"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Acz ve fakr” yolu

Rüstem GARZANLI
10 Mart 2026, Salı
İnsanın kudreti sınırlı olmasına rağmen, tûl-i emel hırsı içinde yaşıyor.

Oysa uzun yaşamak insanın iradesi dışında olup ölümü engelleyemez. Kaderini tayin edemez, hatta hastalığı bile kendi kontrolü altına alamaz. Küllî kudret Allah’a aittir. İnsan ancak cüz’î bir kudrete sahip olabilir. 

Said Nursî Hazretleri, “insanın bir cihetle bir kıl kadar bir ihtiyarı, zerre kadar bir iktidarı, şua kadar bir hayatı, dakika kadar bir ömrü, cüz’î bir cüz kadar mevcudiyeti varsa da, diğer cihetle hadsiz bir acz ve fakrı da vardır. Kadir-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlakın tecelliyatına geniş bir ma’kes olur.”1 demiş.

İnsan aczini fark ederse onun için büyük bir kâr olur, Allah’a dua ile iltica eder, ubudiyet bilincine sahip olur. İnsanın fakir olma ciheti yemek ister, ilgi ister, sevgi ister, uzun yaşamak ister, mutluluk ister. İster, ister, ister... Fakat imkânı sınırlıdır, fakir yaratılmıştır. “İnsanın fakrı hadsiz, ihtiyacı nihayetsizdir.” 2, Meselâ: Acziyle Rezzak olan Allah’a muhtaç olduğunu anlar. Nimetin gerçek sahibini tanır. Fakirliği ona “rububiyetin (İlâhî terbiye ve nimet verme) aynasıdır” der.

Demek ki “insanın en mühim istinat noktası acz, en mühim istimdat noktası fakrıdır.” İnsan aciz olduğu için Allah’a dayanır. Fakir olduğu cihetle de Allah’tan ister. Risale-i Nur’da insanı Allah’a ulaştıran dört esastan ikisi “acz ve  fakr”dır. İnsanın değeri aczini bilmesinden ve fakrını itiraf etmesinden gelir. “Acz ve fakr” insanı tevazuya zorlar. Bu yüzden insan kullukla meleklerden üstün olabilir. İnsanın “eşref-i mahlûk” (yaratılmışların en şereflisi) kabul edilmesinin temel gerekçesi ise diğer varlıklardan farklı olarak düşünebilme, muhakeme etme ve sorumluluk alma yeteneğine sahip olmasıdır. Yeryüzünü imar etme, adalet sağlama ve emanet şuuruyla hareket etme görevi insana vermekle insan üstün kılınmıştır. 

Kısaca, insanın akıl, irade, sorumluluk ve ma-nevî potansiyel açısından diğer varlıklardan üstün özelliklerle yaratılmış olması, “eşref-i mahlûk” olarak nitelenmesinin temel sebebidir. İnsan akıl ve irade sahibi olduğu hâlde, sadece şehvet, menfaat ve ego ile yaşarsa, aklını ve vicdanını kullanmazsa, hayvandan daha aşağı bir seviyeye düşebilir.

Kur’ân-ı Kerîm’de mealen,“Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha şaşkındırlar.”3 buyurulur. İnsanı yücelten şey iman, vicdan ve ahlâktır. Bunlar kaybolunca insan zulmeder, merhametsizleşir, adaleti çiğner, hak tanımaz olur.

Cenab-ı Allah, “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik. Onu yüklenmeye yanaşmadılar. Ondan korktular. Onu insan yüklendi. O’ (emanetin hakkını gözetmezse) çok zalim ve çok cahildir.…” 4, 

Keza, “Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik. Ancak iman edip salih amel işleyenler müstesna…” 5, Yani insan ya “ahsen-i takvim” (en yüksek mertebe) ya da “esfel-i sâfilîn” (en düşük mertebe) arasında kendi tercihiyle yol alır. Çünkü insana verilen akıl ve irade, ya cennete yükselten bir merdiven, ya da cehenneme düşüren bir uçurumdur. Demek ki, en kısa ve güvenli yol, “acz ve fakr” yoludur. Vesselâm.

Dipnotlar:

1- Mesnevî-i Nuriye, s. 241.

2- Sözler, s. 102.

3- A‘râf Suresi: 179

4- Ahzâb Suresi: 72

5- Tin Suresi: 4

Okunma Sayısı: 141
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı