Müslüman zihninin asırlardır biriktirdiği en tatlı hülya, hiç şüphesiz karanlıkları defedecek o haşmetli sabahın husulüdür. Bir gün gelecek; adaletin sancakları burçlara dikilecek, mülk emniyete kavuşacak ve nesiller boyu çekilen çileler debdebeli bir zaferle taçlanacaktır. Şairin; “Gergin uykulardan, kör gecelerden / Bir sabah gelecek kardan aydınlık” terennümü, bu köklü inkılap arzusu ve kolektif intizarın edebiyata akseden en gür seslerinden biridir.
Fakat tarihin ve zihnin kıvrımlarında sormamız gereken yakıcı bir sual vardır: Aradığımız o nur, orduların adımlarında ve siyasetin dalgalı denizlerinde midir; yoksa kalbin ve aklın tenvir edilmesinde mi?
Manevi Seyir: Siyasetin Geniş Dairesinden Kalbin Merkezine
Bediüzzaman Said Nursi’nin düşünce ufkundaki seyir, tam da bu sualin cevabını barındıran muazzam bir ibret aynasıdır. Eski Said döneminde, İslam aleminin kurtuluşunu siyaset ve içtimaiyat gibi geniş dairelerde, maddi bir ihya ve izzet hamlesinde arayan o vizyon; yerini Yeni Said döneminde sarsılmaz bir hakikate bırakmıştır.
Geniş dairelerin tantanası, insanın ebedi hezimetine çare olamazdı. Çürüyen bir bina, dışarıdan boyanmakla kurtulamayacağı gibi; imanı sarsılan bir cemiyet de sadece siyasi zaferlerle ayakta kalamazdı.
“Kurtarıcı bir el, bir güç, bir lider” bekleyen Doğu’nun kadim hissiyatı, Bediüzzaman’ın ikazıyla yön değiştirmiştir: Asıl kriz kalptedir, asıl fetih zihindedir; beklenen nur, orduların adımı değil, Kur'an’ın kalplere sirayet eden hakikatidir.
2. bölüm
Beklentinin Mahiyeti: Siyasi Hülyalardan Hakikat-i İmana
Aragon’un veya Karakoç’un mısralarında şahlanan, ezgilerde feveran eden "kardan aydınlık", avamın zihninde hep maddi bir devlet, siyasi bir galibiyet olarak tecessüm etti. Halbuki küfrün ve şüphenin fırtınası, sarayları ve iktidarları değil; insanlığın imanını, ahiretini ve manevi varlığını tehdit ediyordu.
Beklenen (Maddi Hayal)
Gerçekleşen (Manevi Hakikat)
Siyasi Muzafferiyet: Dış alemde güç ve hakimiyet tesisi.
İmani İnkılap: Zihinlerdeki şüphe ve dalaletin inhidamı.
Geçici Sahne: Dünya hayatına mahsus, fani debdebe.
Ebedi Saadet: Ahireti kurtaran tahkiki iman nuru.
Geniş Daire: Siyasetin çalkantılı ve aldatıcı zemini.
Dar Daire: Kalp ve aklın ihyası, hakiki marifetullah.
Kör gecelerden çıkış, iktidar koltuklarına oturmakla değil; zihni kelepçeleyen "düğüm düğüm bilmecelerin" çözülmesiyle mümkündür. İnsanın "Neciyim? Nereden geliyorum? Nereye gidiyorum?" suallerine Kur’an’ın belagatiyle cevap veren Risale-i Nur, tam da bu noktada beklenen o hakiki inkılabın ta kendisi olmuştur.
Siyasi güç, dünyayı imar edebilir; fakat kabir kapısında sönmeye mahkumdur. İman nuru ise, kabri cennet bahçesine çeviren tek hakiki hazinedir.
Şiirin İntizarıyla Risale-i Nur’un İcazı: İki Duygunun Mezc Oluşu
Hasan Feyzi Yüreğil’in edasıyla baksak:
“Güzel oku! Her zerrede coşkun birer mânâ var, Derd ehline bu mânâda canlar sunan edâ var. Aç gözünü Nurlara bak, işte sana tûfan gibi gına var.”
Ezgilerde, şiirlerde tefekkür edilen o "yağmur yağmur yağacak renkler", "daha hoş kokacak otlar ve çiçekler"; mana-yı harfiyle kainata bakan bir müminin gözünde zaten tecelli etmiştir. Zira imanı kurtulan bir insan için kainat matemhane olmaktan çıkıp bir sergi-i ilahiye, bir zikirhaneye dönüşür.
"Cümle şehitlerin omuzlarında" gelen aydınlık, kanın ve kılıcın değil; ebedi saadet uğrunda feda edilen ömürlerin, sarsılmaz sabırların meyvesidir. Toprağın elmasa, yaprağın atlasa dönüşmesi, gözün basiret kazanmasıyla kabildir.
Sözün Özü: Kurtarıcı Dışarıda Değil, Nurdadır
Halihazırda hala siyaset koridorlarında nur arayanlar, kurtarıcı bir mehdi hülyasıyla dünyevi istikbal bekleyenler bilmelidir ki; asıl muazzam inkılap gerçekleşmiştir.
Maddi kılıçların çekildiği çağ kapanmış, akıl ve kalbin ikna edileceği bürhan çağı açılmıştır. "Kardan aydınlık" dedikleri sabah, siyasi iktidarların doğuşu değil; Kur'an hakikatlerinin girmemiş ev, dokunmamış kalp bırakmayacak şekilde gönüllere nüfuz etmesidir. Dünyayı kurtarma hayaliyle ahiretini riske atanlara en veciz ihtar şudur: Siyasi iktidarlar geçer, devletler yıkılır ve kurulur; ancak bir tek insanın imanla kabre girmesi, cihanın bütün saltanatlarından daha büyüktür.