Türkiye’nin envanterinde bulunan Rus menşeli S400’ler Amerika’nın gündeminden düşmüyor. Tom Barrack her fırsatta gündeme taşıyor.
Ortadoğu’ya "atanmamış valisi", aynı zamanda ABD’nin Ankara büyükelçisi sıfatı taşıyan, Lübnan asıllı Hristiyan bir bürokrat. Basın toplantılarında “Size Demokrasi fazla, Monarşi yeter” diyebilecek kadar da ileri-geri konuşmalar yapabiliyor. Kendi dünyasındaki demokrasi anlayışının notu kırık, ayrıca S400’leri de kafaya takmış durumda.
Barrack’ın konuyu Erdoğan’la bizatihi görüştüğünü ifade etmesi önemli. ABD S400’lerden vazgeçmeyecek ve daima masada tutacaklar gibi görünüyor. Türkiye savunma bloku oluşturmak için talep ettiği Patriotları NATO ve ABD’den alamadı, bunun üzerine yönünü Rusya çevirdi. S400'lerin alınması sonrasında, haksız bir şekilde F35 5. Nesil savaş uçağı programından tek taraflı şekilde ABD’nin isteği üzerine uzaklaştırıldı. Türkiye’nin milyar dolar harcamaları ve katkıları hâlâ bâkiye olarak bloke durumda. Teslim edilmesi gereken, ücreti ödenmiş 2 adet F35'de ABD hangarlarında çürümeye terk edilmiş halde.
S400’ler; her fırsatta kapalı kapılar ardında gündeme getirilen, ABD ile olan ikili ilişkilerde “Demokles’in kılıcı” şeklinde Türk delegasyonunun önüne konulan bir meseleye dönüşmüş durumda. Halk bankası ve Madura’nın Türkiye ile olan ikili ilişkileri de ABD’nin gizli ajandasında tutuluyor. Yakında bu konularda ABD'den yeni bir hamle gelebilir, İran savaşı şimdilik perde oluyor.
S400’lerin iadesi mümkün değil, imhası ya da ABD destekli bir yapıya teslim edilmesi öngörülebilir. Ankara şimdilik bu sorunu çok kaşımıyor, bazı talepler isteniyor, karşılanırsa F35 programına dönüş yaparsınız deniyor. Ruhban okulu bunun için bir done olabilir, hatırda tutalım.
Trump son dönem demeçlerinde, NATO’nun etkisini yitirdiğini, gerekirse ayrılabileceklerini ifade etti. Diplomatik manası, NATO işe yaramaz, artık yükünü çekmek istemiyoruz, AB’de NATO ya yeterli mâlî destek sağlamıyor, çoğu giderler ABD tarafından karşılanıyor şeklinde anlaşılıyor. NATO’ya olan ilgi ve değer biçme Trump tarafından aşağılarda.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Barrack Türkiye’nin elindeki S400'ü almak ve F35 programına yeniden dönüş açısından, NATO’yu ön plana sürebiliyor. NATO’nun Kuzey doğu kanadının en güçlü ekibi ve vazgeçilmez parçası olarak nitelendiriyor, Türkiye’yi baş tacı gösteriyorlar.
NATO’nun etkisini yitirdiğini ifade ederken, çıkarları söz konusu olduğunda, diplomasiyi tersten kullanarak, bizzat Erdoğan’ı muhatap alıp adeta Türkiye’nin sırtını sıvazlıyorlar. Bu tavırlar hayra alamet değil.
Hava savunma sistemlerinden Türkiye’nin vazgeçmesi bir yerde istense de, bu planın devreye sokulması mümkün değil. Türkiye savunma sanayi konusunda hayli mesafe almış durumda. Barrack zaten samimi değil ve diplomatik tavrı da doğru değil, tehdit dilini kullanıyor. Samimi olduklarına kimse inanmıyor.
Ortadoğu ile ilgili açıklamalarını hatırlayın. Suriye’deki basın toplantısında Arap gazetecileri hayvana benzeten ve azarlayan söylemi hâlâ hafızalarda. Orta Doğu’yu, (sınırları) biz çizdik, istediğimizi yaptık, gereğini de yaparız mesajını içeren üstten tavırlar karşılık bulmuyor. Ankara ve Türkiye çok değişti. ABD-İran savaşı sonrası, Türkiye’nin hedef tahtası olabileceği üzerinde dış basında yayınlar körükleniyor. Özellikle İsrail ve MOSSAD destekli PİAR çalışmaları hız kesmiyor. Türkiye’yi dizayn etme arzuları ortada. Yunanistan’ın S300’leri almasına okeyleyen, Yunan topraklarında onlarca üs kuran ABD’ye güvenmiyoruz. Kulağınıza küpe olsun.