"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hukuk cinayetleri olmasın

Faruk ÇAKIR
17 Mayıs 2022, Salı
Türkiye tarihi, başka pek çok yanlışın yanında büyük hukuk cinayetlerine de şahit olmuştur. Bunlardan biri de, 14 Mayıs 1950’de “Yeter, söz milletindir!” diyerek Halk Partisi iktidarına son veren Demokrat Parti’ye 10 yıl sonra kurulan tuzaktır.

Hatırlanacağı üzere Demokrat Parti 14 Mayıs 1950’de yapılan serbest seçimlerde milletin teveccühünü kazanmış ve 10 yıl boyunca Türkiye’yi ‘tek başına iktidar’ olarak idare etmiştir. DP demek bir bakıma merhum Adnan Menderes demektir. Menderes, milletin hem reyini hem de duasını almış bir siyasetçidir. Milletin sevgisini kazanan bu siyasetçiyi seçimlerle mağlup edemeyeceğini anlayan komiteler, askeri bir darbeye zemin hazırlamış ve nihayetinde 27 Mayıs 1960 darbesi yapılmıştır. 

Görünüşe göre Menderes ve arkadaşları ‘bağımsız mahkemeler’de yargılanmış, fakat bu mahkemelerin bağımsız olduğuna mahkemeleri kuranlar dahi inanmamıştır. Öyle ki, mahkeme başkanı, yargılama devam ederken “Sizi buraya tıkan kuvvet öyle istiyor” diyerek hukuksuzluğu ilan etmekten çekinmemiştir.

DP’nin 14 Mayıs 1950’deki zaferini iyi tahlil etmekte fayda var. “Çok güçlü” görünen ve her türlü maddi imkân sahip ‘tek parti’ milletin reyleriyle mağlup olmuştur. Burada Menderes ve arkadaşlarının samimi çalışmalarının yanında, haksızlıklar karşısında milletin canından bezdirilmiş olmasının da etkisi vardır. Neticede fiili ve kavli dualarla ‘değişmesi mümkün olmaz’ denilen bir ‘tek parti’ milletin helal reyleriyle alaşağı edilmiştir.

14 Mayıs 1950’deki zafer ne kadar dikkat çekiciyse, 27 Mayıs 1960’daki hukuk cinayeti de o kadar dikkat çekicidir. Türkiye’nin bugün çektiği sıkıntıların sebepleri arasında, muhtemelen o gün yapılan yanlışların da bir payı vardır. Halk arasında “Dede erik yemiş, torununun ağzı ekşimiş” diye bir söz vardır. İşte 1960’daki hukuk cinayeti 2020’lerde dahi olsa Türkiye’nin önünü tıkayabiliyor.

Elbette ‘eski’ye takılıp kalmak çare değil. Önemli olan o günkü ve sonraki ‘hukuk cinayetleri’nden ibret ve ders alıp, benzer hukuk cinayetlerine imkân ve fırsat vermemektir. Türkiye’nin o günlük hukuksuzluktan tam olarak dersini aldığını söylemek kolay değil. Çünkü benzer bir yanlış 12 Eylül 1980’de de yapıldı ve halen o günlerde yapılan ‘darbe anayasası’ ile idare ediliyoruz. 1960 ve 1980’deki bu ‘hukuk cinayetleri’nden gerekli dersler alınmış olsa; yeni ve eskilerini aratmayan ‘yeni bir anayasa’ hazırlanmış olması gerekmez miydi?

Türkiye, yakın tarihi bu gözle de incelemek durumunda. Menderes ve arkadaşlarının yaptığı hizmetlerin tam olarak bilindiği ve hatırlandığı söylenebilir mi? Ayrıca, Menderes’in ilk icraatının ‘ezan yasağı’nı sona erdirmek olduğunu unutmayalım. ‘Hukuk cinayetleri’nin olmadığı bir Türkiye için el ele vermek şart, vesselam.

Okunma Sayısı: 1919
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mehmet Kuloğlu

    17.5.2022 08:00:04

    Hukukun katledildiği yerde hukukun varlığından söz edilemez. Ortada hukuk yok ki katledilsin.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı