Ve kurtuluşa eren mü’minlerin huşu ile namaz kılmalarının ve namazda devamlı olmalarının yanında diğer özellikleri şöyle ifade edilir surede;
“Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;
Onlar ki, zekâtı verirler;
Ve onlar ki, iffetlerini korurlar; ancak eşleriyle ilişkiden kınanmış değillerdir.
Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.
Yine onlar (o müminler) ki, verdikleri sözleri yerine getirirler.
İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır;
(Evet) Firdevs'e vâris olan bu kimseler, orada ebedî kalıcıdırlar. 12
Ahzab Suresi’nde ise bağışlayacağı ve mükâfatlar vereceği müminlerin özelliklerini sıralar. Bu özellikleri yaşam haline getirin mü’minler bağışlanarak, Cennette ödüllendirileceklerdir. Bu özelliklerin içinde yine hâşiun ve hâşiat vardır.
“Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taate devam eden erkekler ve taate devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır. 13
Yine Allah; “Şüphesiz onlar hayırlarda yarışırlar ve hem istek hem de korku ile bize yalvarırlardı. Böylece onlar bize karşı huşû sahipleri olmuşlardı. “ buyurur.14
Bu iki ayette bize ifâde edilen, yapılması gereken namazda huşû içinde olunması gerektiği gibi hayat boyu yaşamda da olunmalıdır. Yani nerde olunursa olunsun Allah hissedilmeli ve saygısızlığı gerektirecek haramlardan uzak, helal dairede, farzlar yerine getirilmelidir.
Zaten mü’min namazda huşû içinde ise, namaz dışında da, günlük hayatında da işlerini yaparken, konuşurken Allah’ın varlığını hissedecektir. Allah’ın kendisini gördüğünü bilerek hareket edecektir.
Onun için Allah istememesine rağmen haramları işleyen, Allah istemesine rağmen farzları terk eden huşû içinde değil demektir, Allah korkusu ve Allah saygısı yok demektir. Müslüman bu duruma düşmemelidir.
Onun için namazda ve günlük hayatta Allah’a saygısız davranmamak ve hoşnut olacağı hayat yaşamak için mücâdele edilmesi gerekir. Nefisle, şeytanla ve şeytanlaşmış insanlarla mücadele edilmesi gerekir. Yani onlara aldanmamak gerekir.
Bunun için, bu mücadele ve mücâhede için Allah; “Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah'a saygıdan kalbi ürperenler (hâşiûn olanlar) dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir.“ 15
Allah’ı samimî seven ve bağlı olan, O’nun azabından korkan namazını huşû içinde kılarak ve sabrederek kendisinden yardım isteyen müminler için namaz ve diğer ibadetler ağır gelmez.
Yine Allah’ı samimî seven ve bağlı olan, O’nun azabından korkan ibadetleri sabırla yapar, musibetlere ve günahlara karşı dayanma sabrını gösterir. Bu ona ağır gelmez.
Ne mutlu hâşiun ve hâşiat özelliklerini taşıyanlara.
Rabbim bizleri de bu mutluluklar sınıfından eylesin.
Dipnotlar:
12- Mü’minun Suresi: 3-11.
13- Ahzab Suresi: 35.
14- Enbiya Suresi: 90.
15- Bakara Suresi; 45