Bu vatanda Said Nursî’ye yapılmayan eziyet, atılmayan iftira kalmadı.
Peki, sonuç? Ona eziyet edenler zalim, iftira atanlar müfteri, asılsız iddialarda bulunanlar da birer yalancı olarak kayıtlara geçti. Asıl hesaplaşma ise Mahkeme-i Kübrâ’da görülecek.
Şunu herkes bilir ki: Hz. Bediüzzaman’ın ekser ömrü harp meydanlarında, esaret zindanlarında, mahkeme önlerinde, sürgünlerde, hapishanelerde, takip ve tarassut altında geçti.
Lâkin, yine de onun hiçbir suçu tesbit edilemedi. Girdiği bütün mahkemelerden yüzünün akıyla çıktı. Eserlerinin ve talebelerinin tamamı hakkında defaatle beraat kararı verildi. Onun hakkında adliyeyi şaşırtarak iş gören gizli din ve millet düşmanları, bu yöntemle maksatlarına nail olamayınca, bu kez başka bir cepheden taarruza geçtiler: Yalan ve iftiralarla onu karalamaya ve bu suretle onu itibardan düşürmek.
Atılan iftiralardan biri de “Ermeni” imâ ve iddiası ki, müfteriler, bunu son zamanlarda sosyal medyada da yeniden dolaşıma soktular.
*
Asıl gayesi nesillerin imanını kurtarma hizmeti olan Bediüzzaman Said Nursî’ye neler yapılmadı ki…
Sultan Abdülhamid devrinde, Said Nursî’ye ilk sürgün cezası siyasî görüşleri sebebiyle verildi. 1890’lı yıllarda Mardin’den Bitlis’e sürgün edildi. 1908’de “Bu delidir” denilerek tımarhaneye gönderildi. Bir sene sonra İttihatçılar tarafından “mürteci” yaftasıyla tutuklanıp idamla yargılandı. Cumhuriyet döneminde ise, “tehlikeli adamdır” vehmiyle ömrünün sonuna kadar olan 35 yılın tamamını hapis, zindan, sürgün olarak geçirdi.
Bunu da yetersiz gören münafıklar, bir taraftan onu zehirlerken, bir yandan da türlü yafta ve etiketlerle onun hakkındaki umumî teveccühü kırmaya çalıştılar. Meselâ şunu dediler: O Cumhuriyet düşmanıdır. Asayişi ihlâl ediyor. Rejimi yıkmaya çalışıyor. Gizli teşkilât kurmuş. Siyasî bir gayesi var. Mütareke yıllarında İngilizlerle işbirliği yapmıştır. Kürdistan Teâli Cemiyetinin kurucu üyesidir. Şeyh Said Hareketini desteklemiştir. Kürtçülük, bölücülük yapmıştır. Vesaire…
İşte şimdi de yalancı müfteriler tarafından “Ermeni” yaftası yapıştırılmak isteniyor. Güya, onun doğduğu Nurs köyü, eskiden Ermeni köyü imiş diyerekten.
*
Defalarca ziyaret ettiğimiz Hizan ve Nurs köyüne ilk olarak bundan 30 sene evvel (1996) gittik. O tarihte hayatta olan 95 yaşının üzerindeki zatlarla görüştük. Fadıl Dalar ve Şamil Tarhan gibi zatlar, Üstad Bediüzzaman’ı dünya gözüyle görmüşler; hatta, I. Dünya Harbinde Kafkas Cephesinde, bilhassa Hizan ve Bitlis civarındaki muharebeler esnasında cepheye sırtlarında ekmek taşımışlar. Alay Kumandanı olan Üstad Bediüzzaman ve talebelerinin cephedeki talim ve tatbikatlarına bizzat şahit olmuşlar.
Bu zatlar, çok şey naklettiler. Konumuzla bağlantılı iki noktaya kısaca temas edelim.
Birincisi: Bediüzzaman, fedâî talebeleri ve milis alayındaki neferleri, cephede Rus askerleri ve Ermeni çetelerine karşı gerilla (kerrûfer) taktiğiyle savaşıyorlardı. Ermenilerden kaçamayan kadın, çocuk ve yaşlı kimseler, koruma altında götürülüp Ruslar tarafında kalan ailelerine teslim ediliyordu. Bu sebeple, Ermeniler de Nurs köyüne yaptıkları baskında benzer tarzda bir davranışta bulundular. Kadın ve çocukları öldürmeyip serbest bıraktılar.
İkincisi: O yaşlı zatlar, Said Nursî’nin Müslüman Kürt olarak bilinen cedlerinin (tek tek sayaraktan) en az 300 senedir Nurs köyünde yaşadığını söylediler. Bunu herkes gidip araştırabilir.
*
Son bir nokta ile nihayet verelim: Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü tarafından I. Dünya Harbine ait yayınlanan dokümanter kitaplar var. İlgili tarih ve bölgede, Bediüzzaman Molla Said’in Rus ve Ermeni kuvvetlerine karşı yaptığı cansiperâne mücadelesinin belgeleri de aynı kitaplarda mevcut. İsteyen herkes alıp bakıp inceleyebilir. Biz de aldık baktık ve o resmî belgeleri gözlerimizle gördük.