(Dünkü yazımızda, fitneye karşı nefis muhasebesinin önemine ve düşen kardeşimize şefkatle el uzatmanın lüzumuna değinmiştik. Yazı dizimizin bu son bölümünde, hakiki ittihadın kapısını açan ihlas ve "terk-i enaniyet" hakikatini tefekkür ediyoruz.)
Ayrılık Değil, İttihad Vakti
Önceki yazılarımızda da ifade ettiğimiz üzere, bu çalkantılı asırda şahs-ı manevînin kalesini muhafaza etmek, ferdî akılları ve şahsî hisleri bir kenara bırakmakla mümkündür. Zira Risale-i Nur terminolojisinde hakiki ittihad; evvela kendi nefsini tezkiye etmiş, hüsn-ü zannı esas almış ve enaniyetini terk ederek kardeşlerinde fani olmuş (sırr-ı tefani) samimi kalplerle tecellî eder.
Nefsinin arzularından sıyrılan ve benliğini hakikat havuzunda eriten bir fert, artık cemaatin ve şahs-ı manevînin ruhuyla hareket etmeye başlar. Hakiki ihlas ise; şahsi menfaatleri, makam sevdalarını, enaniyeti ve taraftarlık hislerini bir kenara bırakıp sırf Rıza-yı İlâhî için "buz parçası hükmündeki enaniyetini, o havuzun içine atıp eritmektir."
Hakiki bir sadakatle ve ihlas-ı tam ile birbirine bağlanan sineler, ne harici cereyanların şiddetiyle sarsılır ne de içteki muvakkat kırgınlıklarla dağılır. Sert rüzgârlar karşısında dağılmak değil, birbirimize daha sıkı sarılmak; ayrılık yollarını değil, ittihad ve ittifak kapılarını sonuna kadar açmak zorundayız.
Son Söz: Emanete Sadakat
Bizler, bu asırda Kur'ân ve iman hizmetinin omuzlarımıza yüklediği ağır fakat bir o kadar da şerefli bir yükün taşıyıcılarıyız. Birlikte rahmet, ayrılıkta ise açık bir zahmet ve felaket vardır. İçinde bulunduğumuz gemi hepimizin gemisidir; bu gemiyi fırtınalı denizlerden sahil-i selamete çıkaracak olan ise, şahsi gayretlerimizden ziyade ihlasla kenetlenmiş bir şahs-ı manevîdir.
Şahsi iktidar hesaplarını, teferruat sayılacak ihtilafları ve nefsanî kırgınlıkları arkamızda bırakıp, şahs-ı manevînin sarsılmaz kalesinde kenetlenmek; istikamet üzere bir arada kalmak sadece şahsi bir tercih değil, omuzlarımızdaki kudsî bir emanettir.
Rabbim bizleri hakiki ihlasa muvaffak eylesin; "ben"i "biz"de eriten, uhuvveti ve ittihadı hayatının merkezine koyan hakiki rükünlerden eylesin.
(Son)