doğrudan merkezde oyuncu rolüne yükseliyor.
F-35 programı, ABD öncülüğünde planlanmış; İngiltere, İtalya, Hollanda, Kanada, Danimarka, Norveç ve Avustralya’nın da yer aldığı bir proje. Türkiye de başlangıçta ortaklar arasında bulunuyordu; ancak daha sonra programdan tek taraflı ve haksız şekilde çıkarıldı. Türkiye, ortaklık gereği milyarlarca dolar ödeme yaptığı ve bedelini ödediği hâlde, Amerika’nın hangarlarında hazır bekleyen iki adet F-35’i hâlâ teslim alabilmiş değil. NATO üyesi olmasına rağmen F-35 programından tek taraflı olarak çıkarılmasıyla birlikte CAATSA yaptırımları da (Amerika'nın Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası) devreye alındı.
F-35’ler, 5. nesil bilgisayar destekli insanlı savaş uçakları. Oysa gelecekte üretim bantlarında yapay zekâ destekli 6. nesil insansız savaş uçakları yer alacak. Özellikle Çin’in geliştirdiği 6. nesil yapay zekâ destekli insansız savaş uçakları görücüye çıkmış durumda.
Türkiye’nin çok büyük bir kayıp yaşadığını söylemek doğru değil. Revize edilen ve yenilenen F-16’ların yerine bu uçakların envantere katılması elbette güzel olurdu. Türkiye, NATO üyesi Fransa’dan Rafale, Almanya’dan ise Eurofighter uçakları almak için girişimlerde bulunuyor. Bunun yanında 6. nesil yapay zekâ destekli insansız savaş uçakları, geleceğin savaşan şahinleri olma yolunda ilerliyor. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin F-35 programından tek taraflı olarak çıkarılması büyük bir kayıp olarak değerlendirilmemeli.
NATO Zirvesi’ne gelirken "Türkiye’ye hediye vereceğim" diyen Trump’ın bu sözleri, KAAN (5. nesil millî muharip savaş uçağı) için ihtiyaç duyulan motorların verilebileceği şeklinde yorumlandı. Motorların verilmesi ve CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, Türkiye’nin beklentileri arasında yer alıyor. Bir diğer önemli gelişme ise AB içinde Yunanistan’ın yıllardır kullandığı veto yetkisinin etkisinin azalacak olması. AB’de dış politikada alınan kararların oy birliği yerine oy çokluğuyla alınmasına yönelik eğilim, Türkiye’nin önünü açabilir. Yunanistan ve haydut devlet İsrail F-35 kullanırken, Türkiye’nin geçici sıkıntısı envanterindeki eski nesil F-16’larla görev yapıyor olması. Bu sebeple Türkiye’nin savaş uçağı filosunu yenileme çabası da NATO’da ele alınacak önemli başlıklardan biri olacak.
Türkiye’nin ev sahibi olma sıfatıyla, CAATSA yaptırımlarının kaldırıldığı ve hiçbir ön şart olmaksızın F-35 programına yeniden dâhil olduğu bir sonuca ulaşılması temennimizdir. Şu da bir gerçek ki, 6. nesil yapay zekâ destekli insansız savaş uçaklarının öne çıktığı günümüzde, F-35’lerin Türkiye envanterinde bulunması hem NATO’nun hem de AB’nin savunmasına önemli katkı sağlayacaktır.
F-35 programına dönüş sürecinde Türkiye’den hangi tavizlerin isteneceğini şimdiden tartışmaya açmak anlamlı görünmüyor. Heybeliada Ruhban Okulu’nun eylül ayında açılacağına dair haberlerin F-35 programı ve CAATSA yaptırımlarıyla ilişkilendirilmesi de sağlıklı bir değerlendirme olmayacaktır.