13 Şubat 1925 tarihinde patlak veren Şeyh Said hadisesi ile hiçbir ilgisi olmadığı, hatta hadise öncesinde kendisinden destek isteyen Şeyh Said’i bu niyetinden vazgeçirmeye çalıştığı halde, Bediüzzaman, hadise sonrasında Van’da ikamet ettiği uzlethanesinden alınarak Burdur’a götürülmüştür.
Bediüzzaman Said Nursî’nin Van’dan Burdur’a sürgün ediliş süreci, kaynaklara göre 1926 yılının Mayıs ayında gerçekleşen uzun bir yolculuğu kapsamaktadır.
Birçok kaynağa göre bu tarih Şubat 1926 (bazı kaynaklarda 10-27 Şubat 1926 arası) olarak belirtilir. Yol Güzergahı olarak Van’dan alındıktan sonra Erciş, Trabzon ve İstanbul üzerinden deniz yoluyla Antalya’ya, oradan da Isparta ve nihayetinde Burdur’a sevk edilmiştir.
Burdur’a ulaşma tarihi hakkında farklı görüşler olsa da öne çıkan görüş, genel olarak Van’dan çıkışın Şubat 1926’da başladığını ve Burdur’a varışın 1926 yılı Mayıs ayı başları veya yaz başı olduğunu ifade eder.
Burdur’da yaklaşık 8-9 ay kadar kaldığı bilinmektedir. Burdur’daki faaliyetlerinden ve gördüğü ilgiden rahatsız olan dönemin yönetimi, onu 1927 yılı başlarında (tahminen Ocak-Şubat 1927) önce Isparta merkeze, ardından 1 Mart 1927 tarihinde meşhur sürgün hayatının büyük bir kısmını geçireceği Barla köyüne göndermiştir.
Özetle; sürgün yolculuğu Şubat 1926’da Van’dan başlamış, 1926 Mayıs aylarında Burdur’a yerleşmesiyle ilk aşamasını tamamlamıştır.
“Bediüzzaman, Van’da bulunduğu zamanlarda, Vali Tahir Paşa ile bazı gazetelerden havadis okurdu. (...) Bir gün, Tahir Paşa bir gazetede şu müthiş haberi ona göstermişti. Haber şu idi: “İngiliz Meclis-i Mebusanı’nda, Müstemlekât Nazırı elinde Kur’ân-ı Kerîm’i göstererek söylediği bir nutukta, ‘Bu Kur’ân, İslâmların elinde bulundukça, biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’ân’ı onların elinden kaldırmalıyız; yahut Müslümanları Kur’ân’dan soğutmalıyız’ diye hitabede bulunmuş. İşte bu müthiş haber, onda tarifin fevkinde bir tesir uyandırmıştı.” (Tarihçe-i Hayat, s. 81.)
Bediüzzaman Said Nursî bu niyetini sürgün edildiği şartlarda da olsa gerçekleştirmek maksadıyla olsa gerek “Nur’un İlk Kapısı” adlı eseri telif eder. Risale-i Nur Külliyatı’nın genel yapısı içinde oldukça özel ve tarihsel bir yere sahip olan bu kitap, müellifin “Eski Said” döneminden “Yeni Said” dönemine geçiş sürecinin ilk meyvelerini barındırır.
Kitap, 14 ders halinde, Kur’ân-ı Kerîm’de bahsi geçen imanın şartlarını ve İslam’ın temel hakikatlerini aklî delillerle ispat etme usulünu benimser. İçeriğinde şu konular ön plana çıkar:
1- Tevhid (Allah’ın Birliği): Kainattaki nizamdan hareketle Yaratıcı’nın varlığı ve birliği anlatılır.
2- Haşir (Öldükten Sonra Dirilme): Ahiret inancının gerekliliği ve ispatı üzerine durulur.
3- Nübüvvet (Peygamberlik): Peygamberlik müessesesinin insanlık için önemi vurgulanır.
4-İbadet ve Ahlâk: İnsanın yaratılış gayesi ve kulluk vazifeleri izah edilir.
“Nur’un İlk Kapısı”, Risale-i Nur’un diğer parçalarında görülen “temsil” metodunun ilk örneklerini sergiler. Soyut dinî kavramları; güneş, lamba, saray veya yolculuk gibi somut örneklerle akla yaklaştırır.
Özetle Eğer Risale-i Nur Külliyatı’nın mantığını anlamak için, bu kitap gerçek bir başlangıç noktasıdır.