"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Fiillerin âmiri kim?

Mehmet ÇETİN
09 Mart 2024, Cumartesi
Yazının başlığını henüz yazmıştım ki hanım “Yemek hazır” diye seslendi.

İlk cümleyi yazayım da öyle kalkayım derken, acıkma hissimin tahriki ile sofra hayalleri uçuşmaya başladı. Güzel kokular geliyor, ona münasip hayaller yükseliyor. Derken, o çok sevdiğim bulgur pilavı, yanında biber turşusu dedim amma susadığımı hissettim. Hayalim, hemen yanımda duran suya uzandı, elim değil.

Hayalimin tahriki evvela dışarıdan oldu, yemek hazır dâveti ile, diğer tahrik ise susamak ile içeriden oldu. Dışarıdan ya da içeriden tahrik ile hissimin ve ona münasib olarak hayalimin harekete geçmesi iç dünyamda vuku buldu. İlk karşılama, hislerimle başladı ama bu duygunun işlenmesi de hayal atölyesinde oldu. Orada şekilden şekile, sahneden sahneye olumlusu olumsuzu, hayırlısı hayırsızıyla binbir tasavvur, tasarım ve tahayyül yapıldı. Bu merhalede arzu zuhur etti, meyelânı hissettirircesine. Henüz rengi ve vasfı belli değil. Hayaller azalarak yavaş yavaş netleşti ve akıl odasına havale edildi. Tarafsız tartışmanın ardından hayallerimin ayakları, akıl odasında yere bastı, elenerek bire düşürüldü. Bire düşürmede komite kademesinin tesiri büyüktü. İki yönlü komuta kademesi var; birinde kalb ve vicdan bulunurken diğerinde nefis. Bu iki kademeden gelen talimatlar çerçevesinde enine boyuna tartışıldı, akıl yürütüldü. Hangisi daha baskın çıkarsa onun kararı, irade olarak tercih edilirdi.

Suyu nasıl içeceğim, turşulu bulgur pilavını yufka ile yeme düşüncem netleşti. Artık pilav harekâtı başlamalıydı. Bunun net ifade etmeliydim. Bulguru, yufka ve yanında turşu ile yeme ve ardından da su içme tercihim tamamdır.

Klavyeyi iteledim, ayağa kalktım, mutfağa yöneldim, yürüdüm, sofraya oturdum, yufkaya uzanıp bir parça koparıp, besmeleyi çekerek ağzıma götürdüm, diyeceğim ama bunların hepsi dış dünyamdaki fiiller. İşte sualim tam da burada yani pilav yemek fiilimin amiri kim?

His, hayal, akıl, nefis, kalb ve vicdanın isimleri geçti. Bu altılı grubun hangi üyesi âmir? Görünen o ki his, hayal, akıl; bu tezgâhta ustabaşı, peki âmir kim?

Tezgâha gelen iş, hayalden fiile, işlene işlene geliyor. Hissim algılıyor, hayalim şekil veriyor, aklım tornadan geçiriyor diyeceğim ama bu son işlemde fiilimin renk ve hüviyeti beliriyor. Nefis karışırsa rengi farklı, kimliği ayrı yani süflî. Kalb ve vicdan devreye girerse daha bir âlî.

Sualimi hatırlayarak cevabı arıyorum ve son izahlarla anladım ki iki komuta kademesi varmış: Bir tarafta kalb ve vicdan, diğer tarafta nefis. Akıl her iki kademenin emrinde işleme-inceleme-ölçme-biçme memuru. Cüz-i ihtiyârî ise uygulama ve tercih sorumlusu veya kesb dairesinin başı.

Fiilimin âlî olmasını istiyorsam, yufkaya elimi uzatırken besmeleyi çekmeliyim. Sofradan kalkmadan şükrü eklemeliyim. İkisinin ortasında da tarladan soframa gelen bu nimetin merhalelerini düşünüp, ihsan ve ikrâmı tefekkür etmeliyim, hanıma da teşekkürü.

Fiilimin süflî olması; nefsimin hesapsız kitapsız bastırmasıyla, saldırırcasına başlayıp, yiyip, şükür ve teşekkür bile etmeden olduğunu, aklım; vicdanımı dinlediğinde söylüyor.

Hakikaten soruyorum; fiilimin âmiri kim?

Okunma Sayısı: 1436
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Cemal Özkaya

    9.3.2024 07:01:24

    Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat başıboş değiller; belki vazifedar memurdurlar, bir Hakîm-i Rahîm’in nazarındadırlar. Onların âlâm ve meşakkatlerini düşünüp, ruhuna elem çektirme. Ve onların Hâlık-ı Rahîm’inin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme. Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan tâ taun ve tufan ve kaht ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri o Rahîm-i Hakîm’in elindedirler. O Hakîm’dir, abes iş yapmaz; Rahîm’dir, rahîmiyeti çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var. Anladığım herşey kaderle takdir edilmiş kısmetine razı olki rahat edesin kadere itiraz eden başını örse vurur kırar örse birşey olmaz bu ifadeler bende fiillerimizin amirinin neticede külli irade olduğu her halükarda başımıza gelecek olan şeyler esmai ilahiyenin sonsuz tecellileri sırrı hikmetiyle mesuliyet anlamında atan biziz ama yaratan o.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı