Vaktiyle, İstanbul Beyazıt’tan meteliksiz bir genç, bir sirkin etrafında dolaşırken beklemediği bir iş teklifi alır.
Sirk müdürü, gence, “Bir gecede yarım aylık kazanmak ister misin?” diye sorar. “Benim aslanlardan biri öldü, sana onun postunu giydireceğim, bu gece aslan yerine sen gösteriye çıkacaksın.”
Meteliksiz genç bu cazip teklifi kabul eder. Gece olur, gösteri başlar. Aslan postunun içindeki genç, demir kafesin içinde terbiyecisinin talimatlarını beklemektedir.
Aslan terbiyecisi, izleyicilere şöyle seslenir: “Beklediğiniz an geldi. Şimdi bu aslan bir kaplanla güreşecek…”
Aslan postunun içindeki gencin bu anonsla eli ayağı titremeye başlar. Bir kaplan kafese doğru yaklaşmakta, postun içindeki genç ise ecel terleri dökmektedir.
Kafese giren kaplan birden dile gelir ve bizimkine şöyle fısıldar: “Kardeşim sakin ol. Ben de Beyazıt’tanım. Çıkışta beni gör…”
Bugünkü köşe yazımız, istediği sorudan başlayamayanlar hakkında olacak.
Sol Haber’den Burcu Günüşen’in haberine göre Millî Eğitim Akademisinin mülâkatında, hocalık için Akademi’ye başvuran doktoralı öğretmenlere, “pes doğrusu” dedirten türden sorular sorulmuş. Buyurun örnekler:
* En sevdiğin üç Millî Eğitim Bakanı’nı sayar mısın?
* Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in en sevdiğin özelliği nedir?
* Yeni atanmış öğretmen adayları Akademi’ye geldiğinde bu sistemi eleştirenlere karşı nasıl savunma yapacaksın?
Millî Eğitim Bakanlığı bu iddiayı jet hızıyla yalanladı ve adaylara iddia edildiği gibi farklı ve şahsî sorular yöneltilmediğini açıkladı.
Sizler yukarıdaki iddia ve savunma cümlelerinin yanındaki parantezlerin içerisine (D) ya da (Y) yazabilirsiniz. Biz yazıya devam edelim.
Bu iddianın doğruluğu ya da yanlışlığından bağımsız olarak şunu söylemek mümkün:
Maalesef Türkiye’de kamu mülâkatlarındaki siyasî kadrolaşmanın bir sonucu, adayların ve memurların riyakârlaşması…
Memur olmak ve kadroya atanmak isteyen bir aday, aslında aksini düşündüğü halde, AKP’yi ve iktidarı seviyormuş gibi yapmak zorunda. Yoksa hiç şansı yok. Üstelik bu seviyormuş gibi görünme mecburiyeti göreve atandıktan sonra dahi devam etmeli.
Bugün birçok memur mesai saatleri içerisinde yöneticilerine ve siyasî iktidara tahsin ve tazimde bulunuyor gibi görünse de aslında iktidara muhalifler.
Aile ve arkadaşları arasında açıktan muhalefet eden aslan postu giymiş bu memurlar, sosyal medyada ise yalnızca anonim hesaplarla kısıtlı muhalefet edebiliyorlar.
Bununla birlikte muhalifliği ortaya çıkanlar da yok değil. İşte işin trajikomik yanı da burada.
Bir vesileyle aslında muhalif olduğu ortaya çıkan bir memur, amirlerinden ve yöneticilerinden mobbing ve tepki görmeyi beklerken, yöneticisi onun yanına gelip, “Kardeşim ben de Beyazıt’tanım diyor.” Memurun korktuğu başına gelmiyor…
Yani istibdadın veledi olan taklitçilik, rikâyarlık ve “mış gibi yapma oyunu” aslında kamunun tüm kadrolarını sarmış durumda. Aslına bakarsak siyasî iktidar da bunu biliyor. Fakat iktidar izleyicilere şirin görünmenin derdinde ve “show must go on” diyor.
Bir mülâkat sorusu da bizden, ey siyasî iktidar: Kendinizi on yıl sonra nerede görüyorsunuz? Sizi seçmemiz için bir sebep söyleyin…