Türkiye’yi idare edenler görmek istemese de ülkemizde ciddî bir adalet meselesi vardır. Daha doğrusu adaletin tecellisinde sıkıntılar var. “Adalet sistemi çok âdil şekilde işliyor” diyen kaç kişi çıkar?
Bununla birlikte Türkiye’yi idare edenler bu noktadaki tenkitlere kulak tıkamaya devam ediyorlar. Onlara göre böyle bir dert yok. Hatta, ellerinden gelse bu sistemi dünyaya ihraç etmek isterler. Nitekim yetkililer şöyle düşündüklerini ilân etmekten geri kalmıyorlar: “Türkiye’deki yargı sistemi, verilen kararlar ve uygulamalar üzerinden belirli çevreler tarafından yıpratılmak istenmektedir. Buna fırsat vermeyeceğiz.” (aa, 7 Şubat 2022)
“Belirli çevreler”in Türkiye’deki hukuk sistemini yıpratmak istemesi mümkündür. Ancak bu çevreleri susturmanın çaresi, adaleti en iyi şekilde tecelli ettirmekten geçmez mi? “Hukukun, adaletin (şeriatın) kestiği parmak acımaz” anlayışına uygun işler yapılsa, hak edene hakkı en kısa zamanda verilse, haksızlık yapanların önü adaletle kesilse ‘bazı çevreler’in Türkiye’yi yıpratmak istemeleri bir netice verir mi?
Şu anki idareciler gerçekten adalet sisteminden memnun olmuş olsalar, bazı mahkemelerin aldıkları kararlara itiraz ederler miydi? Onlar da itiraz ettiklerine ve hatta ‘böyle kararları tanımıyoruz’ deme ihtiyacı hissediyorlarsa demek ki sistemde ciddî bir problem vardır. Üstelik bu meselenin vatandaş penceresinden nasıl göründüğü de önemli değil midir? Bir anket yapılsa ve vatandaşa sorulsa memnun olan kaç kişi çıkar?
Düşünün ki bir siyasî parti lideri gazetecilerin sorularını cevaplandırırken, “Ben adalete güvenmiyorum, kusura bakmasınlar. Allah muhafaza etsin, herhangi bir şey benim veya yakınımın veya bir kardeşimizin başına gelir de giderse mahkemeye, oradan âdil bir karar çıkacağına itimadım yok” demişti. (4 Şubat 2022)
Esasında bugün “Bizde adalet çok iyi tecelli ediyor” benzeri beyanlarda bulunan iktidar mensupları da içten içe bu sahada problemler olduğunu biliyorlar. Ancak kamuoyuna hitap ederken farklı konuşuyorlar.
Peki bu tablo Türkiye’ye yakışıyor mu? Kim, hangi idareci, hangi siyasetçi ‘âdil olmayan bir sistem’i savunur? Savunsa bu durum Türkiye’nin menfaatine mi olur?
Bir gün dahi vakit kaybetmeden hak, hukuk ve adalet çizgisine gelmekte sayısız faydalar vardır. Türkiye’nin aleyhinde olanları susturacak şey, adaletin hakikaten tecelli etmesinden geçer. Öyle bir adalet sistemi olmalı ki ‘dost da düşman da’ buna sahip çıksın ve alkışlasın.
Ekonomik, sosyal ve siyasî krizleri konuşuyoruz, ama esas mesele adalete olan güven meselesidir. Türkiye adalete güveni tesis edebilirse diğer krizler de zincirleme olarak çözülür inşallah.