Hz. Meryem doğum yaptıktan sonra kucağında çocuğu ile yaşadığı topluluğa geldi.
Topluluktan bazı kişiler hemen Hz. Meryem’i sorgulamaya başladılar, çirkin bir iş yapmakla itham ettiler ve kardeşi, babası ve annesi üzerinden kendisi hakkında bir değerlendirmede bulundular. “Onlar kötü bir insan değildi sen bir kötülük mü yaptın?” dediler. Hz. Meryem ise kendisine verilen İlâhî emir gereği kimseyle konuşmadı ve kimsenin sorusuna cevap vermedi. Belli bir müddet sonra beşikte yatan Hz. İsa aleyhisselamı göstererek ona sormalarını istedi. Topluluk bu vaziyeti büyük bir şaşkınlıkla karşıladı ve beşikteki çocuğun konuşacağına inanmadılar. Arkasından Hz. İsa (as) “Beşikteyken konuştu” mu’cizesine mazhar olarak onların sorularına cevap verdi ve onların şüphelerini giderdi. Bu ayetlerle sabit olan hadiseyi hatırladıktan sonra, Hz. Meryem’in kendisine ağır sorular yönelten toplulukla yine kendisine verilen İlâhî emir gereği konuşmamasının sırrını ve manasını anlamaya çalışalım. Buradan bize nasıl dersler var beraberce bakalım.
Birincisi: Sizin için ön yargılı olarak hazırlanmış bir vaziyette bekleyen, dinlemek ve anlamaktan çok sizi yargılamak üzere kurgulanmış zihinlerle doğrudan bir münakaşaya girmeyin. İkincisi: Kendinizi doğru ifade edemeyeceğiniz veya ifadelerinizden birçok yanlış mana çıkartılmaya müsait olan bir ortamda ısrarla konuşmaya çalışmayın. Üçüncüsü: Görünüşte haksız veya suçlu olarak algılandığınız bir vaziyete düştüğünüz zaman olayların iç yüzü ve hakikati ortaya çıkana kadar sabırla bekleyin. Hadiseler netleştiğinde zaten ortadaki meseleler aşikâr olacaktır. Dördüncüsü: Susmayı bir pasiflik veya savunmasızlık olarak düşünmeyin, yanlış zamanda konuşarak daha çok yanlış yapmaktansa, bekleyip doğru zamanda doğru konuşmanızı yapın. Beşincisi: Bazen hiçbir şeye sizin cevap vermenize gerek kalmadan, size yöneltilen sorular başka vesilelerle cevaplanmış olur. Yalnızca siz doğruluğunuz ve haklılığınızdan emin olun yeter.
Bediüzzaman Hazretleri On İkinci Mektub’un başında “O gece benden sual ettiniz, ben cevabını vermedim. Çünkü mesail-i imaniyenin münakaşa suretinde bahsi caiz değildir. Siz münakaşa suretinde bahsetmiştiniz” diyerek imanî meselelerin münakaşa edildiği bir suale cevap vermez. Cevap vermeyerek bu münakaşanın yanlışlığını gösterir. Münakaşa sona erdiği bir zamanda ise meseleyi açıklar. Bediüzzaman’ın bu tavrı da yazımıza Risale-i Nur’dan bir örnektir.