H. MUHARREM OKUR - ARDA BİLİK
Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin hayatını objektif bir nazarla inceleyen herkes görecektir ki: Ona çektirilen sıkıntıların yanında ömrü son derece bereketli ve üretken geçmiştir. Tüm dünyaya yayılan Risale-i Nurlar ve dünyanın her köşesinden dahil olanların bulunduğu Nur Talebeleri kervanı bunu ispatlar niteliktedir. Ömrü sürgünlerde, zindanlarda, savaş meydanlarında, hapishanelerde, mahkemelerde geçen bir kimse için ciltlerle eser telifi ve milyonlarca insandan oluşan bir kitleye vesile olmak hayretle idrak edilecek bir durumdur. Neticede bölgesel ve küresel ölçekte büyük değişimler olmuş; zâlimlerin ve gizli din düşmanlarının plânları akîm kalmıştır. Bu ters orantıyı, yani imkânsızlıklara rağmen muvaffak olunan başarıyı Üstad Hazretleri çeşitli sebeplerle izah eder. Ancak bunlardan birincisi elbette İhlâs’dır.
Said Nursî Hazretleri bu muvaffakiyetin şifrelerinden Tarihçe-i Hayat eserindeki “Konuşan Yalnız Hakikattir” başlıklı kısımda da bahseder. “Âdil kadere de derim ki: Ben, senin bu şefkatli tokatlarına müstahak idim…” der ve ekler: “Ben, maddî ve manevî her şeyimi feda ettim, her musibete katlandım, her işkenceye sabrettim. Bu sayede, hakikat-i imaniye her tarafa yayıldı…” 1
Yani yapılan zulümlere karşı maddî mücadeleye asla girmediğini, müsbet hareket ve hukuk prensipleri çerçevesinde izzetini koruyarak mücadele ettiğini, daima önce nefsine ve kadere döndüğünü, kendisine işkence edenlerin de kaderin programı çerçevesinde dolaylı yoldan da olsa iman hizmetine faydaları olduğunu bildirir. “Bize işkence edenler bilmeyerek, kader-i İlâhînin sırlarına, derin tecellilerine akıl erdiremeyerek, bizim davamıza, hakikat-i imaniyenin inkişafına hizmet ettiler. Bizim vazifemiz, onlar için yalnız hidayet temennisinden ibarettir.” 2 şeklinde devam eder.
Dolayısıyla Üstad Hazretleri, Nur talebelerine kaza ve kadere teslimi, yaşanan hâdiselerin arkasındaki hikmetlere odaklanmayı, kimseyi suçlamadan, düşmanlık beslemeden nefsini ittiham etmeyi, bunun yanında zulmedenlerle de şiddet, nefret, maddî mukabele ile değil; hukuk çerçevesinde müsbet hareket prensibiyle mücadele etmeyi ve ihlâsla yalnız hizmetlere yönelmeyi yaşantısıyla göstermiştir. Bu metotla zâlimler zulümleriyle bilmeden hizmete vesile olacaklardır.
Dipnotlar:
1- Tarihçe-i Hayat, s. 703.
2- Age., s. 703.