"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Akademisyen ve Öğrenci Röportajları

05 Ağustos 2026, Çarşamba 10:33
Sınav maratonu sona erdi. Bir yıl boyunca hayallerindeki üniversiteye yerleşebilmek için emek veren öğrenciler, şimdi tercih döneminin heyecanını yaşıyor. Tercih sürecinde karar verirken öğrencilerin ve ailelerin dikkat etmesi gereken hususları alanında uzman isimlerden Düzce Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde Öğretim Üyesi olarak görev yapmakta olan Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç ile konuştuk.

Üniversite ve meslek seçerken iş garantisi ve popülerlik mi dikkate alınmalıdır, yoksa fıtrat ve karakterin hangi mesleğe yatkın olduğu mu dikkate alınmalıdır? 

- Öncelikle fıtrattan ne anlıyoruz o önemli. 

- Fıtratı keskin ve mutlak sınırlı bir karakter olarak algılamak doğru olmaz. Fıtrat bir potansiyeldir. Her insanda hemen hemen çoğu meslek için -az da olsa- potansiyel vardır. Örneğin her insan az da olsa ata binebilir veya marangozluk yapabilir. Bu potansiyel, üstüne düştükçe açığa çıkacaktır. İnsan zamanla yaptığı ve başardığı şeyi sever. Ki günümüzde artık mesleklerin sınırı da o kadar keskin değil. Bazı gelişmeler ile bazı mesleklerin içerikleri değişebilir. İnsan başladığı işle hayat boyu devam etmeyebilir. Ve “bu benim karakterim, fıtratım” sanılan anlık heves ve heyecanlar da hayat boyu devam etmeyebilir. Bundan dolayı “Fıtratımdan dolayı mutlaka şu işi yapmalıyım.” gibi bir mantık doğru değildir. Bu işin sonucunda ben iş yapacağım düşüncesi olmalıdır, maişet hususunu da dikkate almalıdır. 

Karakter ve fıtratına uygun olan istediği bölümü tercih edecekken, iş bulma tereddüdüne girenlere ne tavsiye edersiniz? 

- “Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası: Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası!” demiş Mehmet Akif. Yani anlık heyecanlar ile maişetten uzak düşmemek lazım. Maişeti hesaba katmak lazım. Ben bu bölümü bitirince ne yapacağım diye hesap etmeli. Bana bu bölüm ne kazandıracak gibi düşünceler içinde olmalı. “Polyannacılık” oynamaya gerek yok. 

Gençlerimiz seçecekleri mesleklerde hangi temel insanî ve akademik becerilerle donanmalılar ki mezuniyet sonrasında hüsrana uğramasınlar? 

- Evvelâ seçmiş olduğu mesleği hayatın içinde düşünmeli, çünkü yarın öbür gün bizzat yaşayacak. Ve insanlarla iletişim mecburiyetinde olacak. Bu iletişimin temelinde sevgi, hoşgörü, beraber iş yapabilme, meşveret mantığı gibi sosyal beceriler bulunmalı. Ve bu beceriler üniversite okurken kazanılmalı. Mesleğe çıktığında kuru akademik bilgiden ziyade sosyal beceriler ile donanmış olmalı. Bu becerileri edinmek için kitap okumalı, dil öğrenmeli, “peşin hükümcü” zihniyetten kaçınmalı. Yani farklı fikir ve kültürden her insanla az da olsa konuşabilmeli. “O şuralı, bu böyle düşünüyor, bu şucu...” gibi peşin hükümler ile yaşayan insan, farklı görüşlere açık olmaz. Bu da sosyal bir problemdir. Okulda bunlar ders verilmiyor. Bunları birey kendi çabası ile ne yapıp edip edinmeli. Velhâsıl, teoriği pratiğe dökmelidir. Mesleğin kuru bilgiden ibaret değil hayatın içinden olduğunu kavramalıdır. Buna göre de tedbir almalıdır. 

Ailelere bu süreçte düşen ideal rehberlik ve şefkat rolü nasıl olmalıdır? 

- İlk önce üniversite adayı, kendi zihninde bir muhasebe yapmalı. Aldığı puana bakıp “Bu puan ben miyim? Değil miyim” diye düşünmeli. 

- Yani yeniden mi hazırlanayım yoksa bu puanla tercih mi yapayım diye önce öğrenci kendini bir tartması lazım. Bu konuda bir kanaat edinince, kanaatini de özgürce ailesine söyleyebilmeli. Burası çok önemli. Ailesi ile yaptığı meşverete de saygı duyması lazım. 

- Bir diğer husus: aile üyeleri, meşveret ederken adaya meslek dayatması yapmaması lazım. Meslek tanıtımı yapabilir, beraber araştırılabilir, veriler üzerinden beraber istişare yapılabilir. Ama hevesler üzerinden dayatma olmamalıdır. Zîrâ o heves edip dayatılan meslek genelde anlık popülerdir. Günümüzde popüler meslekler çok dinamik. Her an liste değişebiliyor. 

- Aile ile yapılan istişare ile beraber karar verilmelidir. 

- Şehir tercih ederken de yapılacak mesleğin iş alanları düşünülmeli. Örneğin sanayi ile ilgili bir meslek ise sanayi merkezlerine yakın şehirleri tercih etmek mantıklı olacaktır. Ama şehir tercihi çok öncelikli bir mevzu da değil. Zira artık dünya küçük bir köy gibi oldu. Her şehirde hemen hemen her şey var. Bu tercihlerde ekonomi boyutunu da gözetmek lazımdır. Hedeflenen şehirde temel ihtiyaçları karşılama masrafları hesap edilmeli, istişare ile karar verilmelidir. 

Hocam, günümüzde âdeta “herkes üniversite okumalı” şeklinde dayatılan genel bir algı var.

Bunun neticesinde istihdam karşılığı olmayan birçok bölüm açıldığını ve milyonlarca üniversiteli işsiz ordusu oluştuğunu görüyoruz. Eğitimin duayen bir ismi olarak, sırf ‘diploma sahibi olmak’ adına üniversite okuma furyasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce herkes gerçekten üniversite sıralarından geçmeli mi, yoksa gençlerimizi kabiliyetlerine göre erken yaşta mesleki eğitime ve üretime yönlendirmek daha mı sağlıklı olur? 

- Baştan şunu ifade edeyim ki üniversite okumak kıymetli. Üniversite sadece diploma ve meslek edinmek için okunmaz. Entelektüel düşünme sistemi geliştirmek, sosyal beceri katmak gibi çok yönlü bir mesele. Tabiî herkes üniversite okusun diyemeyiz ama kültürel zenginlik ve geniş çaplı düşünme artıları katar üniversite hayatı. 

- Bâzı kişiler aile, çevre, ekonomik durum gibi etkenlerle üniversite okumayı düşünmeyebilir. Örneğin aile şirketi vardır, tüccarlardır. O mesleği devam ettirmek istiyor olabilir. Ama üniversite okuması buna engel değil. En azından açıktan da olsa bir üniversite bitirmek faydalı olur diye düşünüyorum. Okuyup yeni bilgiler edinmek kişiyi zinde tutar, geliştirir. Belki örnekteki o tüccar kişi işletme okur, öğrendiği bilgileri mesleğine katar, daha verimli iş yapar. Tabiî yine ifade edelim ki “herkes okuyacak” gibi bir dayatma yapamayız. Ama imkânı olanlara okumalarını tavsiye ederiz. 

Sizce gelecekte hangi meslekler demode olur, hangileri revaç bulur? 

- Meslekleri ikiye ayırabiliriz: İnsan ilişkilerine dayanan ve dayanmayan meslekler. 

- İnsan ilişkilerine dayanan meslekler içerik değiştirir ama yok olmaz. Örneğin öğretmenlik. Bu meslekteki içeriği teknoloji geliştirebilir ama insanı devre dışı bırakamaz. 

- Ama insan ilişkisine ihtiyaç duyulmayan, makinelerin yapabildiği işler çok daha hızlı değişir. Örneğin kalem yerine matbaa gelmesi. Bu türlü değişiklikler ise başka meslekler doğurur. Bundan dolayı kişiler başladığı meslekle devam etmeyebilir. Binaenaleyh bu tarz meslekleri seçen/seçecek olan kişi kendini yan mesleklere hazır tutmalıdır. Bu mesleklerde değişim olacaktır. Ben buna ayak uydurabilecek miyim diye kişi kendine sormalı, tedbir almalı. “Ben mezun oldum. Bu bilgilerle hayat boyu devam edeceğim gibi mutlak düşünüp öğrenme alıcılarını kapatmamalı”. Gelişimi her an takip etmelidir. 

- “Hayat boyu öğrenme” kavramını yaşaması lazımdır.

***

Öğrenci Röportajları-1

Ahmet Aygün/ Karabük Üniversitesi- Tıp

Ahmet Kıraç/ Kütahya Dumlupınar Üniversitesi- Endüstri Mühendisliği

1- Kendini kısaca tanıtır mısın? Hangi üniversitede, kaçıncı sınıftasın ve sınava yeniden girmiş olsaydın bu bölümü yeniden seçer miydin?

Ben Ahmet Aygün. Düzce’de doğup büyüdüm. Şu an Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 2. sınıftayım. Şu an tercih yapacak olsaydım yine bu bölümü seçerdim. Çünkü hem benim fıtratıma uygun hem de Türkiye’deki en cazip bölümlerden birisi.

Ahmet Kıraç: Gebze’de yaşamaktayım. Anadolu lisesinden mezunum. Aslen Konyalıyım ama doğma büyüme Gebzeliyim.

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Endüstri Mühendisliği 4. sınıfa geçtim. Sınava yeniden girmiş olsam seçmezdim. Zor olduğunu düşünüyorum.

2- Tercih sonuçlarının açıklandığı günü ya da anı hatırlıyor musun? Ekranı gördüğünde ilk ne hissettin; başardım diyerek büyük bir huzur mu, yoksa nasıl bir dönem olacak diyerek içine düşen tereddüt mü?

Ahmet Aygün: Tercih sonuçları açıklandığında beklediğim gibi gelmemişti. Ekrana zor bir sekilde bakmıştım. Düzce Tıp istiyordum ama tam sınırdaydı. Nitekim sıralamalar geriye de çektiğinden Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesine yerleştim.

Ahmet Kıraç: Hatırlıyorum, ilk gördüğümde az da olsa rahatlamıştım. Kazandığım için mutlu olsam da yeni bir şehir yeni bir okul hayatı olacağı için biraz da nasıl olacak diye düşüncelere dalmıştım.

3- Dışarıdan bakıldığında bu bölümle ilgili bilinen en büyük zan veya klişe nedir? Bu bölüme girdiğinde seni en çok şaşırtan şey ne oldu?

Ahmet Aygün: Tıp Fakültesi öğrencisinin çok çalışkan olduğu klişesi yaygındır. Lakin sınıfın neredeyse yarısı sınavlara son 1-2 hafta kala ders çalışmaya başlıyordu. Bu durum bana şaşırtıcı gelmişti.

Ahmet Kıraç: Şaşırtan bir şey olmadı. Normal geldi. Dışardan bakıldığında iş kapsamının karışık olduğunu düşünmeleri yani ne yaptığı belli olmayan bir şey olarak görmeleri en büyük zan bence.

4- “Bu dersi neden görüyoruz ki?” dediğin, ama sonradan bakış açını değiştiren ders oldu mu, olduysa o ders neydi?

Ahmet Aygün: Aldığım dersler arasında ilk başta biyokimya anlamsız geliyordu. Ama sonradan ilaçların çalışma mekanizmasının kimyasız olmayacağını anladım.

Ahmet Kıraç: İstatistik dersi çok da gerekli değil diyordum. Ama çok gerekli olduğunu gördüm. Tarih dersine de “Neden görüyoruz ki?” demiştim. Hâlâ diyorum.

5- Tercih döneminde herkesin bir fikri olması hasebiyle: (Aileler, eş-dost, akrabalar...) Sen bu fikir meclisinde kendi ruhunun sesini nasıl duydun? Bu bölümü seçerken seni en çok cesaretlendiren şey neydi?

Ahmet Aygün: Tıp Fakültesini tercihi ederken bir sıkıntı yaşamadım. Ama üniversite seçerken dershanemizin olduğu bir yer olması tercih sebebimdi. Karabük bu nedenle tercihlerimin arasındaydı.

Ahmet Kıraç: Amacım üniversite okumaktı bana uyabilecek bir bölüm olsun istedim mühendislik yetiyordu. Ve bilgisayar yazılım ve endüstri arasında seçim yaptım hepsini yazdım endüstri çıktı. Kendi ruhumun sesini duymadım maalesef.

6- Bugün üniversiteler sadece diploma veren yerler olmaktan çıkıyor diye büyük bir zan var. Sence bu bölüm, bir insana diploma dışında hayatı ve dünyayı okuma adına gerçekte ne vaat ediyor?

Ahmet: Aygün: Tip ilmi, Allah’ın sanatını yakından inceleme fırsatı sunuyor. Üstad Bediüzzaman’ın da dediği gibi insanı büyütsen kâinat, kâinatı küçültsen insan olur. Bu açıdan çok büyük artıları var.

Ahmet Kıraç: Üniversite diploma veriyor evet. Ama bunun dışına bir şey verme noktasında değerlendirirsek genel olarak katılamam. Genel dememin sebebi, üniversite diplomanın ötesinde üniversiteli öğrencilere bir şey katma hususunda adım atsa da iş hayatımız, dünyayı okuma konusunda hocalar, üniversiteye ile uyumlular veya uyumlu değiller. Kendi üniversitemi göz önüne alarak evet, dış dünyaya hazırlama konusunda hocaların bir kısmı uyum içindeler. Gerçekten dış dünyaya hazırlıyorlar. Ama yine de hocaların çoğu bu konuda bir yarar sağlamıyor.

7- Mezuniyet sonrası için kafandaki hayal nedir? “Ben bu mesleği şu niyetle ve şu heyecanla yapacağım” dediğin durak neresi?

Ahmet Aygün: Mezuniyet sonrası klinik alanında uzmanlık yapmayı düşünüyorum. Bir Müslümanın bakış açısıyla ve şefkatiyle insanlara yaklaşmak istiyorum. Tıp ilmine de bir şeyler katmak isterim. Nitekim bu da bir sadakayı cariyedir.

Ahmet Kıraç: Güzel bir iş sahibi olmak. Mesleğimin gerektirdiği neyse onun en iyisini çalıştığım yer neresiyse hakkını sonuna kadar vermek ve aldığım parayı hak etmek.

8- Okuduğun şehri ilk kez gördüğün anı hatırlıyor musun? İlk seyrinle, orada yaşamaya başladıktan sonraki hislerin arasında nasıl bir değişim oldu? 

Ahmet Aygün: Ben zaten büyükşehirde yaşamadım. Karabük’e ilk defa gittiğimde evden ayrılmış olmanın ve yeni yaşayacağın yere adapte olmanın getirdiği tarifi zor duygular vardı.

Ahmet Kıraç: İlk gördüğümde güzel gözüktü gözüme yaşamaya başladım ve zamanla daha çok hoşuma gitti.

9- Sence bu şehir, sana mesleki eğitiminin dışında karakter ve dünya görüşü anlamında ne kattı?

Ahmet Aygün: İlk olarak Karabük’te yabancı öğrencilerin hem sayı hem çeşitli ülkelerden gelmeleri bakımından fazla olması bana evrenselliği öğretti. İkincisi ise okuduğum bölüm de Arap kardeşlerimle teşrik-i mesaimiz ittihad-ı Muhammediyi bana daha da hissettirdi.

Ahmet Kıraç: Ciddi bir şey kattığını düşünmüyorum.

10- Büyükşehirlerin karmaşıklığından uzak bir yerde okumak veya tam tersi, büyük bir şehrin gürültüsünde okumaya çalışmak öğrenci hayatını nasıl etkiliyor? Burada en çok zorlandığın ve en çok huzur bulduğun yer ve zaman neresi?

Ahmet Aygün: Karabük küçük bir Anadolu şehri biraz bunu göz önünde bulundurmak lazım. Şehir seçerken bana kalırsa yakınlık önemli. Ben istediğimde uzun yolculuklar yapmadan zahmet çekmeksizin direkt memleketime gidebiliyorum. 

Büyükşehir olmadığı için yapabileceğim şeyler çok daha kısıtlı oluyor. Hep belli daha sakin bir öğrencilik oluyor. Aslında bu durum derslerime daha çok odaklanmamda da yardımcı olabiliyor.

Ahmet Kıraç: Kütahya, doğup büyüdüğüm Gebze’ye kıyasla bana göre küçük ve sakin bir şehir. Futbol stadında yürüyüş yapmak çok huzur verici ve hemen yanında istediğiniz zaman girebileceğiniz büyük bir halı saha olması bence mükemmel bir şey. Çarşıya gittiğinizde yürüme mesafesinde birçok şey bulunabiliyor. Bu yönlerden iyi, tavsiye ederim. Tek kötü yanı otobüslerin çok kalabalık olması.

11- Kesinlikle bu şehirde okumalısınız, şehir seçerken sakın bu hataya düşmeyin, dediğin bir tecrüben var mı? Adaylara bu şehri veya üniversite şehirlerini seçerken ne tavsiye edersin?

Ahmet Aygün: Öyle bir tecrübem yok. Şehir seçerken bence ilk önce büyükşehir mi diye bakılabilir. Sonra ise yasadığın yere uzaklığı, şehrin kültürü olabilir. Eğer kültürü farklı ise adapte olmakta zorlanılabilir. Eğer dershanede kalabilirim derseniz de oradaki cemaat da çok mühim.

Ahmet Kıraç: Ben kesinlikle tavsiye ederim. Kampüs çok büyük çok güzel. Kütüphane çok zengin içerikli. Her üniversitede bunu bulamazsınız.

12- Son olarak söylemek veya anekdot düşmek istediğin bir husus var mı?

Ahmet Aygün: Bölüm seçerken zevklerinize ve yeteneklerinize dikkat etmek lazım ama şehir seçmek de çok önemli. Eğer o şehre alışamazsanız her zaman oradan kaçmaya çalışabilirsiniz.

Ahmet Kıraç: Röportaj için teşekkür ederim. İnşallah tercih süreci tüm adaylar için hayırlı bir şekilde sonuçlanır.

***

Öğrenci röportajları - 2

Özkan Göral/ İstanbul Medeniyet Üniversitesi- Hukuk

Yusuf Âdem/ İstanbul Teknik Üniversitesi-İngilizce Mimarlık

1- Kendini kısaca tanıtır mısın? Hangi üniversitede, kaçıncı sınıftasın ve sınava yeniden girmiş olsaydın bu bölümü yeniden seçer miydin?

Özkan Göral: Öncelikle kendimi kısaca tanıtayım: Ben Özkan Göral. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesinden bu sene mezun oldum. Medeniyet Üniversitesinin bir devlet üniversitesi olduğunu da belirtmekte fayda var; nitekim sıklıkla özel üniversitesi zannediliyor. Tercih yapacak arkadaşlar için bu bilgiyi de vermiş olayım.

Bunun dışında ben de halihazırda HMGS (Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı) kervanına katılmış bulunmaktayım ve bu sınava hazırlanıyorum. HMGS’ye ileride tekrar değineceğiz ama kısaca; 2024 yılında getirilen, hukuk mesleklerine adım atmak için başarılı olunması gereken bir sınav.

Sorunun ikinci kısmına gelecek olursak; YKS’ye tekrar girecek olsam kesinlikle yine bu bölümü yazardım. Zaten hedefim en başından beri hukuktu ve bir sene mezuna kalarak kazandım. Dolayısıyla bugünden baktığımda evet, yine hukuku seçerdim.

Yusuf Âdem: Merhaba. Bendeniz Yusuf Âdem. İstanbul Teknik Üniversitesi İngilizce Mimarlık 3. sınıf öğrencisiyim. Sınava tekrar girmiş olsaydım büyük ihtimalle bu yine mimarlığı seçerdim ama okula başlamadan önce biraz ön hazırlık ve araştırma yapardım.

2- Tercih sonuçlarının açıklandığı günü ya da anı hatırlıyor musun? Ekranı gördüğünde ilk ne hissettin; başardım diyerek büyük bir huzur mu, yoksa nasıl bir dönem olacak diyerek içine düşen tereddüt mü?

Özkan Göral: Sonuçların açıklandığı gün ben de birçok kişi gibi yakınlarımın aramasıyla durumdan haberdar oldum. Tabii ki büyük bir heyecan vardı; çünkü ÖSYM bu, ne olacağı belli olmuyor. Ben aşağı yukarı sıralamamı tahmin ediyordum ancak yine de heyecan oluyor. Sonuçları açıklanan kardeşlerim de aynı heyecanı yaşamışlardır.

Sisteme girip baktığımda hedefime ulaştığımı, hatta tahmin ettiğimden de iyisini yaptığımı gördüm. Heyecanın yerini büyük bir mutluluk aldı. Ancak sonucu birkaç kez kontrol edip “Bu iş tamam” dedikten sonra, “Acaba hukuk nasıl bir bölüm, beni neler bekliyor?” endişesi de oluşuyor. Bende de aynen böyle oldu ve süreç tercih aşamasıyla devam etti.

Yusuf Âdem: Aslında çok farklı bir durum olmadı. Çünkü sadece 3 Tercih yapmıştım. İTÜ İngilizce, İTÜ Türkçe ve ODTÜ İngilizce Mimarlık. Asıl sıralamalar açıklandığında sevinmiştim. Bütün bir sene çaba, emek, kan ter ve göz yaşının karşılığını almanın rahatlığı vardı.

3- Dışarıdan bakıldığında bu bölümle ilgili bilinen en büyük zan veya klişe nedir? Bu bölüme girdiğinde seni en çok şaşırtan şey ne oldu?

Özkan Göral: Bu bölümle ilgili en büyük önyargı, hukuk fakültesinin tamamen ezbere dayalı bir yer olduğu düşüncesidir. Oysaki her dersin bir mantığı, kanunların bir koyuluş amacı vardır. Dolayısıyla iş asla kanun metinlerini ezberlemek değil; kanunların düzenlenme amacını somut olaylar üzerinden muhakeme edebilmektir.

Evet, ezber gerektiren yerler var ancak çoğunlukla olayları analitik süzgeçten geçirme üzerine kurulu bir fakülte. Kalın kitapları ezberlemek için değil, hukukun genel mantığını kavrayabilmek için okuyoruz.

Yusuf Âdem: En büyük yanılgı mimarlığın en zor yanının maket yapmak olduğunun düşünülmesi. Aslına bakarsanız en kolay kısmı maket. Çünkü ne yapmanız gerektiğini bilmiyorsunuz.  Zor kısım ne yapacağınıza karar vermek.

4- “Bu dersi neden görüyoruz ki?” dediğin, ama sonradan bakış açını değiştiren ders oldu mu, olduysa o ders neydi?

Özkan Göral: Hukuk tercih edecek arkadaşlarımızın illaki bazı dersler için bu soruyu soracaklarından eminim; zîrâ ben de bazı dersler için inatla sormuştum.

Örneğin, Deniz Ticareti Hukuku gibi oldukça zor bir dersin ana ders olmasını bir türlü kabullenememiştim. Çünkü hukuk öğrencilerinin belki de ancak %1 veya %2’si bu alana ilgi duyuyor. Dolayısıyla seçmeli olması gerektiğini düşünüyordum. Bizim fakültemizde zorunlu bir dersti ve açıkçası bizi bayağı zorladı.

Öte yandan Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi dersi için de “Ne gerek var, mesleğe doğrudan katkısı yok” diyordum. Ancak zamanla bu dersin muhakeme ve yorum yetisini geliştirmede bir hayli önemli fark ettim. Önyargımı kıran derslerden biri oldu.

Yusuf Âdem: TES 113E Temel Tasarım Dersi. Temel tasarım ilkelerini bu kadar farklı ve bence gereksiz bir yolla anlatan ders olamaz. Verilmeye çalışılan ilkeler çok önemli ama bence uygulama metodu çok yanlış.

5- Tercih döneminde herkesin bir fikri olması hasebiyle (aileler, eş-dost, akrabalar...); sen bu fikir meclisinde kendi ruhunun sesini nasıl duydun? Bu bölümü seçerken seni en çok cesaretlendiren şey neydi?

Özkan Göral: Bölüm seçimi sırasında çevrenin etkisiyle ister istemez soru işaretleri oluşuyor. Örneğin, “Avukatlar işsiz kalıyor, piyasa çok kötü, hukuk yazma.” cümlesini çok duydum. Ancak burada kişinin ne istediğini iyi tartması gerekiyor. Ben şuna yürekten inanıyorum: Bir insan sevdiği ve istediği işi yapıyorsa başarı muhakkak arkasından geliyor.

Bu olumsuz söylemlere çok kulak asmadan, meslekte deneyimli bir avukat abimin tavsiyeleri doğrultusunda ve en nihayetinde “Evet, ben bu mesleği istiyorum” diyerek tercihimi yaptım. Şunu da eklemek isterim: Hukuk isteyip baraja takılan veya istediği sıralamayı yapamayan arkadaşlar varsa ve gerçekten bu mesleği istiyorlarsa, bir sene daha hazırlanmak asla bir kayıp değildir. Günün sonunda bu kararı aldıkları için mutlu olacaklardır.

Yusuf Âdem: Bence bölüm tercihlerinin tercih döneminden ziyade daha 12. Sınıf başlamadan netleşmesi lazım ki ona göre çalışılmalı. Ailem sağ olsun. Bu hususta bana hep destek oldular. 

Bölüm seçerken de gençlerin kendi kabiliyet ve yeteneklerini göz önünde bulundurması lazım. Tabiî ki aile ve çevrenin de fikri önemli. Ne de olsa onlar da sizi dışarıdan gözlemleyen yakın çevreniz. Sizin kendinizde göremediğiniz şeyleri görebilirler.

6- Bugün üniversiteler sadece diploma veren yerler olmaktan çıkıyor diye büyük bir zan var. Sence bu bölüm, bir insana diploma dışında hayatı ve dünyayı okuma adına gerçekte ne vaat ediyor?

Özkan Göral: Güzel bir soru. Artan fakülte sayıları maalesef genel olarak üniversitelerin niteliği noktasında soru işaretlerine sebep oldu. Hukuk fakülteleri de bundan nasibini aldı. Fakat öğrenci bölümü doğru değerlendirirse, hukuk insana çok farklı ve derin bakış açıları kazandırır.

Burada okuduğun şehrin ve üniversitenin etkisi elbette büyük; ancak asıl mesele kişinin kendisinde bitiyor. Hukuk öğrencisi gündeme, olaylara ve en önemlisi okumaya meraklı olmalı. Aksi takdirde bölümden beklentilerini tam anlamıyla karşılayamaz.

Yusuf Âdem: Üniversite diploma veriyor doğru ama aynı zamanda diplomayı nasıl kullanacağını da öğretiyor. Veyahut diplomanı kullanmadan da (genel olarak) mimarların yapabileceği işler olduğunu gösteriyor.  

Hayat ve dünya açısından bakarsak farklı farklı insanlar ve fikirlerini öğreniyorsun. Kendi doğruların ve fikirlerin doğrultusunda onları yorumluyorsun. Güzel olanı alıp kötü olanları bırakıyorsun. Bazen onlarda sizden bir şeyler kapıyor, bazen de eleştiriyorlar.

7- Mezuniyet sonrası için kafandaki hayal nedir? “Ben bu mesleği şu niyetle ve şu heyecanla yapacağım” dediğin durak neresi?

Özkan Göral: Okurken kafamda git-geller oldu. Başlarda sadece avukatlık düşünürken, sonradan hakimlik ve savcılık fikri de cazip gelmeye başladı. Ancak avukatlık mesleğinin bağımsız yapısı, kendi işini yönetme imkânı ve fıtraten bana daha uygun olan serbestiyeti nedeniyle bu mesleğe yöneldim. Şu anki hedefim HMGS’yi geçip stajımı tamamladıktan sonra avukatlık mesleğini icra etmek.

Avukatlığa tam anlamıyla karar verdiğim an ise Av. Hakan Özlen ağabeyimin yanında yaptığım staj sırasındaki bir tecrübem oldu. Bir CMK dosyası için adliyeye gittiğimizde oradaki avukatları ve işleyişi bizzat gözlemledim. O gün avukatlık, hakimlik ve savcılığa kıyasla bana çok daha yakın geldi.

Yusuf Âdem: İlk hedefim okulu kazasız belasız okulu bitirmek, sonrası içinse bir mimar olarak kendi zevk ve düşüncelerime göre değil de kullanıcı odaklı mekanlar tasarlamak. İnsanların rahat hissettiği içinde bulunmaktan zevk aldığı mekanlar tasarlamak istiyorum. Cami, spor salonu, konut, restoran vs. hiç fark etmez. Tabi Nurcu bir mimar olarak bir hayalim de Medresetüzzehra’nın kampüs tasarımını yapmak. Bir kampüs de Nurs köyünde olursa daha iyi olur.

Okunma Sayısı: 318
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı