"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Memleketimden insan manzaraları

GAZAL NUR AKBAŞ
01 Kasım 2023, Çarşamba
İnsanoğlunun bazı ortak genleri var. Hatta yalnızca insan türü için değil, doğadaki tüm canlıların diğer canlılarla ortak olarak paylaştığı genler var.

Mesela glikoliz olayını düzenleyen genler bütün canlılarda ortak. Solunum, sindirim, dolaşım, boşaltım ile alakalı genler türler içinde ortak; türler arasında benzer. Bu işin biyolojik boyutu ama ben insanlık olarak başka ortak genleri de paylaştığımızı düşünüyorum. Mesela merhamet, mesela adalet ve hepsinden önemlisi VİCDAN.

İnsanlık olarak taşıdığımız bu mirası etkili koruyamadığımız kanaatindeyim. Vicdan genlerimiz göz göre göre mutasyona uğruyor ve bizler hâlihazırda var olan insanlığımızı koruyacağımıza bizden daha vicdansız nesillerin yetişmesine çanak tutuyoruz.

Vicdanlarımızda oluşturduğumuz boşluğun bizleri nasıl geri dönüşümsüz bir mutasyona sürüklediğinin farkında değiliz ama ben, insanlığını kaybetmiş biri olmamak için, umudunu yitirmiş bireyler olmamak için şahsım adına söz veriyorum. Bu kararı 8 Mart 2023 tarihinde Yeni İzler Okulları ile Adıyaman’a depremden etkilenmiş insanlara hijyen kiti yardımı götürdüğümüzde aldım. Çünkü ‘’Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem?’’ Ve ben o cehennemin bir parçası olmak istemiyorum.

Yalnızlıklar kalmıştı geriye

İnsanın bakmaya kıyamadığı memleketimin manzaralarının içinde kaybolmuş binlerce hayat vardı. Bozulan manzaralar, dağılan aileler, içi acıyla kalabalıklaşmış yalnızlıklar kalmıştı geriye. ‘’Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı!’’ sözü belki de hiçbir zaman bugünkü kadar anlam bulmayacaktı.

Paketlerken ‘’Hiç bitmesin’’ diye dua ettiğimiz poşetler dağıtılırken ‘’Keşke daha büyük olsaydı’’ diye hayıflanmamıza sebep oldu. Ekmek gibi, su gibi ihtiyaç olan bazı şeyler vardı ve gördüğümüz insanların hepsi çok zor durumda olsa bile yardım isteyemeyecek kadar gururlulardı. Ama işte hal vaziyet o kadar kötüleşmişti ki utanarak ‘’Hocam bizim ayakkabıya ihtiyacımız var.’’ ‘’Ağrı kesici de getirdiniz mi?’’, ‘’Yedek çamaşır koydunuz mu?’’ diye soranlar oldu. O an anladım ki, yardım sadece 6 Şubat 2023 günü ve akabindeki hafta yapılmamalıymış. Yardım dediğimiz şey depremden zarar gören her bir ferdin bütün ihtiyaçları süresiz bir biçimde tamamlanmayana kadar, tüm yaralar sarılmayana kadar memlekette kimsenin gözüne uyku girmemesi olmalıymış. 2 dakika süren depremi 2 haftada değil belki 2 yılda belki de 20 yılda atlatmalıymışız.

İnsanoğlu ilerlerken geriliyordu…

Çocuklara çiçek dağıtırken ‘’Annelerinize götürürsünüz’’ dediğimizde yutkunan o çocuğu görünce, ‘’Nasılsınız?’’ diye sorduğumuza pişman olduğumuzda, konuştuğumuz dilin bile ne kadar keskin olduğunu anladım. 3 çocuğunu, kardeşini, eşini kaybetmiş kadın derdini anlatırken oturup ağıt yaktığında konuşabiliyor olmaktan utandım. Depremin olduğu günden beridir ortalıkta kol gezen yağmacı, fırsatçı ekibi ile ‘’Yardımı sayıyla bırakın, diğer köylerde çok kötü durumda‘’ diyen Ahmet Hocalı köyünün muhtarının, aynı olmadığını anladım. Yardımı helikopterle atıp çadırı bile kurmadan bırakan, kurduğu çadırlara elektriği parayla dahi vermeyen görevlilerle binlerce kilometre öteden gelip o yüksek dağın tepesindeki çadırları kuran aynı dili dahi konuşmadığımız yabancıların, kodlarının aynı olmadığını öğrendim. 50-60 yaşlarında ‘’Ben size kıyar mıyım kızım!‘’ deyip bizlere çay dağıtan amca ile sırf Alevi köyü diye ‘’O köy iyi durumda, oraya gitmeyin’’ diyen amcayı dünya üzerindeki hiçbir aletin, hiçbir ölçü birimi ile kıyaslayamayacağını fark ettim. Yazının başında mutasyonlardan bahsetmiştim, işte bahsettiğim kod farklılığı tam olarak buydu. Merak ettiğim şey şu; onların kodlarının bozulmama sebebi bizim gibi teknoloji ile iç içe değil de yaylada yaşıyor oluşları mıydı yoksa bizim bozulma sebebimiz yüreğimize çizdiğimiz sınırların içinde hapsedilmiş katledilmiş insanlığımız mıydı? Belki de dünya üzerinde daha önce yaşandığı gibi toplu bir yok oluş öncesi toplu bir evrim geçiriyorduk ve -kim bilir- belki de insanoğlu ilerlerken geriliyordu…

Kadınlar gününü kutladığımızda kendi aralarında ‘’Kadınlığımız mı, insanlığımız mı kaldı?’’ diye serzenişte bulunan insanlar tanıdım. Yine de bütün dirayetiyle benim de kadınlar günümü kutladığında, 4 çocuğunu da enkazda kaybetmiş kadın hikayesini anlatırken bir yandan ağlayan arkadaşımıza ‘’Ağlama, ben çok güçlüyüm, dayanırım, dirayetliyim’’ deyip arkadaşımızın gözyaşlarını eliyle sildiğinde ‘’Güç’’ dediğimiz olgunun kadına ne kadar yakıştığını bir kere daha anlamış oldum. ‘’Suriye’den kaçıp bir Türk’le evlenince kurtulduk zannettim. Suriye’de beşer vurdu, burada deprem vurdu beni…’’ diyen kadından yaşama azmini öğrendim. Girdiğimiz bir evde kadın ağlayarak bana sarıldığında yanındaki kişi ‘’Sizin yaşlarınızdaki kızını enkazda kaybetti.’’ deyince içimde kopan şeye, fırtına değil de insanlık acısı dendiğini öğrendim. O an gözümün önünden depremden önceki ağladığım sıkıntılarım geçti. Hepsini toplayıp bir misliyle çarpsam o acının yanında bir tüy kadar hükmü olmadığını idrak ettim. Bazı acılar zamanla geçmezdi ve hafifletmenin tek yolu acıya insanlığımızla ortak olmaktı.

Şerdeki hayrı görebilmek

Çiçek dağıtırken ‘’Yıllardır eşim çiçek alırdı, eşimi depremde kaybettim. Bu sene sizden çiçek almak nasip oldu’’ diyen kadından şerdeki hayrı görebilmeyi, Yaylakonak Köyünde engelli çocuğunu enkazdan kazarak çıkarmış kadından cesareti öğrendim. ‘’Durun, selfie çekelim, WhatsApp durumu yapacağım.’’ diyen kadından mutluluğu, namaz kılmamız için bize ısrarla evini açan kadının gözünden paylaşmayı, yıllarca tüp bebek tedavisi görüp olumlu sonucu alan iki aylık çocuğu Nehir ile çadırda yaşayan kadından inancı öğrendim. Gözümüzün içine bakıp Urfalı olduğumuzu ve yanımdaki kuzenimle teyzekızı olduğumuzu anlayan yaşlı kadını, tanımadıkları halde bize el sallayan insanları, sürekli “Allah razı olsun” deyip kendi dertlerini bir tarafa bırakıp bize çay ikram etme derdine düşmüş kişileri, sanıyorum bir ömür unutamam. Çünkü unutmak koskoca bir devrimdir.

Ben bu yılki 8 Mart günü çok fazla duyguyu, çok fazla portalde, çok yoğun biçimde; gördüm, duydum, yaşadım. Daha önce yaşamadığınız bir duyguyu bir filmde görmek, bir kitapta okumak ya da bir bestenin en canalıcı yerinde hissetmek gibiydi ama üzücü bir şekilde gerçekti. Dünya üzerindeki hiçbir dizi-film seti aynı anda bu kadar acıya şahitlik etmemiştir zannımca. Milyonlarca insanı toplasanız yaşanmayacak kadar büyük acılar iki-üç aylık bebeklerin bile sırtında olduğunda, insan her acının karşısında enkazda boğulacak gibi oluyor. Allah oradaki hiçbir acıyı bizlere yaşatmasın ama dilerim ki gördüklerimizi de unutturmasın. Kalbimizdeki bunca korku, bunca üzüntü yerini çok güzel anılarla selim duygulara bıraksın ama aklımız unutmasın. Çünkü ‘’Akıl unutursa kalp durur.’’

TOPRAKTAN BOĞULAN İNSANLAR

Toprak evlerin yıkıldığı, sadece 2 beton binanın sağlam kaldığı köyde topraktan boğulan insanları düşündüm. Gideceğimiz köylerin muhtarlarının telefonunu internetten bulan hocamızın ‘’Profil fotoğrafları ile hiç benzemiyorlardı.’’ dediğinde gördüğümüz insanların çok azının genç olduğunu farkına vardım. İnsanlar bir ayda bir ömür yaşlanmışlardı ve bizler hala kendi incir çekirdeğini doldurmayan dertlerimizle boğulduğumuz günlere hasret duyuyorduk. Yanlış yerde, yanlış zamanda, yanlış duyguyu besliyorduk. Bize düşen yalnızca üzülmek, acımak olmamalıydı. Bu dünyanın bazı kanunları vardı, burası dünyaydı ve burada işler hep yarım kalırdı. Biz sadece bir olmalıydık, beraber olmalıydık, yarım kalan yarına kalmamalıydı. ‘’Gözyaşı’’ dediğimiz kururdu, ‘’insan’’ dediğimiz unuturdu. Ama ‘’insanlık’’ dediğimiz vicdanlı, insaflı ve merhametli kalmalıydı. Acılar müşterekti ve insan yanındaki ile bir olunca pir olabildiğinin farkına varmalıydı. Hayat o köy yolunda dinlediğim şarkı kadar basit ve bir o kadar anlamlıydı.

‘’Gün bizim, güneş bizim, göğsümüzde ateş bizim, El ele olduğumuz o gün gülmek bizim.’’

Okunma Sayısı: 3456
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • mustafa

    1.11.2023 21:59:24

    kardeşim ne kadar ''insansı'' şeyler hissettirdin sen bize bugün. Rabbim sana dert keder vermesin.

  • Sebahattin

    1.11.2023 19:01:51

    Genç yazarımızı tebrik ediyorum. Gayet duygu ve hayat dolu bir yazı olmuş. Tebrikler.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı