"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Selimiye ve Ayasofya’nın başına gelenler

M. Latif SALİHOĞLU
27 Kasım 2019, Çarşamba
TARİHİN YORUMU: 27 KASIM 1575

Osmanlı eseri olan iki müstesnâ mâbed: Biri, eski payitaht Edirne’deki Selimiye Camii; diğeri ise, yeni payitaht İstanbul’daki Ayasofya Camii. 

Bu iki mâbedin de başına çok elim, çok ıztırap verici vukûatlar geldi.

Şu var ki, Ayasofya’nın hicrân ateşi bir başka. Onun başına gelen felâket, bu vatanda başkaca hiçbir mâbedin başına gelmedi. Sebebi ise, gayet basit; şöyle ki: 

1) 27 Kasım 1575’de inşaası tamamlanarak ibadete açılan ve Koca Mimar Sinan’ın “ustalık eseri” olan Selimiye, 1913 yılı 16 Mart’ında kâfir Bul­gar kuvvetlerinin iş­galine uğradı. 4-5 aylık bir esaretten sonra, fazlaca bir hasar-zarar görmeden, tekrar istiklâline ve aslî hüviyetine kavuşturuldu.

2) 1453’te İstanbul’un fethiyle birlikte, fethin sembolü olarak kiliseden camiye çevrilen Ayasofya ise, 24 Kasım 1934’te tuhaf, acip, ucûbe ve şaibeli bir kararnâme ile fiilen müzeye dönüştürülerek, bir nevi esaret altına sokuldu. Bu elemli, ıztıraplı esaret, seksen beş yıldır devam ediyor. Üstelik, daha ne kadar süreceği de belirsiz.

Özetle: Selimiye’nin muvakkat esareti, küffarın Edirne’yi işgal etmesiyle yaşandı. Ayasofya’nın bir asra yaklaşan esareti ise, münafıkların çabasıyla yaşandı, yaşanıyor.

Özetin özeti: Münafık kâfirden eşeddir.

Şimdi, bu iki mâbedin mukadderatına biraz daha geniş açıdan bakalım.

Selimiye Camii

Edirne'de inşa edilen bu muhteşem mâbed, Kànunî Sultan Süleyman'ın oğlu Sultan II. Selim (Sarı Selim) tarafından Mimar Sinan'a yaptırıldı.

Koca Sinan'ın "ustalık eserim" dediği bu ihtişamlı caminin, önce İstanbul'da inşa edilmesi düşünüldü. Ancak, daha sonraları fikir değiştirilerek, serhad şehri olan Edirne'de karar kılındı. Caminin yapımına ise 1568/69 yıllarında başlandı.

Mimar Sinan, Tezkiretül-Bünyân (Binaların Kitabı) isimli eserinde, Sultan II. Selim'in şöyle buyurduğunu beyan eder: "Benim çokça sevdiğim Edirne şehrinde öyle bir cami inşâ eyle kim, cihanda eşi-benzeri olmaya." Selimiye Camii, birçok yönüyle dünyada hakikaten eşsiz bir eser hüviyetini taşıyor.

* * *

Birinci Balkan Harbi sonrasında, aylarca (155 gün) Bulgar kuvvetlerinin kuşatması altında kalan Edirne, merkezden (İstanbul’dan) hiç yardım alamaması ve şehirde giderek şiddetlenen açlık, yokluk ve mühimmatsızlık sebebiyle daha fazla dayanamayarak teslim oldu: 16 Mart 1913.

Şehri işgal eden Bulgarlar, sivil halka büyük baskı uyguladı. Mâsumlara yönelik katliâmlarda bulundu. Bazı kuyuları insan cesetleriyle doldurdu.

Ayrıca, başta Selimiye Camii olmak üzere, şehirdeki diğer bazı mâbetlere de zarar verdi. Büyük tahribat yaptı.

Enver Paşa’nın üstün gayretiyle yeniden harekete geçen Osmanlı ordusu, nihayet 22 Temmuz 1913'te Edirne’yi (Dolayısıyla Selimiye’yi) küffarın işgalinden kurtardı.

Ve, mahzûn mâbed Ayasofya

Beş asır müddetle cami olarak aslî bir hüviyet kazanan Ayasofya, 24 Kasım 1934’te, keyfî bir muamele sonucu ibadet mahalli olmaktan çıkarılarak müzeye çevrildi.

Ayasofya, vakıf malı olduğu için, kànun nazarında ve kâğıt üzerinde hep cami olarak kaldı. Resmî olarak cami olmaktan çıkarılabilmesi için, kànunların da resmen alenen çiğnenmesi gerekiyordu. Bunu yapmak yerine, uyduruk bir “kararnâme” ile Ayasofya’nın kaderini değiştirme cihetine gidildi. Gidiş o gidiş...

Mühim bir başka nokta da, Sultan Fatih’in “Ayasofya Vakfiyesi”ne yazdırmış olduğu tüyler ürperten ifadeleridir. O meşhûr ifade meâlen şöyledir: "Camiye çevirmiş olduğum bu mâbedi her kim ki bir başka şekle tebdil ederse, Allah'ın, meleklerin ve insanların lâneti onun üzerine olsun! Yüzlerine bakan ve onlara şefaat eden hiçbir kimse bulunmasın!"

İşte, bu kadar ağır, bu derece sert ve okkalı bir kayıttan dolayı, kimse lânet ve ittihamın altına girmeyi göze alamadı. Bu sebeple, müze için kànunla iş görmek yerine, uyduruk ve ucûbe bir “Bakanlar Kurulu Kararı”na sığınma yöntemi tercih edildi.

Okunma Sayısı: 1969
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdulkadir Turan

    27.11.2019 16:19:04

    Bu iki mübarek mabedin başına gelenler yahut getirilenler yenilir yutulur cinsten değil.Yapılanlar arşı titretir.Bunda da bir mübalağa söz konusu değildir.Çünkü iki mabedde de,her daim Rabbimiz anılıyor,zikrediliyor ve ona ibadet ediliyor ya da ediliyordu.Ama münafık ve zalim gruplar,onları rahat bırakmadı.Ellerinden gelen tüm zulümleri yapmakta bir beis görmediler.Her türlü zulmü bu iki mübarek mabede reva gördüler.Ama şunu unuttular;Beşer zulmeder,Kader ise adalet eder.Rabbimiz;onlara yaptıklarının hesabını şiddetli bir şekilde soracaktır.Bundan hiç kimsenin en ufak bir şüphesi ve tereddüdü olmasın.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı