"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Conkbayırı’nda gün batarken

Durmuş Ali İnci
12 Ekim 2019, Cumartesi 00:17
İki torunum Onur ve Emir’le Çanakkale Gelibolu Yarımadası’nda bütün savaş alanlarını gezmiştik.

Kabatepe Tanıtım Merkezi’ndeki 55 dakikalık simülasyon gösterilerini seyrederken, sallanan gemiler üstünde birden patlayan top güllelerinin dehşetli gürültüleri arasında irkildik. Sanki savaşın içinde gibi heyecanlandık. O heyecan ve duygularla Kocaçimen Tepeye doğru kıvrılarak yükseldik. Tarihe şan vermiş, külliyen şehit düşmüş 57. Alay’ımızın Saka Ali’sini, Kınalı Hasan’larını, Millî Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un deyişiyle “Ancak Bedrin arslanları bu kadar şanlı idi” sözlerini o kahramanlara bağırarak şehitliği ziyaret ettik. Mezar taşlarında tanıdık hemşehri aradık. Birlikte duygulanıp ağladık. Ancak asker adam ağlamazdı. Haydi sıkın dişlerinizi yürüyün şu Korku Deresi’ne doğru deyip koşarak indik Mehmet Çavuş Abidesi’nin yanına. Zalim İngilizlere binler nefret ettik. Aldatılıp ta uzaklardan Avustralya ve Yeni Zelanda’dan getirip buradan Arıburnu Yarları önünde çıkartma yaparak Mehmetçikle çarpıştırıp gençliğine doyamadan vefat eden genç fidanlar için üzüldük. Bizleri vahşi yamyamlar gibi anlatmışlardı. İki aylık eğlence gibi geçen gemi yolculuğundan sonra Mehmetçiğin top gülleleri, tüfek sesleri, birer ateş parçası gibi parlayan gözleri, Allah Allah nidalarıyla top, tüfek sesleri arasında kulakları yırtan, düşmanını korkudan çatlatan sözleri karşısında savaşın ne demek olduğunu anlamışlardı. Ancak gitmek gelmekten daha zordu.

Sonra Arıburnu Yarları’nın üstüne vardık. Bir koca ANZAC Tugayı bu daracık alana inmiş, sağdaki Korku Deresi’nden, diğer bir kısmı da soldaki Çaltı Deresi yamaçlarından 57. Alay siperlerine doğru çalılıkların arasından ilerliyordu. Bizim iki kahraman dürbünleri ile gözleyip savaşı hayalen yaşamışlardı. Çok üzgündük. Ne istemişlerdi bu gencecik liseli gençlerimizden? Yazık değil miydi 253.000 şehid düşmüş genç fidanlara. Artık yerimizde duramaz olmuştuk. Bu gençleri biraz bu sıkıntılı havadan uzaklaştırmalıydım.

1980’li yılların başıydı. Namı değer Netekim Paşa’nın (Kenan Evren) 12 Eylül Darbesi’nden bir gün sonra Çanakkale Eğitim Enstitüsü’nde göreve başlamıştım. O yıllarda kimse bu savaş alanlarını gezmezdi. Biz, birkaç öğrencimle beraber bisikletle 120 km. yolu dolaşıvermiştik. Seddülbahir Köyü’nde savaş zamanında çocuk olan Hüseyin Ersavaş isimli bir ağabeyle tanışmıştık. Ertuğrul Koyu’nda Yahya Çavuş Şehitliği’nin sağ alt tarafında bir ahlat ağacının gölgesinde bize Arıburnu Yarları’nda geçen bir hikâye anlatmıştı. O zaman çok gülmüştük. Birden aklıma o hikâye geliverdi. Şu gençlere de anlatayım, onlar da gülsünler istedim. Gerçek ya da sonradan söylenmiş olabilir. Ancak burada anlatmakta bir sakınca görmemiştim. Biz mesleğe ilkokul öğretmeni olarak başlamıştık. Çocuk psikolojisi bizim en önemli derslerimizdendi. Nihayet anlatmaya başladım.

ANZAC Tugayı tam Arıburnu Yarları önüne çıktıklarında Türk Subayı Mehmetçik’lerden birini çağırarak,

- Evlâdım! Şu çalılıklar arasından git yarların arkasında düşmanı gözetle. Dikkat et, yukarıya çıkmış olabilirler.

Mehmetçik bu emir üzerine koltuğunun altında sakladığı o gün dağıtılan ancak giymeye fırsat bulamadığı bir bohça içindeki yeni elbiselerini giymek için çalıların arasında soyunmaya başlamıştı. Tam soyunduğu bir anda çalılar arasında ilerlemekte olan düşman askeri çıkıvermişti. Düşman onu çıplak görünce şaşkına dönmüştü. Onun şaşkınlığını gören Mehmetçik birden üzerine atlayarak yere indirmişti. Düşman bağırmaya, yakındaki arkadaşlarına sesini duyurmaya çalışıyordu. Mehmetçik ağzını kapatsa da sesini kesememişti. Günlerdir giydiği, az önce ayağından çıkardığı kokmuş çoraplar gözüne ilişmişti. Birden çorapları kaptığı gibi düşman askerinin ağzına tıkmıştı. Düşman susmuş belki de bayılmıştı. Yeni kıyafetlerini bir çırpıda giyen Mehmetçik düşman askerinin silâhını alıp sürükleyerek kimseye görünmeden siperlere kadar gelmişti. Komutanına düşman askerini esir olarak teslim edip düşmanın ilerleyişini de haber verip hızla cenge katılmıştı. Komutan düşman askerine;

- Elinde silâhın varken silâhsız Mehmetçiğe nasıl esir düştün?

- Türk askeri hile yaptı. Zehirli gaz kullanıp beni bayılttı.

Komutan şaşırmıştı. Derhal Mehmetçiği çağırtır.

- Evlâdım! Bak bu askeri zehirli gaz kullanarak bayıltmışsın. Hemen nereden bulduğunu söyle!

- Komutanım ben zehirli gaz falan kullanmadım. Ayağımdan çıkardığım kokmuş çorapları ağzına tıkınca susuverdi!

Bizim gençler Onur ve Emir kahkahayla güldüler. Bir an için savaşın dehşetinden uzaklaşmışlardı. Hikâyeyi anne babalarına bir an önce anlatabilmek için koşarak gitmişlerdi.

Okunma Sayısı: 615
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı