"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Müfterilerin yüzü kızaracak”

M. Latif SALİHOĞLU
17 Haziran 2022, Cuma
Ara ara nükseden kronik bir hastalık var: Bütün hayatı cephelerde, sürgünlerde, mahkemelerde, zindanlarda geçen Bediüzzaman Said Nursî’ye iftira etme hastalığı, yahut yalan yere ve bile bile onu karalamaya çalışma marazı.

Bediüzzaman Hazretleri hayatta iken, bütün iftira, itham ve isnatlara cevap verdi. Bütün müfterileri susturdu. Hakkında ileri sürülen bütün iddiaları yazdığı lâhika mektuplarında ve çıktığı mahkemelerde tek tek çürüttü.

Ne var ki, onun vefatından sonra ve bilhassa 2000’li yılların başlarından itibaren, onun hakkında yeni yalanlar uydurulmaya, yeni iftiralar dolaşıma sokulmaya başlandı. Piyasada öyle müfteriler, öyle yalancılar türedi ki, akıl-vicdan kabul edecek türden değil.

Bilinen tarih seyri içinde ikinci bir emsâline rastlayamadığımız söz konusu yalancıların isnat ve iftirası özetle şöyle: Said Nursî Millî Mücadele taraftarı değil, aleyhtarıdır. Aynı şekilde, işgalci İngilizler’in müttefiki olup, istilâcı Yunan askerlerinin vurulmasına karşıdır. Dahası, aynı sıkıntılı dönemde işgalcilerin himayesiyle kurulmuş olan İslâm-Teâli Cemiyeti ile Kürt-Teâli Cemiyetinin hem üyesi, hem müdafiidir. Vesaire...

Müfterilerin bir kısmı, Said Nursî’nin böyle bir şahsiyet olmadığını esasen biliyor. Fakat, bile bile karalamaktan ve iftira atmaktan geri durmuyorlar. Bu da gösteriyor ki, o satılmış alçaklar, başkasının ve bilhassa karanlık odakların nâm-ı hesabına çalışıyorlar.

*

Resmî Meclis Zabıtlarında, Said Nursî’nin 1922 yılı Kasım’ında Ankara’ya geldiği, Meclis’te kendisi için karşılama merasimi yapılarak takdir edildiği hususu belgeli, delilli ve ispatlıdır. Bunu isteyen herkes araştırıp görebilir.

Esasında, kapı gibi ortada duran bu hakikat tek başına bir delil olarak müfterilerin yukarıda sıraladığımız bütün iftiralarını çürütmeye yeter. Zira, Milli Mücadelenin o çetin döneminde saflar tamamen ve gayet keskin bir şekilde ayrılmış durumdaydı. Ortada durmak mümkün değildi. Hele hele, işgalcilere taraftar, yahut ayrılıkçı cemiyetlere üye olan bir kimsenin, o günkü hengâmede İstanbul’dan Ankara’ya gidip gelmesi, üstelik Millet Meclisi’nde görünmesi, dahası takdir edilerek kürsüden konuşma yapması imkân ve ihtimal haricidir.

Ayrıca, müfterilerin iftirasına itibar edenler bilmeli ki, bu iftira Said Nursî ile sınırlı kalmaz, o günkü Meclis’in bütün üyelerini de içine alır. Onları–hâşâ ikili oynayan–Bediüzzaman’ı hiç tanımayan, anlamayan, kör, sağır, cahil ve aldanmış kişiler sınıfına sokmuş olur Öyle ya, Said Nursî işgal taraftarıydı da, bunu Millî Hareketin merkezindeki iki yüz mebustan hiçbiri anlayamadı, öyle mi?

Dolayısıyla, Said Nursi’ye yönelik yapılan söz konusu iftira, Kuvva–yı Millîye penceresinden bakıldığında da son derece çirkin, iğrenç ve aşağılık bir derekede görünüyor.

Keza, aynı durum, Said Nursî’nin 1925’ten sonra sürgün edilmesi ve 1935’ten sonra mahkemelere sevk edilmesi hadiseleri için de geçerli. Zira, söz konusu iftira ve isnatlar, ne sürgün, ne de mahkeme gerekçelerinin içinde var. Bunlar, sonradan ve maksatlı olarak türetilmiş adi, bayağı ve basit şeylerdir.

*

Said Nursî’ye ima yoluyla “Kürtçülük” isnadının 1934 senesinde ortaya çıktığı anlaşılıyor. Said Nursî, o tarihte Barla’dan Isparta’ya celp edilmesi esnasında bu iftiranın farkına vardığını ifade ile şu cevabı veriyor: “...Baktılar, ben öyle fitnelere âlet olamıyorum ve öyle her cihetçe vatana, millete, dine zararlı olan akim teşebbüslere hiçbir meylim yoktur; anladılar. Ki, o vakit, planlarını değiştirdiler.” (Bkz: 1935’teki Eskişehir Müdafaanâmesi.)

Mahkemede aklanan Bediüzzaman, bu tarihten on yıl kadar sonra bu kez Meclis’te karalanmaya çalışılır. Bu karalamayı ise, fikren ve itikaden Said Nursî’ye muarız olan Adalet Bakanı Fuat Sirmen (Safa Sirmen’in babası) bertaraf eder. Sirmen, Meclis kürsüsünden şu cevabı verir: “Said Nursî’nin hüviyeti gibi faaliyeti de siyasî değildir.” (Eşref Edip; Risâle-i Nur Hakkında İlmî Bir Tahlil, s. 21)

Kürt-Teâli iftirasının bir kez de 1950’li yılların sonlarında Isparta İmam–Hatip Lisesinde ders veren “Devrim Tarihi” hocası tarafından yapıldığını öğreniyoruz.

O tarihte talebe olan Konyalı Ahmet Gümüş, sözlü imtihanda bu meselenin sorulduğunu ve Bediüzzaman Said Nursî’nin imâ yoluyla da olsa itham edildiğini fark ederek, bu konuyu getirip Üstad Bediüzzaman’a sorar ve aynen şu cevabı alır: “Aziz kardeşim. Benim menfî cereyanlarla alâkam olmamıştır. İspat edilememiştir. İftiradır. Risâle-i Nur, 650 milyon Müslümanın uhuvvetini, hürriyetlerini müdafaa etmiştir. Bir gün İslâm Birliği teessüs edecek, bu müfterilerin yüzü kızaracak.” (Son Şahitler-4, s. 157)

Okunma Sayısı: 1741
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Sebahattin Aslan

    17.6.2022 05:12:43

    Maalesef Üstada yapılan iftiralar devam ediyor, ve maalesef müfterilerin yüzleri kizarmiyor. Üstadı ya gerçekten anlamıyorlar veya anlamak istemiyorlar.

  • Abdullah Tunç

    17.6.2022 02:38:17

    Allah razı olsun.Müfteriler gerekli cevabı almışlardır. Fikir ve düşünce namusu nu taşıyanlar kimseye iftira atmaz.Bu yazıda iftiracıların iftiraları tarihi gerçeklerle çürütülmüştür Eğer kendilerinde fazilet varsa özür dileyecekler. Kalem namusuna sahip olanlar,böyle tarihi şahsi yetlerle ilgili yazı yazarken bin düşünüp öyle yazma ları gerekiyor.Tahkiksiz, delilsiz,ispatsız yazı yaz mamaları,konuşmamaları gerekiyor.Yoksa mahcubi yetten,zilletten kurtula mazlar.Toplum nezdin de rezil olurlar.Ve bu kara bir leke olarak alınlarına yapı şacak! Müfterilere gerekli cevabı verdiği için yazarı mızı can-ı gönülden tebrik ediyorum.İçimizi rahatlattı Hamiyetini gösterdi ve ha miyet duygularımıza tercü man oldu.Cenab-ı Hak ebediyen razı olsun. Rab bim inayetini üzerinden bir an bile eksik etmesin.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı