Kâbe’de yakın vakit namazını cemaatle kılma hazırlığında ayakta dururken sağ yanımdaki siyah tenli bir gencin hareketi dikkatimi çekmişti.
Secdeye gittiğini düşünürken yüz üstü yere yapışmış, yüzünün her yanını, alnını, burnunu secde noktasına sürüyor, adeta bütün zerreleriyle, varlığı ile dualarını arz ediyordu. Kim bilir benim gibi kaç insan bu samimî yakarışa hayranlıkla, gıpta ile şahit olmuştu.
Her an Kâbe’de ihlâsla yaşanan tövbe istiğfar, zikir ve dua manzaralarını gördükçe heyecanla ve şevkle duaya durmamak mümkün değildi. Rabbimizin rahmeti ve şefkati sonsuzca tecelli ediyor, nicelerini affa mazhar kılıyordu. Dünyanın her türlü coğrafyadan gelen bu samimi kullarının da dualarını geri çevirmeyecekti. Bu imanla ve ümitle biz de günahlarımızın mahcubiyeti içinde Rahman ve Rahîm olan Allah’a taleplerimizi sunuyorduk.