"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Levlake” mi, ya da her şey onun için mi yaratıldı? (2)

E. Ömer Ziya
06 Temmuz 2021, Salı
Neden insan?

Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. (95-Tin / 4)

Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz Sana hamd ederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti. (2-Bakara / 30)

Yukarıdaki âyetten anlaşıldığına göre, Cenab-ı Allah kendisini devamlı surette tesbih ve takdis eden, daimî olarak ibadet halinde bulunan varlıklardan başka bir varlık yaratmayı murad etmiştir; sebebini, hikmetini, keyfiyetini ve mahiyetini meleklerin bilmediği… Nitekim, İlâhî iradenin beyanıyla, hayret ve şaşkınlık halindeki meleklere “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” (2/30) buyurarak, cevap vermiştir...

Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Bana bunların isimlerini bildirin” dedi. (2-Bakara / 31)

Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan Sensin” dediler. (2-Bakara / 32)

Âyetin (2/32) beyanına göre, melekler Allah’ın kendilerine sorduğu ve açıklamalarını emr ettiği bilgiyi, varlık âlemi üzerinde tecelli eden isim ve sıfatların manalarını ve/ya hikmetlerini murad-ı İlâhî’ye uygun bir keyfiyette beyan edecek idrak mertebesinde olmadıklarını “Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur” diyerek itiraf etmişler. Bunun üzerine, Allah, şöyle dedi: “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki Ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da Ben bilirim demedim mi?” dedi. (2-Bakara / 33)

Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen secde etmişler (saygı ile eğilmişler), … (2-Bakara / 34)

Nasıl ki, “Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti.” Hazret-i Âdem’in melâikelere karşı kabiliyet-i hilâfet için bir mu’cizesi olan tâlim-i esmâdır ki, bir hadise-i cüz’iyedir. Şöyle bir düstur-u küllînin ucudur ki: 

Nev-i beşere câmiiyet-i istidat cihetiyle tâlim olunan hadsiz ulûm ve kâinatın envâına muhit pek çok fünun ve Hâlıkın şuûnât ve evsâfına şâmil kesretli maarifin tâlimidir ki, nev-i beşere, değil yalnız melâikelere, belki semâvât ve arz ve dağlara karşı emanet-i kübrâyı haml dâvâsında bir rüçhaniyet vermiş; ve heyet-i mecmuasıyla arzın bir halife-i mânevîsi olduğunu Kur’ân ifham ettiği misillü, … (Sözler, 20. Söz, 1. Makam)

“Hazret-i Âdem aleyhisselâmın dâvâ-yı hilâfet-i kübrâda mu’cize-i kübrâsı, tâlim-i esmâdır” diyor. İşte, sair enbiyanın mu’cizeleri birer hususî harika-i beşeriyeye remzettiği gibi, bütün enbiyanın pederi ve divan-ı nübüvvetin fâtihası olan Hazret-i Âdem aleyhisselâmın mu’cizesi (Allah’ın esma ve sıfatlarının bilinip anlaşılması), umum kemâlât ve terakkiyât-ı beşeriyenin nihayetlerine ve en ileri hedeflerine, sarahate yakın işaret ediyor.

Melekler, insanın kendilerinden daha üstün özelliklerini görünce İlâhî emre itaat ederek secde etmişler. Peki insanı bütün varlıkların üzerine çıkaran ve üstün kılan özelliği nedir?

Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi… (33-Ahzab / 72)

İNSAN, en güzel surette yaratılan, en harika özelliklerle, en ince algı, duygu ve hislerle donatılıp, en yüksek gayeleri ve en zengin manaları akl ve idrak ile şu’r edip, Allah’ın yeryüzündeki halifelik ünvanı olan O BÜYÜK EMANETİ, o ağır yükü ve sorumluluğu omuzlayıp taşıyabilecek istidat ve kabiliyetlerle donatılmıştır.

Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık. (17-İsra / 70)

Cenâb-ı Hak (celle celâlühü) mânen şu âyetin lisan-ı işaretiyle diyor ki: “Ey benî Âdem! Sizin pederinize, melâikelere karşı hilâfet dâvâsında rüçhaniyetine hüccet olarak, bütün esmâyı tâlim ettiğimden; siz dahi, madem onun evlâdı ve vâris-i istidadısınız, bütün esmâyı taallüm edip, mertebe-i emanet-i kübrâda, bütün mahlûkata karşı rüçhaniyetinize liyakatinizi göstermek gerektir. Zira kâinat içinde, bütün mahlûkat üstünde, en yüksek makamâta gitmek ve zemin gibi büyük mahlûkatlar size musahhar olmak gibi mertebe-i âliyeye size yol açıktır. Haydi, ileri atılınız ve birer ismime yapışınız, çıkınız. (Sözler/20. Söz, 2. Makam)

... tâlim-i esmâ meselesi, ya Hazret-i Âdem aleyhisselâmın melâikenin inkârlarına karşı mu’cizesi olup, melâikeyi inkârdan ikrara icbar etmiştir; yahut melâikenin, hilâfetine itiraz ettikleri nev-i beşerin hilâfete liyakatini melâikeye kabul ettirmek için izhar ettiği bir mu’cizedir. (İşârâtü’l-İ’câz/31-33 Âyetlerin izāhı)

DEVAM EDECEK

Okunma Sayısı: 870
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı