Bu milletin tepesinde on on beş yıldır ciddi bir cinnet ve musibet hali var.
Geçen günlerde yine bir okul faciası yaşandı. Bu toplumsal cinnet halleri neredeyse âdiyattan sayılır oldu.
Çocuklarını okula gönderen ana babalar endişe içindeler. Haklılar. Zira süreç iyi yönetilemiyor. Bu olayda da böyle oldu.
Resmî açıklamalara göre, lise ikinci sınıf öğrencisi bir kız çocuğu, galiba yanına başka arkadaşlarını da alarak, kendisinin eski okulu durumunda olduğu anlaşılan bir imam hatip ortaokuluna sabah vakti elinde bıçakla giriyor ve küçücük çocuklara rastgele saldırıyor, bir öğrenciyi öldürüp yedisini yaralıyor. Yetkililer olayın bir “kavga” biçiminde olduğunu da söylüyorlar. Ama sağlıklı bilgi yok.
Olayın faillerini, mağdurlarını, sebebini ve sonuçlarını bilmiyoruz. Öğrenme şansımız da yok. Çünkü olay hakkında yayın yasağı getirilmiş.
Aslında bu somut olayın sebebini bilmemizin fazlaca bir önemi de yok. Önemli olan genellemelere katkı yapacak bilgilere sahip olabilmek ve bu genellemeler yardımıyla çözüme ulaşabilmek. Ama o olamıyor.
Mesela:
-Parçalanmış aileler ve şımartılmış çocuklar meselesi bu tür işlerin bir numaralı sebebi.
-Madde kullanma belasının yaygınlaşması en mühim yan sebep.
-Akran zorbalığı işin tuzu biberi.
-Aile içi şiddetin zaman zaman dışa bu şekilde yansıdığını da görebiliyoruz.
-Ayrıca, bu tür disiplinsizlikler ve saldırgan eylemler, gençlerin çeşitli sosyal medya gruplarında kurdukları örgütlenmelerde alkış alıyor, desteklenip ödüllendiriliyor.
-Gençler arasında manevî çöküntü, değersiz hissetme, hedefsizlik, sahipsizlik duygusu gibi duygular, çocuklara kadar inmiş durumda.
Bütün bunlar birbiriyle birleştiğinde, ortaya, pimi çekilmiş bomba gibi dolaşan manevî anarşist bir kitle çıkıyor.
Ki bunlar aslında modern Yecüc ve Mecüc’ün (Gog-Magog’un) ayak sesleri.
Bunlar tamam. Çare için hangi olayda hangi sebebin ne kadar etkili olduğunu uzmanlarının bilmesi lazım.
Ancak bunun cevabı yok, zira yayın bile yasak. İstatistik eksik.
En zoru da bu işin bir imam hatip ortaokulunda yaşanmış olması.
Bu cinnetin bu tür okullara da sıçramış olması, bilhassa iktidar destekçisi dindarların üzerinde ayrıca düşünmesi gereken bir konu.
Gelelim asıl meseleye:
Medyascope’un resmî kaynaklara dayandırarak o sabah verdiği haberin son cümlesi şöyleydi:
“RTÜK, olayla ilgili, İstanbul 3. Sulh Ceza Hakimliği’nce yayın yasağı getirildiğini açıkladı.”
Ancak akşam saatlerinde internetten kolaçan ettiğimizde gördük ki, çok sayıda haber sitesinde konuyla ilgili çeşitli haberler vardı ve bunların bir kısmı da duyum-dedikodu seviyesindeki haberlerdi.
RTÜK’ün web sayfasındaki “mahkeme yayın yasakları” listesinde o gün için iki ayrı mahkemenin yayın yasağı ile ilgili bilgi var ama bu iki ayrı kararın gerekçesiyle ve yasağın sınırlarıyla ilgili bilgiye vergi numarası ve şifre sahibi olmayanların erişme imkânı yok. Neden yoksa...
İşte mesele de burada başlıyor.
Sosyal medyada yazabilenlerin bu olay ve yasaklar hakkında iktidara ateş püskürdüğünü görüyoruz.
“Yasaklarla dedikodu üretmekten başka bir yere varılmaz” diyen de var “bu yasakların asıl amacı iktidardakilerin kendi hatalarını örtbas etmek” diyen de.
Bilgi toplumu çağını da geride bırakmış olması gereken bir toplumda, basit ve net sahih bilgiye dahi bu kadar zor ulaşıyoruz. Herkes adeta “kim kime dum duma” yaşıyor.
Ya iktidardakiler? Ölçüsüzce ve fütursuzca yasaklamaktan başka ne iş yapıyor?