"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İ’tikâf

Mehmet ÇETİN
27 Temmuz 2013, Cumartesi
İbadet niyetiyle camide kalmak anlamına gelen i’tikâftan murad tefekkür ağırlıklı bir ibadet olmasıdır. Kur’ân ve Sünnet kaynaklı i’tikâfı, Bediüzzaman’ın hayatında da uyguladığı bilinen bir hadisedir. Üstad hakkında, hemen her akşamdan sonra sabah namazına kadar bir manada i’tikâftadır diyebiliriz. Ramazan’ın son on gününde yapılması sünnetten âdet olan bu tatbikat bir şekli ile Risale-i Nur’un esaslarından olan “tefekkür” rüknü ile de paralellik arz etmektedir.

“Acz, fakr, şefkat, tefekkür” şeklindeki tesbit ile dört esaslı olan Nur Hizmetinin tefekkürü netice veren binlerce sahife kaynağı Risale-i Nur’da mevcuttur. Meselâ bir Âyetü’l-Kübra bu konuda muazzam bir eserdir. Kâinattan Hâlık’ını soran bir seyyahın müşahedelerinin derin bir tefekkürle anlatıldığı bu eserin ardından Dördüncü Şuâ olan Âyet-i Hasbiye’yi tavsiye ederiz. Bu eser, insanı Hz. İbrahim (as) emsâli halilullah makamına namzet kılar.
İsra/44 ve Bakara/32 âyetinden sonra Külliyat’ta 113 adet geçmekle üçüncü sırada yer alır. Âyet-i Hasbiye1 olan “Hasbünallahü ve-ni’mel vekil” âyeti, Dördüncü Şuâ’da “Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye” olarak isimlendirilirken, âyetin nurlu mertebeleri tefekkür edilir.
Ruhun istediği vücud, hayat ve beka arzusuna mukabil elimizde acz ve fakrdan başka bir sermayemiz yok ki bu ikisi de fenâya mahkûm. İşte bu mana ve makamda bu üç arzuyu ilim, irade ve kudreti ile halk edecek Rabbimize, Âyet-i hasbiye ile tevekkül gerekir. Bunlar enfüsi dairedeki derin, geniş ve yüksek olan üç boyutlu belki de çok boyutlu inceliklerdir.
Tam bir teslimiyetle kılınan i’tikâfdaki namazların tefekküri manalar ile ikmali, insanda, sonraki hayatı için derin izler bırakır. Hayatın faniliğini yeniden keşfeden insan, kazandıklarına sevinmediği gibi kaybettiklerine de üzülmez. Başına gelen ve içerisindeki hadiselerin nâr da nur da olsa Rabbinden gelen bir münasebet olduğunu, kendisi ile bir şekli ile ilgilendiğini anlar, şükreder, unutulmadığını ve yalnız olmadığını hisseder, rahatlar.
Ramazanın son on gününde tatbike imkân bulamayanların meselâ bir öğle ikindi arasında i’tikâfda bulunarak, o büyük manaya numune nevinden olması murad edilir. Hem bu şekilde hayat şartlarının içerisinde bunalan insan ruhunun teneffüsü sağlanmış ve hem de sünnetin o zengin hazinesinden ahirete transfer yapılmış olunur.
Onuncu Rica’da geçen Eyüp Camiinin mahfelinde çok defa i’tikâfa giren Üstad, üç cihetli misafirliğini tefekkür ederken bizlere işaret taşları yerleştirir. Gavs-ı Azam’dan (ra) İmam-ı Rabbani’den (ra) gelen imdatlar ile Kur’ânî hatırlatmalar sayesinde cemiyet hayatının sıkıntı ve aldatmacalarından sıyrılmaların, i’tikâflarla tatbik edilebilirliğinin numunesini anlatır. 
Kişiye göre vacip, sünnet ve müstehap olan i’tikâf, niyet ile başlar. Camide veya mescidde olmalıdır. Ramazan dışında olduğu gibi Ramazanda olması menduptur. İ’tikâf niyeti ile birkaç gün kalınabildiği gibi birkaç saat süre ile de kalınabilir. Abdest gibi temel ihtiyaç için dışarı çıkabilir. Eşlerden uzak kalmak âyetin hükmü gereği mezheplerin ortak görüşüdür. Namaz kılmak, Kur’ân okumak, tesbih çekmek, duâ ve niyazda bulunmak, tefekkürde bulunmak, tevhidi mütalâa eden eserler okumak müstehaptır.
Günlük meşguliyetten fırsat bulamayanların, iş hayatı yükü fazla olanların tatil günlerinin en az birinde i’tikâfda bulunması sırat ve ahiret yolculuğunda yol arkadaşı olur inşaallah. Bu sayede dünyevî sıkıntılardan kurtulmak niyeti ile huzur ve huşu içerisinde yapmak istediği duâyı i’tikâf zemininde pekâlâ yapabilir.
Duâ, zayıfın kuvvetliden yardım talebidir. Aciz ve fakir olan insan kavi ve gani olan Rabbinden niyazıdır. Duâlar, na’büdü (biz) ile kuvvetlendirilerek kabule yakın hale getirilmeli.
Bu duygu ve niyetler içerisinde geçen Ramazanımız, hayatımızda geriye bırakılan tatlı hatıralar olduğu gibi geleceğe ümid ile bakmamıza vesile olacak güç kaynağı olacaktır, inşaallah.

Dipnot:
1- Mehmet Çetin, Risale-i Nur Külliyatı’nda Geçen Âyetler, sh. 59.

Okunma Sayısı: 812
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • ibrahim demirkan

    27.7.2013 00:00:00

    Değerli, hocam sonuna kadar haklısınız bu sünnette malesef gündeme geliyor ama uygulayıcısı az inş. az çoğalır

  • Mehmet Çetin

    27.7.2013 00:00:00

    Editör Kardeşim
    İki notum var birisi size, diğeri yayınlayabilirsiniz.
    Size olanı:
    Yayınlanan yazımızın 7. satırındaki sünnetten kelimesi sünneten olacak idi.
    Yayınlanacak kısmı ise:
    İbrahim Demirkan Bey kardeşime teşekkür ediyorum. Üstadımızın hayatında da günlük ve dönemlik uygulamaları ile tespit ettiğimiz i’tikâf sünnetini enfüsi alemimizde canlı ve ama müessir tutmamız gerekir.

    Bir not daha:
    İbrahim Demirkan’ın yorumunda bulunan ikinci az kelimesi sehven tekrarlandı mı acaba?
    Selam ve dua ile.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı