Siyasette muktesit meslek, yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’de “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” fermanında ifade edilen yönetimde takip edilecek istikamet mesleğidir. Hak ve hukuku koruyan ve adaleti sağlayan metottur.
ARAŞTIRMA: SİYASETTE MUKTESİT MESLEK
Siyaset halkın yönetimidir. İktisatta, adaleti sağlayan orta yoldur. Ekonomide ise ifrat ve tefritten uzak orta yolu takip etmek demektir. Bediüzzaman 1895 Mardin’de Namık Kemal’in hürriyeti anlatan “Rüya”1 makalesini okumuş ve “Siyasetteki muktesit mesleği bana gösterdi”2 demiştir. Siyasette iktisadı meslek haline getiren bir metottan bahsetmektedir. Bu sosyal ve siyasî hayatta asayiş ve emniyeti, huzur ve güveni sağlayan ve her nevi anarşi ve terörü önleyecek olan siyasetteki istikamet yoludur.
Siyasette muktesit meslek, yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’de “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”3 fermanında ifade edilen yönetimde takip edilecek istikamet mesleğidir. Hak ve hukuku koruyan ve adaleti sağlayan metottur. Peygamberimizin (asm) ve Hulefa-i Raşidinin takip ettiği meslektir. Bediüzzaman “İstibdat zulüm ve tahakkümdür, meşrûtiyet adalet ve şeriattır. Padişah, Peygamberimizin (asm) emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir; biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, Peygambere (asm) tâbi olmayıp zulmedenler, padişah da olsalar, haydutturlar”4 buyurarak siyasetteki muktesit mesleği tarif etmiştir.
Yönetimin iki şekli vardır. Biri hürriyetçi yönetim, diğeri istibdat yönetimidir. İlimden hürriyet ve adalet; cehaletten istibdat ve zulüm doğar. Adalet ve hürriyet ise ancak imanla ve peygambere itaat ile sağlanır. Zira “hürriyet imanın hassasıdır; adalet de Allah’a ve Resulüne itaat ile sağlanır.
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerim’de “Allah, melekler ve muktesit ilim sahipleri, ondan başka İlâh olmadığına adaletle şâhitlik ettiler. O’ndan başka İlâh yoktur. O, mutlak güç ve kudret, hüküm ve hikmet sahibidir”5 buyurur. “Kıst” kelimesi “ölçü, iktisat, insaf, adalet” anlamına gelmektedir.6 “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu takvâya daha uygundur. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır”7 ayetinde “Kavvâmîne bi’l-kıst” kelimesi ile iktisada ve adalete riayet etmeyi kapsamaktadır.
Ümmet-i Muhammed “Vasat ümmettir.”8 İktisat orta yolu tutmak, itidal ile hareket etmek demektir. Peygamberimiz (asm) “İşlerin hayırlısı vasat ve istikamet üzere olandır”9 buyurarak ifrat ve tefritten uzak durmamızı ister. “Muksıt” Esmâ-i Hüsnâ’dan birisidir.10 “Yürüyüşte mutedil ol, sesini de kıs”11 ayeti yürüme ve konuşmada iktisadı emrettiği gibi “Elini boynuna bağlayıp cimrilik etme, büsbütün de savurgan olma”12 ayeti de harcamada iktisadın istikametini emreder.
İktisat ve adaletin karşıtı aşırılıktır. Aşırılık ise zulümdür. Allah her nevi aşırılığı zulüm kabul eder ve yasaklar. Bu sebeple dinde aşırılık yoktur. Peygamberimiz (asm) “Heleke’l-mutenattıûn” yani “Aşırıya kaçanlar helak olurlar”13 buyurur. Ayrıca “Din kolaylıktır. Dini aşmak isteyen kimse, ona yenik düşer. O halde, orta yolu tutunuz, en iyiyi yapmaya çalışınız, o zaman size müjdeler olsun; günün başlangıcından, sonundan ve bir miktar da geceden faydalanınız”14 buyurarak aşırılıktan kaçarak kolaylığı tercih etmelerini istemiştir.

Muktesit Meslek Nedir?
İktisat ve adalete son derece uygun, orta yolu ihtiyar ederek hayatını düzenlemek muktesit mesleği takip etmek olduğu gibi, yönetici makamından olanların hangi makamda olursa olsunlar, adaleti ve iktisadı sağlayacak, aşırıya gitmeyecek, hak sahibine hakkını bihakkın verecek şekilde bir yönetim takip etmesine “Muktesit meslek” denir.
Bediüzzaman Said Nursî hazretlerinin hayatında ölçü olarak aldığı “muktesit meslek” iktisadî ve idarî bakımdan takip ettiği “sevad-ı a’zam” olan15 Hz. Ali’nin hilafet döneminde takip ettiği “Şeriat ve adalet-i mahza” üzere hürriyetçi yönetimdir. Hürriyetin gereği olarak Hz. Ali (ra) Haricîlere “Sizler fikirlerinizde hürsünüz, istediğiniz gibi anlatabilirsiniz; ancak kan döker, can yakar, mala, namusa ve cana tecavüz ederseniz adalet hukuk namına sizi cezalandırırım” demiş ve ilim, fikir; din ve vicdan hürriyeti vermiştir. Cezalandırması ise zulüm ve tecavüzlerinden dolayı, adaletin gereğidir.
Hz. Ali (ra) muktesit mesleği gereği adalet-i mahza üzere hareket ettiği için elinde kesin delil olmadan şüphe üzerine katil zannı ile bir masumun cezalandırılmasına razı olmamıştır. Bu sebeple Hz. Osman’ın (ra) katilini cezalandıramamıştır. Zira Peygamberimiz (asm) “Şüphe üzerine hadleri kaldırın”16 buyurarak suçun kesin sabit olmadan ceza verilmemesi gerektiğini emretmiştir.
İbni Mülcem Hz. Ali’ye (ra) su-i kast yaptığı zaman hasta yatağında oğlu Hz. Hasan’a (ra) “Eğer ben bu yaradan ölürsem, bir kılıç darbesi ile kısas yapın ki, kanun-u İlâhî yerini bulsun. Ölmezsem onun hakkında kararı ben veririm. Katilimden dolayı başkasına el kaldırmayın ve haksız yere kan dökmeyin. Sakın ona beni öldürdüğünden dolayı eza ve cefa etmeyin” demiştir. Suikast sonrası evindeyken Hazret-i Ali’ye (ra) bir miktar süt getirdiler ve içmesi için kendisine verdiler. Hazret-i Ali (ra) sütün yarısını içtikten sonra, yarısını da iade ederek; “Bu sütü alın zindandaki beni yaralayan İbni Mülcem’e götürün, o açtır, bir şey yememiştir” buyurdu. Bediüzzaman da Hz. Ali’ye (ra) iktidaen kendisine zulmedenlere iman şartıyla hakkını helal etmiş ve “talebelerim intikamımı almasınlar”17 demiştir.
Siyasette Muktesit Meslek Nedir?
Siyasette adil bir anlayış, adil bir yaklaşım ve adil bir yönetim orta yolu ihtiyar eden ve genellikle toplumun yüzde seksenini memnun edecek olan bir yolu takip etmektir. Bu da hürriyetçiliktir. Bediüzzaman bunun için “Ahrarları” yani hürriyetçileri desteklemiş ve 1907’de İstanbul’a geldiği zaman Hürriyetçilerle beraber mücadele ederek 23 Temmuz 1908 Hürriyetin ilanına çalışmıştır.
Bediüzzaman hükümeti tenkit edenleri ifrat ve tefrit ehli olarak ikiye ayırır. Hükümetin doğruları yanında yanlışlarını da görmek gerektiğini belirtir. Ama mesele sadece bundan ibaret değildir. “İstibdat” ile “Hürriyeti” birbirinden ayırmak, hürriyetçi olmak, hürriyeti “Kanun-i Esasî” ile sınırlamak, hürriyeti istismar ederek yanlış yapmalarına izin vermemek, doğruyu ve iyiyi yapanlara engel olmamak, suç işleyen ve iyiyi yapmayı engel olanları cezalandırmak da gerekmektedir.
Maalesef ne Kur’ân’ın ahkâmını ve ne de İslâmiyet’i bilmeyen, İslâm’ı istibdada müsait baskıcı bir yönetim kabul ederek “Allah’ın hükmü ile hükmetmeyi” bireye ve topluma baskı uygulamak şeklinde anlayan, “Kanun-i Esasî” denilen yasaları yapanları Allah’ın hükmüne aykırı davranıyor diye suçlayanlar ile onların bu yanlış tutumunu İslâmiyet’ten kaynaklandığını zanneden ve İslâm’ı bilmeyen, İslâm’ı istibdada müsait zannedenlerin taassubunu delil göstererek Osmanlılıktan uzaklaşıp Avrupa’ya körü körüne uymakta olanlar ifrat ve tefrit ile adaletten ve muktesit siyasi meslekten uzaklaşmışlar ve zulme yönelmişlerdir. Gerçekte her ikisi de baskıcıdırlar ve istibdada yönelmişlerdir. Her iki durumdan yararlanan müstebit siyasetçiler olmaktadır. Bu durumda muktesit meslek yine “Hürriyetçi” olmak ve “Ahrarların” takip ettiği siyasettir. İstibdat kendisini muhafaza etmek için her şeyi istismar etmektedir.
Bediüzzaman “İstibdat kendini muhafaza etmek için herkese vesvese verdiği gibi, beni de inkılâptan on sene evvel aldattı ki, ehl-i ihtilâlin ekseri masondur. Lillahilhamd, o vesvese bir iki sene zarfında zâil oldu. Ta o vakitte anladım; bizim ekser ahrârımız, mûtekid Müslümanlardır”18 der.
Müstebitlerin en büyük silahı propagandadır. Propaganda ve istismar silahı ile Osmanlı’da hürriyeti isteyenlerin “Masonlar” olduğu propagandası yapılarak halkı aldatmışlardır. Mardin’de henüz 17 yaşında olan Bediüzzaman Namık Kemal’in “Rüya” makalesini okuduktan sonra “Meşrutiyet” yönetimini savunan ve Hürriyeti ilan edenlerin mutekit Müslümanlar olduğunu daha iyi anladığını ifade etmektedir.
—DEVAMI YARIN—
Dipnotlar:
1.Namık Kemal’in Rüyası, Matbaa-i İctihad, 1908. Bu makale istibdat döneminde gizli olarak Mısır’da basılmış, 1908 II. Meşrutiyetini ilanından sonra İstanbul’da basılmıştır.; 2. Bediüzzaman, Münazarat, s. 123; Beyanat ve Tenvirler, s.105. Münazarat ilk olarak 1910’da basılmıştır.; 3. Hud, 11: 112.; 4. Bediüzzaman, ESDE, Divan-ı Harb-i Örfi, s.121.; 5. Âl-i İmran, 3: 18.; 6. Ragıb el-Isfahani, el-Müfredat, “Kıst” Md. 2010-İstanbul, s. 844.; 7. Nisa, 4: 135.; 8. Bakara, 2: 143.; 9. Aclunî, Keşfu’l-Hafa, 1: 391.; 10. İbn Mâce, Duâ, 10; Tirmizî, Daavât, 82.; 11. Lokman, 31: 19.; 12. İsra, 17: 29.; 13. Müslim, İlim, 7; Ebû Dâvûd, Sünnet, 5.; 14. Buhârî, Îmân, 29; Nesâî, Îmân, 28.; 15. Tarihçe-i Hayat, s. 152.; 16. İbn Ebû Şeybe, Musannef, 9: 359; İbn Hacer, Dirâye fî Tahrîci Ehâdîsi’l-Hidâye, 2:101; Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1: 74.; 17. Tarihçe-i Hayat, s. 532., 18.,.123.