Ortadoğu yine kanlı bir girdabın içinde. ABD ve İsrail, uluslararası hukuk normlarını açıkça hiçe sayarak İran topraklarını hedef alıyor.
Saldırılar neticesinde çok sayıda sivil hayatını kaybederken, bölgedeki insani trajedi her geçen gün derinleşiyor. İran’ın bu yaylım ateşine karşılık vermesiyle savaşın ateşi İsrail ve Körfez ülkelerine de sıçramış durumda. Tahran’ın, üzerindeki baskıyı dağıtmak gayesiyle Suudi Arabistan dahil bölge ülkelerini “üslerini kullandırma” gerekçesiyle hedef alması, çatışmanın mahiyetini değiştirdiği gibi yangının çapını da hızla büyütüyor. Dünyanın, özellikle de Avrupa Birliği'nin (AB); Trump ve Netanyahu yönetiminin her adımına destek çıkarak izlediği bu basiretsiz ve kimliksiz politika ile dünyayı ateşe attığının artık farkına varması gerekiyor.
İçeride Baskı, Dışarıda Savaş
İran rejimine karşı halktaki memnuniyetsizlik bugün had safhadadır. Yıllardır süregelen ekonomik sefalet ve baskılar, hem İslâmî, hem de insanî değerlerle bağdaşmayan bir yönetim tarzını ortaya çıkarmıştır. Ancak halkın bu haklı tepkisi, ABD ve İsrail’e bu ülkeye pervasızca saldırma hakkı vermez. Aksine, Batı’nın bu haksız müdahaleleri olmasa, İran halkı rejim meselesini kendi iradesiyle çözebilirdi. Dış müdahale, her zaman olduğu gibi tabiî değişim süreçlerinin önündeki en büyük engel haline geliyor.
Tarihin Tekerrürü ve Şia Faktörü
Meseleye derinlemesine baktığımızda, Şia yapılanmasının ilk asırlardan beri İslâm dünyasında bir "problem alanı" olarak tutulduğunu görüyoruz. Batı, bu tarihî kırılmadan her zaman faydalandı. Osmanlı’nın Avrupa ile savaşlarından Haçlı ve Moğol saldırılarına kadar, Şia faktörü hep bölge aleyhine bir denge unsuru olarak kullanıldı. 1979 Devrimi ise küllenen bu gerilimi yeniden alevlendirdi. Batı, radikal Şiî rejiminin Sünnî dünyaya karşı yürüttüğü politikalardan aslında içten içe memnuniyet duydu; çünkü bu yapı İsrail’i rahatlatan stratejik bir fonksiyon ifa ediyordu.
Değişen Dengeler ve Batı’nın Endişesi
Peki, bunca yıl "denge unsuru" olarak kullanılan bu yapıya neden şimdi savaş açıldı? İran’da yükselen reformcu sesler ve "Sünnî düşmanlığı" siyasetinin artık sürdürülemez olduğunun anlaşılması, sömürgeci odakları tedirgin etti. Uranyum zenginleştirmede kritik eşiğe yaklaşılması tek başına yeterli bir sebep değildir; asıl korku, İran’ın Suriye’den çekilmesi üzerindeki şüpheler ve bölgedeki mezhepçi gerilimi düşürme ihtimalidir. Batı'daki bazı merkezler, ellerindeki "böl-yönet" oyuncağını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalınca, İran’ı tamamen budama politikasına girişti.
Çıkış Yolu: Demokrasi ve Barış
İran’ın en büyük hatası, akıllı bir dış politika yerine kaynaklarını silâha ve komşularına rejim ihracına yatırması olmuştur; bu sebeple bölgede yapayalnız kalmıştır. Bugün akan kanın acilen durdurulması şarttır. İran yönetimi, içeride bütünlüğü sağlamak adına halkının refahını önceleyen, şeffaf ve demokratik bir yapıya bürünmelidir. Bölgede gerilimi arttıran ve teröre varan yapılardan uzak durarak dünyaya barış mesajı verebilmelidir. Tarihî takıntıları bir kenara bırakıp İslâm dünyası ile bütünleşerek onun desteğini alan, ilmî ve ekonomik kalkınmaya odaklanan bir İran; hem kendi halkına, hem de dünya barışına en büyük katkıyı sağlayacaktır.