Sahasında uzmanlaşmış emniyet mensuplarıyla konuşurken şöyle bir sual yöneltiyoruz:
Yüz senedir hayatımızda olan Said Nursî, Nur Risaleleri ve Nur Talebeleri büyük bir yekûn teşkil ediyor. Bu yüz sene zarfında yüz binlerce, milyonlarca insan bu camiaya intisap etti, dahil oldu ve bu daire içinde aktif hizmetlerde bulundu.
Bu kadar geniş zaman içinde yaşanan bütün çalkantılara rağmen, bir tek ferdinin dahi cinayet işlememesi, provokasyonlara gelmemesi, davası uğrunda kanlı-kirli işlere bulaşmaması, velhasıl vukuâtlı bir duruma düşmemesi gerçeğini (özellikle mesleğiniz itibariyle) nasıl izah edersiniz?
Siz bu hâli neye bağlıyorsunuz? Ayrıca, bu derece steril kalmış başka bir camia biliyor musunuz? Bildiğiniz, duyduğunuz kadarıyla ülkede ve dünyada bunun ikinci bir örneği var mı?
Onlarla mutabık kaldığımız cevabın-izahın bir hülâsası şudur:
Sayıları az olmakla beraber, Nurcu diye bilinen bazı kimselerin de suç işledikleri, hatta hapse düştüklerini duyduk ve biliyoruz. Fakat, bunlar âdî suçlar kapsamında olup Nur davası veya hizmeti ile bir alâkası yoktur. Nur Talebelerinin “talebelik” vasfıyla bir suça bulaştığı, bir vukuata karıştığı yönünde herhangi bir bilgiye sahip değiliz.
Böyle büyük bir camianın yüz sene müddetle temiz ve steril kalabilmesi çok nadirdir. Bunun ikinci bir örneğini duymadık, bilmiyoruz.
Bu hâl bize şu kanaati veriyor: Nur dairesi içinde samimiyetle hizmet edenlerin hedef ve maksatları dünya menfaati değildir. Şan, şöhret, şahsiyet, siyaset de değildir. Öyle anlaşılıyor ki, asıl gayeleri Allah yolunda gitmek ve Allah’ın rızasını kazanmaya çalışmaktan ibarettir. Bu durumda Allah da onlara inayetle yardım ediyor demektir.
Gönül verdikleri ve hayatını vakfettikleri davanın yüz senedir hiç kesintiye uğramadan devam edebilmesini ancak bu şekilde izah edilebilir.
«
Dünyadaki etkileri bir yana, Türkiye’de yüz yıldır varlığını koruyan ve dehşet veren sarsıntılara rağmen vazifesini kesintisiz bir şekilde sürdüren Nur hareketi, geçmişte mâruz bırakıldığı bütün mahkemelerden de yüzünün akıyla çıktı.
İlk mahkeme, hareketin onuncu senesinde (1935-36) Eskişehir’de açıldı. Onu Denizli, Afyon, İstanbul, Samsun, Ankara mahkemeleri takip etti. Elli sene zarfında (1935-85) iki bini aşkın mahkeme açıldı. İstisnasız tamamı beraatle neticelendi.
Buna rağmen, Nur hareketini hâlâ karalamaya devam edenler var. Bilirkişi raporları ve temyiz makamının beraat kararları dahi bunların umurunda değil. Sanki düşmanlık yapmaya yemin etmişler gibi, her tarafta zihinleri bulandırmaya çalışıyorlar. Emniyet ve askeriye dairesinde, basın-yayın camiasında, Nur hareketi sanki zararlı bir cemiyetmiş gibi lanse ediyorlar.
Aynı gizli din düşmanları, “doğrudan hücûm metodu”nda başarılı olamayınca, nihayet cephe değiştirip bu kez “din perdesi altında” saldırıya geçtiler. Üstad Bediüzzaman’ın tâbiriyle “enaniyetli hocaları, sofimeşrep safdilleri ve bid’a taratarı” olan dindar kisveli herifleri kullanarak, ahmakcasına o Nuru söndürmeye teşebbüs ettiler. Bu yöntemle yapılan hücûmlar el’an devam ediyor.
Kezâ, vaktiyle “tahrifat ihaneti”ni işledikleri için şiddetli tokat yiyenler de yaptıklarından henüz pişman olmuş, yahut nedamet duymuş değiller. Hatta, yapılan ihaneti süsleyip püsleyerek bugün de savunmaya devam ediyorlar. Demek ki, onlar da pusuya yatarak fırsat kolluyorlar.
Hiç şüphe edilmesin ki, bunların tamamı dahilî veya haricî karanlık odakların birer maşasıdır, yahut maşa adayı durumundalar. Tabiî, meslek-meşrep muhalefeti de cabası.
«
Yaşanan umum hadiseler bize gösteriyor ki, inayet-i Hak ile yoluna devam eden Risâle-i Nur, şimdiye kadar mağlup edilemedi ve edilemiyor. Akıl, vicdan, insaf sahibi kimseler bunu görüyor ve görmeli.
(Devamı var)