"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Başit’ten yükselen ses

İlimdar Kaya
08 Mart 2021, Pazartesi
İkinci Abdülhamid 23 Aralık 1876 yılında meşrûtiyeti ilân etmiştir. Kanun-u Esasiye de (Anayasa) “Egemenlik kayıtsız şartsız Osmanlı ailesinindir” cümlesi eklenmiş, ama bu tarihten iki yıl geçince, 14 Şubat 1878 tarihinde Osmanlı Meclis-i Mebusan kapatılarak tek adamlığa geri dönüldü.

Birinci Meşrûtiyetin yürürlükten kaldırılmasından 29 yıl sonra 23 Temmuz 1908 yılında meşrûtiyet tekrar ilân edildi. Bunun üzerine Bediüzzaman şarkın iğfal edilip kandırılmaması için şarka koşarak meşrûtiyeti insanlara anlatmaya başladı. Bediüzzaman feraseti ile olayları önceden görür ve ona göre tavır alırdı, bütün hayatında olaylara hep böyle bakmıştır. Aşiretlere şarkın dağ, ova ve derelerinde meşrûtiyetin ve hürriyetin ne olduğunu ve kazançlarını anlattı.

İstanbul’dan müjde ile geldiğini belirten Bediüzzaman, Başit’in başından bütün âleme İslâm’ın, Osmanlının ve Kürtlerin saadetinin işaretlerini gördüğünü haykırır. İstibdadın tahakküm olduğunu, keyfe ve kuvvete dayandığını, suiistimale müsait ve zulmün temeli olduğunu, insanlığı mahveden ve İslâmiyet’i zehirleyeceğini aşiretlerin anlayacağı şekilde onlara anlatır. İslâm’ın bünyesine ihtilâfı sokarak Cebriye, Mutezile ve Mürciye gibi batıl mezheplerin ortaya çıkmasına ve ilmî istibdadın doğmasına istibdadın vesile olduğunu izah eder. (Münâzarât) Bediüzzaman’ın bundan bir asır önce istibdadın çirkin yüzünü görerek aşiretler vasıtasıyla bütün insanlığa ders vermesi ve anlatması düşündürücü ve fikrî yönünün ne kadar geniş olduğunu gösterir. Bugün dünyaya baktığımızda istibdadın her alanda gelişmeyi nasıl durdurduğunu ve ülkelere yüklü bir fatura ödettiğini açıkça görürüz.

Meşrûtiyet, cumhuriyet ve demokrasinin ruhu olan hürriyet, insan ve toplum hayatında çok önemli yer tutar. Hürriyet iman ile alâkalı olup bütün güzelliklere menba ve anadır, nur ve zulmet gibi istibdat ile ikisi bir arada bulunmaz. Bütün zulüm ve haksızlıklara ancak hürriyet ile son verilebilir.    

Bediüzzaman Said Nursî sınırsız bir hürriyetin olamayacağını belirterek hürriyete bir ölçü vazetmiştir; İnsan başkasına zarar veremeyeceği gibi, kendisine de zarar veremez. Hürriyet hukukun üstünlüğü ile hak ve adaleti tesis eder toplumda, bu sayede güçlü olan değil, haklı olan güçlü olur. Bugün bile Bediüzzaman’ın koyduğu bu ölçüye insanlık gelememiştir.

Bediüzzaman bu günkü cumhuriyet ve demokrasinin karşılığı olan meşrûtiyetin insanı hayvanlıktan kurtarıp, insanlığın, İslâmiyet’in ve Asya’nın kaderini değiştirerek saadetine vesile olup Osmanlıyı ebedî yaşatacağını veciz bir şekilde ifade eder. Meşrûtiyetin bütün ulvî duyguları uyandırarak harekete geçireceğini, İslâm Âlemini birbiri ile kucaklaştıracağını ve tek adamlık ile istibdadın yerini millet iradesinin alacağını belirtir. Münâzarât’ta var olan bu ifadelerden de anlaşılacağı gibi, Bediüzzaman meşrûtiyet ve hürriyet fikrinin ortaya çıkaracağı bütün güzellikleri tek tek aşaire anlatarak meşrûtiyete sahip çıkılmasını telkin eder. Şayet o gün Başit’ten yükselen Bediüzzaman’ın düşüncelerine kulak kabartılıp sahip çıkılsaydı, bugün ülkemizde ve İslâm Âleminde demokrasi üst düzeyde olurdu, İslâm ülkelerinde ise tek adam rejimlerinin esamesi okunmazdı.  

Bediüzzaman’ın Münâzarât’taki “Eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl” sözü ile artık padişahlığın olmayacağı ya yeni hali kabul edeceğiz ya da yok olacağız sözü dünün meşrûtiyeti, bugünün ise cumhuriyet veya demokrasi tarzı bir yönetimin hüküm ferma olacağını belirtir. Osmanlı yeni hale geçemedi, eski halde kalarak yıkıldı. “Yeni hale” geçebilseydi o zaman, “izmihlâle uğramazdı. Bediüzzaman’ın bahsettiği “yeni hal” yani demokrasi ve hürriyet kâmil manada hangi ülkede varsa; orada kalkınma, gelişme, zenginlik, refah, ilim, fikir hürriyeti, üretim ve terakki vardır. Meşrûtiyet ve demokrasiden şeriat ile terbiye edilen hürriyetçi parlamenter sistemi kastettiğini anlamalıyız “yeni hal”den. Bediüzzaman bu düşüncesiyle demokrasiye karşı çıkanlara ders verir.       

Ülkelerin ne kadar İslâmî olduğuna dair yapılan araştırmada İslâmîlik Endeksi sıralamasının ilk 40 sırasında hiçbir Müslüman ülke yer almadı. Listede ilk sırayı Yeni Zelanda alırken, Türkiye ise listenin 95. sırasında kaldı. Bu araştırma Müslüman ülkelerin durumlarını gözler önüne seriyor.             

Bediüzzaman’ın Eski Said Dönemi Eserleri’nde ve Lâhikalardaki içtimaî ve sosyal fikirlerinden İslâm Âlemi yeteri kadar istifade edebilseydi, İslâm Âlemindeki bu boğuşma ve keşmekeşler bugün olmazdı, uhuvvet hâkim olurdu.  Günümüzde Bediüzzaman’ın siyasî, içtimaî ve sosyal meselelere ait fikirlerine çok büyük ihtiyaç var. Bu hakikatleri insanlara ulaştırmaya mecbur ve mükellefiz. Başit’ten yankılanan Kur’ân menşeli bu ses, İslâm Âlemini İttihad-ı İslâm’a götürecektir İnşallah…  

Okunma Sayısı: 851
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Halil İbrahim KARAHAN

    8.3.2021 05:01:01

    Allah razıolsun hayırlı işlerde sizi devam ettirsi. TEBRİK EDERİM.

  • Ali Hakkoymaz

    8.3.2021 04:34:42

    Oturmuşuz pencere önüne. Kulağımız kirişte... Bekliyoruz: Hürriyeti, demokrasiyi, bereketi... Bir yolcuyu bekler gibi... ... Kaleminize, kelâmınıza, nefeslerinize sağlık, selâmet ola... Devam ile...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı