"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Musa’nın asa’sı ve namaz (veya haydi Mi’rac’a)

Mehmet Asıf Işık
23 Şubat 2022, Çarşamba
Kur’an-ı Hakim’in heybetli yüksek belâğatlı Taha Sûresinde, Cenâb-ı Allah’ın varlık ve birliği, izzet ve celâlinin beyanından sonra, Hazreti Musa (as)’nın ailesi ile birlikte Tuva Vadisi’nden geçişi sırasındaki hadiseden bahsedilir. Hz.Musa’ya “Kelimullah” (Allah ile konuşan) ünvanı verilmesine de vesile olan Musa’nın haberine bakalım:

“Mûsâ’nın haberi sana ulaştı mı?

Hani bir ateş görmüştü de … Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ!”

“Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuvâ’dasın.”

“Ben seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle.”

“Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.” ……..

“Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?”

Mûsâ dedi ki: “O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm.” (Taha/9-18)

Mealleri verilen âyetlerde, Cenâbı Allah, bir ateş (veya nur) üzerinden Musa’ya nidâ eder. Mükâlemenin bir faslında elinde asâ olan Mûsa (as)’ya elindekinin ne olduğu sorulur. Allah’ın en büyük resül-nebilerinden (ulu’l azm) olan, kendisine kitap ve hikmet verilmiş Musa (as) tek bir kelimelik “Asâ’mdir/değneğimdir” cevabı yerine, asa ile gördüğü işlerini uzun uzun bir anlatır. Kime? Kendisinden başka ilâh olmayan bütün âlemlerin Rabbine. Niçin? Çünkü o mükâleme, o kudsi sohbet Hz.Mûsa’nın mi’racıdır.

Hz.İbrahim (as)’in ateşe atıldığı, Hz.Yunus’un (as) balığın karnında olduğu, Hz.Yusuf (as)’un kuyuda bulunduğu anlarda olduğu gibi. Çünkü, o anlar sebeplerin ortadan kalktığı ve kulun perdesiz-vasıtasız Rabbine en yakın oldukları demlerdir. Cenâb-ı Allah ile yapılan konuşmanın maddi-manevi hazzına, huzur ve huşuuna hiçbir şey yetişemez. Dünyevi ve uhrevi hiçbir tad, lezzet ve saadet ona denk olamaz...

Haberin özü ve özeti: Allah Musa (as)’yı seçmiştir, Kendisinin anılmasını ve namaz ile ibadet etmesini istemiş ve emretmiştir.

__

Mi’rac-ı Ekber-i Muhammedi’ye bakalım. Necm Sûresinin başlarında Cenâb-ı Allah, kasem/yemin ettikten sonra Mi’rac anlatılır:

“(Kur’an’ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. ….

Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.

Andolsun, O, Rabbinin en büyük alâmetlerinden bir kısmını gördü.” (Necm/5-18)

Mi’rac, Peygamber Efendimizin (sav) Cebrail (as)’ın refakatiyle Huzur-u İlâhi’ye çıkarılmasıdır. Bu hadise kâinat yaratılalı beri ilk ve tek olarak bir defa yaşanmış ve tekrarı olmayacak muhteşem bir hadisedir.

“Zât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) merâtib-i kemâlâtta seyr ü sülûkünden ibarettir.

Yâni, Cenâb-ı Hakk’ın tertib-i mahlûkatta tecellî ettirdiği ayrı ayrı isim ve ünvanlarla ve saltanat-ı rubûbiyetinde teşkil ettiği devâir-i tedbir ve icadda ve o dairelerde birer arş-ı rububiyet ve birer merkez-i tasarrufa medar olan bir semâ tabakasında gösterdiği âsâr-ı rubûbiyeti birer birer o abd-i mahsûsa göstermekle,

o abdi, hem bütün kemâlât-ı insaniyeyi câmi’,

hem bütün tecelliyât-ı İlâhiyeye mazhar,

hem bütün tabakat-ı kâinata nazır ve saltanat-ı Rububiyetin dellâlı ve marziyât-ı İlâhiyenin mübelliği ve tılsım-ı kâinatın keşşafı yapmak için,

burâka bindirip, berk gibi semâvâtı seyrettirip, kat’-ı merâtip ettirerek,

kamervâri menzilden menzile, dâireden dâireye rububiyet-i İlâhiyeyi temâşâ ettirip,

o dairelerin semâvâtında makamları bulunan ve ihvânı olan enbiyâyı birer birer göstererek,

tâ Kâb-ı Kavseyn makamına çıkarmış,

ehadiyet ile kelâmına ve rû’yetine mazhar kılmıştır.” (31.Söz/2.Esas) İşte mi’rac’ın kâmil manasıyla hakikati budur.

Risale-i Nur’un, Mi’rac bahislerinden anladığımıza göre, Peygamberin (sav) urûc ile getirildiği “kâb-ı kavseyn (İki yay arası/aralığı)”, Yüce Allah’ın Rubûbiyet Makâmı olan vücûb dairesi ile yaratılmış olan imkân âleminin sınırıdır. Akıl ve idrakin ihata edemediği o mukaddes makamda Alemlerin Rabbi, alemlere rahmet olarak gönderdiği elçisini mâverâya çıkarmış, O’na neler vahy edip büyük âyetlerinden kimbilir neler gösterip va’d etmiştir.

Mi’racın özeti: Alemlerin Rabbi, alemlerin içinden seçtiği kulunu, varlıkların vekili sıfatıyla huzûruna kabul ederek O’na bizzat hitap etmiş, mü’minlere iman etmeleri emr edilen hakikatler kendisine gösterilmiş, “mahlûkatın eşref mertebesi”, mânâsı ve hakikatini ihtiva eden NAMAZ ibâdetini O’na ve ümmetine hediye etmiştir. Her vakit o huzûra çıkış ve kabul ediliş an’ı hatırlansın diye…

Bu büyük ihsan ve ikram Hazreti Peygamberin (sav) acı üstüne acıları yaşadığı ve İslâm tarihinde “hüzün senesi” denilen risâletinin 12. senesinde lutf edilmiştir. O sene muhterem zevcesi Hazreti Hatice (ra) ve ardından Efendimizi büyüterek ölümüne kadar müşriklere karşı himaye eden amcası Ebu Talip vefat etmişlerdi. Cenâb-ı Allah, acılı, mahzûn ve kederli Peygamberi Mi’rac ile teselli etmiştir.

____

Zât-ı Risâlet Efendimiz (sav), kıyamete kadar gelecek bütün mü’minlerin o gecenin feyz ve bereketine hissedar olacağını “Namaz mü’minin Mİ’RAC’ıdır.” (Süyûtî, Şerhu İbn-i Mâce, I, 313) hadisiyle müjdelemiştir. Mi’rac, kulun Rabbinin Arş’ına ve/ya Ulûhiyyet makâmına en ziyâde yakınlaştığı an’dır. Tıpkı namazda huzûruna çıkıldığı gibi.

Mi’rac, Rabb’in kulunu abd olmaya dâveti ve kulun da dâvete ibadet ile icâbet etmesidir. Bizler için Mi’rac namazın ta kendisidir. Mevlâna Celaleddin’in (ra) çok hoş ifadesiyle “Allah kulunu huzûruna isteyince onun kalbine ibadet arzusu verir.” O halde içimizdeki ibadet iştiyakını Rabbimizin “haydi huzuruma gel” nidâsı sayalım. Zaten namaz “bu fani misafirhanede bakiyane bir sohbet” değil mi?

Mi’rac’da, varlığa çıkarılmış her bir mevcûdun tahiyyeleri Alemlerin Rabbine arz edilmiş. Tıpkı namaz ile bütün ibadet çeşitlerinin, manalarının ve hakikatlerinin ihtiva edilmiş olduğu gibi. Namaz, her peygamberin kendilerine ilham/vahy edilen husûsi vakitlerinde Alemlerin Rabbine takdim ettikleri ibadetlerinin hülasasıdır; Hz.Adem (as) sabah, Hz.Davud (as) öğlen, Hz.Süleyman (as) ikindi, Hz.Nûh (as) Akşam, Hz.Yûnus (as) yatsı vakitlerinde olduğu gibi. Bütün peygamberlerin kitaplarının ve davalarının varisi olan Peygamber Efendimiz (sav), onların ibadetlerinin de varisidir.

Kıyamdan teşehhüde kadar namazın rükünleri bütün varlıkların azamet karşısındaki saygı hallerinin özetidir. Kıyam ayaktaki varlıkları temsildir, keza rükû’ boyun eğdirilmişlerin, secde yerde gezenlerle sürünenlerin, ka’de ise dağlar, gezegenler gibi çakılıp oturtulmuşların…

Namazda huzuruna çıkılan O İzzet ve Azamet Sahibine, külli bir niyet ile kâinatı avucumuza alır gibi “ABD-İ KÜLLİ ve VEKİL-İ UMUMİ” sıfatıyla, şu küçük kâinat olan insanın büyük/bütün kâinat adına “iyyâke na’budû” (sadece ve yalnızca sana ibadet ederiz) diyerek bu ibadetlerin hepsini, takdir ve tayin edilmiş vakitlerde hakiki sahibine takdim ederiz. Şu halde, ibadetinde gevşek olan ya da tenbellik eden vekâlet vazifesini aksatarak onca varlığın hukukunu ihlâl etmiş olmaz mı?

Yüce Allah’ın “evim” dediği Kâ’be, Arş’ın yeryüzündeki timsâlidir ve izdüşümündedir. Denilir ki “Kâ’be üste ve alta doğru uzanan nurâni bir sütun ve direk gibidir. Üste doğru uzanıp da Arş'a kadar giden bir nurâni sütun olmasından…” Kâ’be’ye yönelen aslında Arş-ı A’zam’a yönelmiş hükmündedir. Her namazımızı kıblemiz Kâ'be olarak, Kur’an’ın imametinde, Zât ı Risâletin (sav) ardında, sağında bütün enbiyâ, solunda bütün evliyâ, ardında bütün melekler, rûhâniler, nurâniler ve ins-ü cân ile beraber o büyük ve muhteşem cemaatte saf tutmuşuz gibi tasavvur ederek edâ etmeli…

___

Hakikatini ve mânâsını anlatmaya kelimeler yetmez elbette. Namaz Allah’ı en güzel mânâlarla, en güzel sözlerle, en harika tesbih ile zikretmektir. Şu âyet o büyük ibâdetin önemini ve Allah katındaki kıymetini beyan eder: “(Ey Muhammed!) … namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı haddi aşmaktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. …” (Ankebût/45) Ayette namaz “Zikrullah’i Ekber” diye tâbir edilmiştir, yâni Allah’ın anıldığı en büyük zikir…

Allah’ı namaz ile zikreden ne mi olur? Umulur ki şu harika müjdeye mazhar olsun; “Fezkurûni ezkurkum.” Yâni “Öyleyse yalnız beni zikredin/anın ki ben de sizi anayım. …” (Bakara/152) Allah kendisini anıp zikredeni rahmetiyle, şefkat, merhamet ve mağfiretiyle, sevgisiyle anacak ve ona va’dettiğini verecek. Biz nasıl zikr edersek O da öyle zikr edip anacak; hangi önem derecesiyle, nasıl ve ne kadar anıp zikr edersek. Unutmayalım; Peygamberin arkasında, O (sav) nasıl kılıyor ve zikr ediyor idiyse O’na uyarak ve O’nun gibi...

Zikrimiz, O’nu anışımız, okumalarımız ve tesbihlerimiz teenni ve tertil ile olsun. Öylesine hızlıca okunup birbirine karışmadan, inci taneleri gibi birer birer usulca dökülsün dilimizden. İhlâsımız, samimiyetimiz ve deruni hislerimizle süslenerek kabul ve icâbe makamına arz edilsin.

Yine Musa’nın (as) kıssasına dönelim. “Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık.” (Meryem/52) Bizim Tûr dağımız belki de kalbimizdir. Musa’ya (as) gizlice seslendiği gibi, Yüce Allah ilhamlarla bize de kalbimizden sessizce seslenir, kendisine yaklaştırmak için…

Mİ’RAC bir tek defa yaşandı ve bir daha hiçbir beşere nasip olmayacak. Fakat her ezân ve kâmet ile “Hayya ale’s sale” HAYDİN NAMAZA nidâsını duyan her mü’min Mİ’RAC makamına dâvet ediliyordur. Kalbini dinlesin, esas nidâ eden kimdir diye! Sesin sahibini bilecek ve mutlaka bulacaktır.

Dostlar, Mİ’RAC GECENİZ mübarek ve her namazınız Mi’rac’ınız olsun…

Okunma Sayısı: 2504
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • nabi

    23.2.2022 08:25:09

    Ta ha suresinin mezkur ayetlerini Risale-i Nurların ilgili bölümleriyle birlikte çok güzel manalar/anlamlar kurarak yazmış olduğunuz makalenizi derin bir zevkle okuduk. İstifadeye medar olacak güzel bir yazı olduğunu ifade ederim.Cenab-ı Allah C.C kaleminize güç, kuvvet versin Mehmet Asıf kardeşim.Bu neviden tevhid' e dair yazılarınızın devamını okumak dilek ve temennisiyle selam ve muhabbetlerimle Allah'aC.C.emanet olunuz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı