"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

OHAL’den bu hale

Kâzım GÜLEÇYÜZ
19 Mart 2020, Perşembe
Koronavirüs salgınının yol açtığı panik bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de giderek yayılırken, bazı ülkelerde açıktan adı konularak ilân edilen olağanüstü hal, ülkemizde böyle bir isimlendirme yapılmadan uygulanıyor.

Üstelik OHAL iddiaları öfkeli bir dille yalanlanmak suretiyle. “Sokağa çıkma yasağına henüz ihtiyaç yok” denilse dahi, alınan kararlarla adeta fiilen öyle bir hal oluşturuluyor.

Sosyal ve ekonomik hayatın nabzının attığı bütün mekânların kapısına kilit vuruluyor; insanları bir araya getiren bütün toplantı ve etkinlikler askıya alınıyor; camilerde Cuma ve vakit namazlarına “ara veriliyor;” okullar ve üniversiteler tatile çıkarılıyor; çarşılar ıssızlaşıyor; toplu taşıma araçları boşalıyor.

Birçok ülkeyle gidiş-gelişler durduruluyor; uçak seferleri karşılıklı olarak iptal ediliyor.

İnsanlar gerekmedikçe eden çıkmamaya ve çalışanlar evden mesaiye yönlendiriliyor. 

Ve bütün bunlar toplum tarafından hiç sorgulanmaksızın kabulleniliyor. “Uyulması kesinlikle zorunlu ve uyulmaması salgının yayılmasına yol açacak tedbirler” olarak görüldüğü için mecburen sineye çekiliyor.

Bilhassa İtalya gibi tedbirde gecikmenin faturasını ağır ödediği belirtilen ülkelerde yaşananlar örnek gösterilerek, “Onlar gibi olmak istemiyorsanız, bizim aldığımız tedbirlere mutlaka uymalısınız” deniliyor.

Sonuçta bir taraftan “Virüsten daha tehlikeli olan paniğe sakın kapılmayalım ve tedbir işini paranoyaya çevirmeyelim” denilirken, diğer taraftan herkesin birbirine adeta potansiyel koronavirüslü nazarıyla baktığı alabildiğine evhamlı bir ortam oluşturuluyor.

Günlük rutinin temel hak ve hürriyetler kapsamındaki en sıradan etkinliklerinin dahi “tedbir” adı altında toplumun bizzat kendisine “gönüllü olarak” kısıtlattırıldığı bu atmosfer ne zaman dağılacak, bilemiyoruz. 

Ama bu olup bitenlere kader boyutuyla baktığımızda, çekilen bu sıkıntı ve eziyetleri, içinden geçtiğimiz süreçteki haksızlıkların ve bunlara gerek açıktan, gerekse suskun kalarak verilen desteğin de muaccel bir karşılığı olarak görmek yanlış olmaz diye düşünüyoruz.

Birikmiş zulümlerin ve yol açtıkları ah’ların bedelini, son dönemde peş peşe gelen felâket ve musibetlere eklenen koronavirüs afetiyle de ödüyoruz. Keşke artık ders alıp, o dersin gereğini yerine getirebilsek...

Okunma Sayısı: 6800
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ayşegül

    20.3.2020 00:05:57

    Men dakka dukka. Eden bulur. "Mümine sui zan eden sui zanna maruz kalır." Hadisin şiddetli tokadina maruz kalmadan ,şu yaşanılanlar dan ders almak nasip olur inşallah

  • ali bingöl

    19.3.2020 15:17:00

    Ama bu olup bitenlere kader boyutuyla baktığımızda, çekilen bu sıkıntı ve eziyetleri, içinden geçtiğimiz süreçteki haksızlıkların ve bunlara gerek açıktan, gerekse suskun kalarak verilen desteğin de muaccel bir karşılığı olarak görmek yanlış olmaz diye düşünüyoruz. AMENNA BAŞKA ZAHİRİ HİÇ BİR SEBEP GÖRÜNMÜYOR..

  • erhan

    19.3.2020 13:38:50

    yer yüzünde bu kadar zulüm varken, bereket mi yağacaktı? Rab'bim den niyazımız sebep olanlarla, onları alkışlayanlarla sınırlı tutması olmalıdır. yok sa iş çok ama çok ciddi.ne top, ne tüfek, ne uçak, ne roket, ne bomba hiçbir şey karşı duramıyor. umarım aklımızı başımıza getirir.

  • Pınar

    19.3.2020 00:22:25

    Çok ama çok doğru.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı