"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şahs-ı Manevinin Kalesinde İttihad-ı Kulub (1)

Ersin ACAR
16 Eylül 2026, Çarşamba
​Zamanın çalkantılı denizlerinde, asrın dehşetli fırtınalarına karşı sığınabileceğimiz en müstahkem kal’a; şüphesiz ki Kur’ân’ın bu asra bakan feyzinden neş’et eden şahs-ı manevî kalesidir.

Bu kudsî kervan içerisinde yer almak, hakikate gönül vermiş her birimizin hayatındaki en büyük devlet, en parlak mazhariyettir. Lakin unutmamalıyız ki; davanın kudsiyeti ve hakikatin masumiyeti, o davayı omuzlayan bizlerin insanî kusurlardan azade olduğu anlamına gelmiyor.

Başta kendi nefsim olmak üzere, hiçbirimiz bu ağır imtihandan ve aldanıştan müstesna değiliz. Hayatın ve hizmetin akışı içerisinde kardeşlerimizin güzel meziyetlerine şahit olduğumuz gibi, kendi iç dünyamızda da beşer olmanın getirdiği noksaniyetleri ve nefsanî zaafları bizzat yaşıyoruz. Esas imtihanımız da tam bu noktada başlıyor: Kendi birikimimizi, hünerimizi ve enaniyetimizi cemaatin kolektif aklı olan şahs-ı manevînin havuzunda eritip "ben"i "biz"e dönüştürebilmek...

Nefsin Sinsi Tuzağı: Benlik Sevdası

Ne yazık ki zaman zaman hepimiz, farkında olarak ya da olmayarak kendi fikirlerimizi, kişisel meziyetlerimizi veya etrafımızda oluşan teveccühleri şahs-ı manevînin hakiki ağırlığının önüne koyma tehlikesiyle yüz yüze geliyoruz. Şahs-ı manevînin bir ferdi olmayı, hakiki anlamda "şirket-i maneviye-i uhreviye"nin sadık bir rüknü olarak kalmayı kolay elde edilir bir makam yahut teferruat zannetmek, nefsin desiselerine kanarak düştüğümüz sinsi bir aldanıştır.

Kendi içimizde büyüttüğümüz küçük bir kırgınlık, bir anlık iletişim tıkanıklığı, kulaktan kulağa taşınan ehemmiyetsiz laflar yahut mesai arkadaşlığı hukukundaki ihmallerimiz; zamanla şahsî çatışmalara ve ardından derin kopuşlara zemin hazırlıyor. Haricî siyasî cereyanlar veya muvakkat rüzgârlar ise, zaten kendi nefsimize yenilerek zedelediğimiz bu insani ve imânî bağların kopması için sadece birer bahaneye dönüşüyor.

Oysa dönüp kendi halimize baktığımızda görmeliyiz ki; ne kadar haklı veya donanımlı olursak olalım, şahs-ı manevînin istikametinden ve ana gövdeden ayrıldığımızda ferdî bir mum gibi erimeye mahkûmuz. Asıl hüner; nefsimizi ayaklarımızın altına alıp kendi doğrumuzu şahs-ı manevînin meşveret süzgecine tahlil ettirebilmek; aynı gemide bulunmanın şuuruna varıp fırtınalı denizlerde rotayı şaşırmamaktır.

Geçici rüzgârlar ve muvakkat cereyanlar, asırlık kökleri olan bir hakikat ağacının yapraklarını kımıldatabilir; ama o ağacın gövdesini sarsmaya gücü yetmez—yeter ki biz kendi içimizde dağılmayalım.

Peki, içimizdeki fitne odaklarına karşı en büyük basiret imtihanını nasıl vereceğiz? Birbirimizin kusurlarına bakarken takınmamız gereken Nebevî ahlak ve hakiki şefkat ölçüsü ne olmalıdır?

(Devam edecek)

Okunma Sayısı: 111
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı