Türkiye’de, İran’da, Irak’ta, Suriye’de bulunan “çatışmacı Kürtler,” ecnebiler tarafından defalarca aldatıldı.
Onları önce tahrik ediyorlar, sonra da dondurucu soğukta ayazda bekletiliyorlar. Onları “Kürdistan hayali” ile ayaklandırıyorlar, ardından orta yerde yüzüstü bırakıyorlar.
Bir önceki yazıda, tâ 1940’lı yıllarda İran ve Irak’ta “siyasî Kürt hareketi”ne öncülük eden Molla Mustafa’nın ABD Başkan Carter’a yazdığı sitem yüklü mektubundan bahsettik. O mektupta, “Bizi aldattınız, bizi yalnız bırakarak hezimete uğrattınız” diyerek, onlara güvenmenin feci âkıbetinden söz ediyor.
Yaşanan bunca tecrübeden ders almayanlar, maalesef ecnebilere güvenmeye devam ediyor. Ne diyelim; hakikat şu ki: Aynı tecrübeler, hep aynı neticeyi veriyor. Kürtlere baş olmaya, onları yönetmeye çalışanlara Allah akıl, fikir, basiret, feraset versin.
«
Birçok meselede olduğu gibi, Kürtlerin durumu ile ilgili hususlarda da en sağlam, en güvenilir fikir ve bilgi kaynağının Risâle-i Nur’da mevcut olduğuna inanıyoruz ve görüyoruz. Bu yazıda bilhassa onlardan bahsetmek istiyoruz.
Üstad Bediüzzaman, bilhassa Münazarat, Divan-ı Harb-i Örfî ve Hutbe-i Şâmiye isimli eserlerinde, içiçe yaşayan Türkler, Kürtler ve Arapların ittifakına, ittihadına, uhuvvet ve muhabbetine büyük tahşidat yapıyor. Düşmanlarının, eskiden bu kadar çok ve şedit olmadığına dikkat çekerek, şimdi eskisinden daha fazla birbirlerine yardımcı olmaları tavsiyesinde bulunuyor. Aksi halde, ardı sıra mahvolacaklarını ve sömürgeci ejderhalara birer lokma haline geleceklerini söylüyor.
Bunca azim tehlikeler karşısında birbiriyle ciddi manada kenetlenmeleri gerektiği yönünde dersler veren Üstad Bediüzzaman, bilhassa Kürtlere şu tavsiyede bulunuyor:
Hürriyete, meşrutiyete ve adâletin tesisine bütün kuvvetinizle çalışın ve sahip çıkın.
Sahip çıkın ki, bu nimetler elinizden kaçıp gitmesin.
Sahip çıkın ki, daha şedit bir istibdat yol bulup gelmesin.
Sahip çıkın ki, size pis ve çamurlu bir suyu içirmesinler.
Yani, Türkiye’den ve Türklerden ayrılmak için kullandıkları kuvvet ve enerjiyi, hürriyet ve meşrutiyetin, yani cumhurî demokrasinin tesis ve tahkimi için sarf etmelerini istiyor. Bunda herkes için sulh, huzur ve emniyetin var olacağına dikkat çekiyor.
Evet, başa geçen bir hükûmet, ya hürriyet ve adaleti, ya da istibdat ve kuvveti esas alacak. Tabiî, ona göre de hareket edecek. İstibdattan (darbe-muhtıra-entrika-tek adamcılık) ise, en ziyade Kürtlerin zarar gördüğünü ve göreceğini nazara veriyor, Üstad Bediüzzaman.
«
Lem’alar isimli eserin orta yerinde (16. Lema) iki meraklı suale iki muhteşem cevap faslı var. O iki izahlı cevabı, umum milletin, bahusus Kürtlerin pür dikkat okumaları ve kâmilen anlamaya çalışmaları gerektiğine inanıyoruz. Zira, o iki mesele, düz mantıkla anlaşılacak gibi değil. Onlar hakikaten derinlemesine mütalaa edilmesi icap eden hayatî hususlardır.
Son derece kritik bir dönemde (1934-35) kaleme alınan o iki meselenin birincisi şudur: İsparta’da bulunan Üstad Bediüzzaman’a hükûmet değişikliğiyle ilgili bir teklif geliyor. Öyle bir hükûmet değişikliği ki, “Bu, hem din için, hem sizin rahatınız için hayırlı olacak” deniliyor. Tabiî, seçim ve sandık sistemi mevcut olmadığına göre, o iş ya darbe, ya da entrikalı bir yöntemle yapılacak.
İkinci mesele ise, savaş haliyle ilgili: İngiliz ve İtalyan devletlerinin Türkiye ile savaşması ve bu suretle rejim değişikliğine gidilmesi kuvvetli ihtimal dahilinde görünüyor.
Bediüzzaman Hazretleri, hem darbe ve entrika ile hükûmet değişikliği teşebbüsüne, hem de rejimin “harp belâsı” ile yıkılması ihtimaline sıcak bakmayıp, gayet net bir tavırla karşı geliyor.
Bu meselenin geniş izahı, bir sonraki yazıda inşallah.