"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Açık-gizli Lozan görüşmeleri - 4

M. Latif SALİHOĞLU
10 Ağustos 2023, Perşembe
Lozan’a giden heyetin reisi, Batı Cephesinden Hariciye Vekilliğine getirtilen İsmet Paşadır. Böyle olmasını Meclis Başkanı Mustafa Kemal istedi.

Ankara’da teşkil olunan Yeni Türkiye Hükûmeti adına ilk diplomatik anlaşmayı (Gümrü Antlaşması, 3 Aralık 1920) gerçekleştiren Kâzım Karabekir, o tarihten iki yıl sonra ise, bu kez Lozan’a gidecek heyetin başında olmak ister. Bu yöndeki düşüncesini aktardığı Mustafa Kemal’den “cevab-ı red” aldığını “Günlükler”inde dile getirir.

Aynı yöndeki niyetin içine giren bir başka isim daha var: O tarihte Başbakan konumunda olan Rauf Orbay. Hatırat’ını okuduğumuz Başvekil Rauf Orbay, Mondros Antlaşmasında (30 Ekim 1918) Osmanlı hükûmeti adına başkanlık ettiği için, Lozan’a gidecek heyete de başkanlık etmek ister, fakat Mustafa Kemal buna karşı çıkarak İsmet’i tercih eder. Böylelikle, ipler büyük ölçüde İsmet Paşanın eline geçer.

Mustafa Kemal, Millî Mücadele kahramanı, İstiklâl gazisi ve aynı zamanda diplomat olan her iki mümtaz şahsiyete verdiği “cevab-ı red”din gerekçesi aynıdır: “Sulh heyetimize baş murahhas (heyet başkanı) olarak (Lozan’a) seni gönderemem. Çünkü, sen kafanla hareket edersin. İsmet Paşayı göndereceğim. Çünkü, o sözümden çıkmaz.”

Türkiye’de en üst seviyede askerî ve siyasî görevlerde (Bakanlık, Başbakanlık, Meclis İkinci Başkanlığı...) bulunmuş olan “Hamidiye Kahramanı” Rauf Orbay, Lozan ile ilgili gelişmeler hakkında, ayrıca şunları söyler: “İsmet Paşa, anlaşıldığına göre, Lozan’da İngilizlerle bir çeşit gizli arabuluculuk rolü oynayan Yahudi Hahambaşı Haim Naum’un telkinleriyle, Hilâfetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye’de devamına müsaade edilmeyip, derhal kaldırılması fikrini tamamıyla benimsemiş bulunuyordu.”  (Feridun Kandemir; Hatıraları ile Rauf Orbay, s: 96)

*

Dahilde ve hariçteki Lozan görüşmeleriyle ilgili en hacimli bilgi, belge, hatırat ve kitabî metinlerin Karabekir Paşa ile bağlantılı olduğunu görüyoruz. Onu tekzip edenler, onun hiçe sayarcasına tarih yazanlar, yakın tarihin hem hırsızları, hem yalancıları durumuna düşmektedirler. Çünkü, 1926-38 yılları arasında Karabekir Paşanın Erenköy’deki evine defalarca baskın yapılmış, çuvallar dolusu belgelerine el konulmuş, büyük kısmı da imha edilmiştir. Yapı-Kredi Yayınları arasında iki cilt halinde yayınlanan “Günlükler”nde, söz konusu hırsızlığı ve bilgi-belge katilliğini açıkça görmekteyiz.

Yine de bir miktarı kurtuldu, yahut kurtarıldı ki, aşağıda aktaracaklarımız, bunların konumuzla ilgili olan kısımlarından ibaret.

*

Karabekir Paşanın Lozan’a dair beyanlarıyla ilgili iki önemli kaynak var. Bunlardan biri, 2008’de Yapı Kredi Yayınları arasında çıkan iki ciltlik “Günlükler”; bir diğeri ise, 1993’te Tekin Yayınevi tarafından basılan Uğur Mumcu’nun “Kâzım Karabekir Anlatıyor” isimli kitabı.

Önce, Mumcu’nun kitabındaki ilgili bazı bölümlere bakalım. Karabekir şunları anlatıyor: 

(Temmuz 1923) Ankara’da yeni bir hava esmeye başladı: İslâmlık terakkiye (ilerlemeye) mani imiş! Halk Fırkası lâ-dini (din dışı) ve lâ-ahlâkî (ahlâk dışı) olmalı imiş!.. Macarlar ve Bulgarlar gibi ufak milletler bizim gibi Almanya tarafında bulunarak mağlûp oldukları halde, istiklâllerini muhafaza ediyorlarmış.. Medeniyete girmişlermiş.. Türkiye İslâm kaldıkça Avrupa ve İngiltere müstemlekelerinin (sömürgelerin) çoğunun halkı İslâm olduğundan, bize düşman kalacakmış. Sulh yapmayacaklarmış.

10 Temmuz 1923’de Ankara İstasyonundaki Kalem-i Mahsus (Özel Kalem) binasında fırka (parti) nizamnamesini müzakereden sonra Gazi ile yalnız kalarak hasbihallere başlamıştık... (Vaktiyle ve hatta pek yakın zamana kadar) Kendisini Hilâfet ve Saltanat makamına lâyık gören, bu hususlarda teşebbüslerde de bulunan, din ve namus lehinde türlü sözler söyleyen ve hatta (Balıkesir’de) hutbe okuyan, benim kapalı yerlerde baş açıklığımla lâtife eden (takılan), fes ve kalpak yerine kumaş başlık teklifimi hoş görmeyen Mustafa Kemal Paşa, benim hayretle baktığımı görünce, şu izahatı verdi: “Dini ve nâmusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telâkkisini kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur.” (Age, s. 83)

(Devamı var)

Okunma Sayısı: 3635
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Salih baş

    10.8.2023 12:21:34

    İstediğini oluşturdu sonuç 80 yıl patinaj yapan ülke

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı