Yüz sene evvel Barla’da mayalanan Nur hareketinin temel eserleri, elden ele önce Isparta’nın köy ve kasabalarına yayıldı.
Oradan yurdun en ücrâ köşelerine kadar ulaştı, dolaştı, okundu, yazıldı, istinsah edilerek çoğaltıldı. Matbaa öncesi, yaklaşık altı yüz bin nüshâ Osmanlıca elyazması tarzında yazılıp neşredildi.
Risale-i Nur, bu suretle Anadolu’nun bağrına öyle bir yerleşti-kökleşti ki, beşerî hiçbir cereyan onu durdumaya, onu söküp atmaya güç yetiremedi.
«
Üstad Bediüzzaman’ın 8 seneden fazla kaldığı Isparta vilayeti, Nur Risâlelerinin yazılıp etrafa yayılması itibariyle büyük bir Nur merkezi ve adeta bir manevî Medresetüzzehra hükmüne geçti.
Nur hareketinin 1927’den itibaren Isparta ve çevresinde taban bulması ve geniş bir okuyucu kitlesine ulaşması, Hz. Ali’nin tavsiyesi olan “Sırrân tenevveret, sırrân beyânet” düstûruna uygun şekilde oldu.
Yani, yapılan iman hizmeti, riyâya-gösterişe kaçmadan, bağıra-çağıra meydan ağalığı yapmadan, devlet ve hükûmetle mübarezeye girmeden, kimseye misilleme yapma basitliğine düşmeden, dünyevî hiçbir menfaat hesabı gütmeden, kimsenin başını belâya sokmadan, kimsenin hayatını riske atmadan, tamamen ihlâsla ve sırf Allah’ın rızâsını kazanmak maksadıyla gizlilik içinde, örtülü ve perdeli bir şekilde intişar etti.
Bu tarz bir intişarın sebebi, asla korkudan dolayı değildir. Allah’ın aslanı (Esedullah) Hz. İmam-ı Ali’nin bu yöndeki tavsiyesine uymaya gayret eden Hz. Bediüzzaman, hayatının hiçbir devresinde korku hissine kapılarak bir hizmetten geri durmamıştır. Korku elini tutup da yüzünü-yönünü başka tarafa çevirmemiştir.
Demek ki, “Sırrân tenevveret” tarzda bir hizmeti ifâ etmiş olmakla, aslında ulvî, kudsî, nuranî bir düstûra riâyet etmiş oluyor. Ve, bu riayet ediş sebebiyledir ki, davasında muvaffak olmuş. Elhak, “Maksûda vâsıl oluş, usûle riayet edişledir.”
«
Evet, kudsî düstûrlar istikametinde hareket eden Bediüzzaman Said Nursî, Isparta vilayetinde kaldığı 8 sene zarfında eserlerinin çoğunu telif ederek yazdırmada muvaffak oldu.
Onun muarızları olan ehl-i dünya, ehl-i siyaset ve bilhassa gizli din düşmanları, bütün takip, tarassut, baskı, baskın ve sâir yıldırma yöntemlerine rağmen, yüz otuz parçalık Nur Külliyatına dahil eserlerin yüzden fazlası o sekiz yıllık zaman zarfında telif edilmiş oldu.
1935 senesi ortalarında Isparta’dan Eskişehir Hapishanesine sevk edildiklerinde, Üstad Bediüzzaman’ın tevâfuklar bahsinde ifade ettiği gibi 115 risalenin telifi tamamlanmış idi. Bilvesile, hapse giren talebelerin sayısı da (brüt 120) net olarak 115’tir. Adeta, her bir risaleye bedel bir talebe hapse girmiş.
«
Üstad Bediüzzaman, Barla hayatından itibaren yeni bir hizmet, yeni bir başlangıç ve adeta yeni bir dünya manasında aziz kardeş, ihlâslı talebe ve samimî dost bir çevreye kavuşmuş oldu.
Bu yeni hayat safhasında da kimse ile şahsî bir kavga, hissî çekişme içine girmedi. Kendi inancı istikametinde çalıştı ve bu sûretle iman kurtarma hizmetinde bulunmaya devam etti.
Lâkin, başkası tutup ona karşı cephe aldı. Zirâ, onu düşman gibi görenler vardı.
Bütün kuvvetiyle onun ve talebelerinin aleyhine geçenlerin arasında hem dine muarız, hem dindar kimseler vardı. Misâl: Eğridir müftüsü Hüsnü Tığlı. Müftünün kışkırtmasıyla oğlu başöğretmen (zındıkaya âlet olan) Tevfik Tığlı ve Barla hocaları. Nahiye müdürü Cemal Can. İstanbul’daki “ihtiyar hoca” ile Eskişehir Hapishanesine plânlı şekilde gönderilen bir “meczup mübarek şeyh” efendi.
Çoğu karanlık odakların maşası olan bu muarızların çabasıyla Nur hizmetinde bazı duraklamalar (tevakkuf) vaki olduysa da, onların hiçbiri fıtrî inkişâfa mani olamadı.
(Devamı var)