Okullarda şiddetin artmasını ailenin ihmali, çocukların dijital şiddet içeriklerini izlemeleri, arkadaşların zorbalığı ve toplumdaki bunalımlar olarak gösterilmektedir.
Çocukların evde yeterli sevgi ve ilgi görmemelerinin öfke birikimlerine yol açtığı, kavgaların olması ve ailenin çocuklarına disiplin uygulamaması şekilde ifade edilmektedir.
İnternette ve sosyal medyada şiddet içeren silahlı ve kanlı sahneler de çocuklarda şiddeti körüklemektedir. Kontrolsüz tablet/telefon kullanımı çocukları gerçek dünyadan uzaklaştırmakta ve hayal dünyasında yaşatmaktadır. Ayrıca okul içinde yaşanan arkadaş zorbalıkları intikam alma duygularını artırmaktadır. Modern hayatın getirdiği yalnızlık çocuklarda merhamet, yardımlaşma ve empati duygu ve becerilerin gelişmesini engellemekte bu da şiddete yönlendirmektedir.
Bir de işin toplum ve ekonomik sıkıntı boyutu vardır. Ailenin geçim derdi ve stres çocuklara da yansımaktadır. Sokakta ve medyada artan şiddet sarmalı da öğrencileri etkilemekte ve şiddetin okullara yansımasını netice vermektedir. Sonuçta okul da toplumun bir parçasıdır.
Bunlar şiddetin görünen ve herkesçe bilinen sebepleridir. Asıl sebep ise hayatta en çok gerekli olan ve öğrenciyi ailesine, okula ve topluma entegre edecek sağlıklı ve gerçekçi eğitimin verilmemesidir. Yalnız ülkemizde değil, dünyada şiddetin yaygınlaşması ve bu durumun okullara da yansıması bizim için bahane olmamalıdır. Eğitimde nasıl bir yanlışın içindeyiz ki öğrencilerimizi mutlu edemiyoruz ve şiddete yönelmelerine sebep oluyoruz diye düşünmemiz ve eğitim sistemini ve müfredatı gözden geçirmemiz lazımdır.
“Bal, bal…” demekle ağız tatlanmadığı gibi pratikte hiç faydası olmayacak ezber bilgiler de öğrencilerin hayatı, psikolojisi ve ahlakı üzerinde etkisi olmamaktadır.
Eğitimin amacı insan ilişkileri, çevreye uyum, kabiliyetlerin gelişimi, ahlak ve hukuk ile öğrenci kabiliyetine göre meslek ve sanat eğitiminin verilmesidir. Öğrencinin ailesine, çevresine ve ülkesine faydalı olduğu bilincini vermektir. Bunun için herkese fıtratına uygun beceri kazandırmak gerekir. Pratikte fayda sağlamayan bir öğretim zamanla öğrencilerin meraklarını öldürür, kabiliyetlerini söndürür ve kendilerini etkisiz ve gereksiz varlıklar olduğunu, hayatta bir faydasının ve amacının olmadığı düşüncesine götürür. Bunun çaresi öğrencilere kabiliyetlerine göre yapabilecekleri beceriler kazandırmak ve ideal aşılamak ve hedef göstermektir. Bu yalnız bir yüksek okulu kazanmak şeklinde kısa bir hedef olmamalıdır. Kaldı ki günümüzde üniversite eğitiminin fayda sağlamadığı, mezunların devlet memuru olma dışında bir ideali olmadığı için ümitsizliğe düşerek hayattan küsmelrine sebep olmaktadır. Bu da ortaöğretimde okuyan öğrencilerde büyük bir ümitsizliğe sebep olmaktadır. İnsanı yaşatan ve çalıştıran ümittir; ümidini kaybederse her şeyini kaybeder.
Bu durumda eğitimin amaçlarını ve hedeflerini yeniden belirlemek gerekir. Devlet memuru olmaya odaklı bir eğitimin ne öğrenciye ve ne de ülkeye bir faydası olmaz. Öğrencileri ümitsizliğe sevk eder, bu da eğitimde kalitenin düşmesine sebep olur ki ülkemizde ve okullarımızda olan durum budur. Çare, öğrencilerin önüne yeni faydalı, ulaşılabilir ve istikbalini garantiye alacak yeni hedefler, idealler ve amaçlar koymalı, meslek ve sanat eğitimine önem vermelidir.