"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bismillahirrahmanirrahim; BİR!

Mehmet İşcan
23 Ağustos 2012, Perşembe
1960 yılında, beş yıllık ilköğretimin sonunda bütün derslerden tekrar genel bir imtihana tabi tutularak mezun oldum. Ortaokula başımızda şapka, boynumuzda kravat, düzgün bir kıyafetimiz olmadığı takdirde kabulümüz mümkün değildi.
Köyde, mahallede, sokakta ve okulda hâl ve gidişimize dikkat ederdik. Öğretmen ve büyüklerimizin karşısında ceketimizin düğmesini mutlaka iliklerdik. Bizden yaşça büyük olanlara ve bilhassa öğretmenlerimize karşı saygı, hürmet ve muhabbet en yüksek seviyedeydi. Çünkü anne ve babamızdan, büyüklerimizden ve öğretmenlerimizden aldığımız dersin ve eğitimin gereğiydi bu davranışlarımız. Daha o yaşlarda dikkat çeken bu tavırlarımız, çevremizdeki insanlar tarafından da sevgi ve saygı ile karşılanırdı.
Biz genç öğrencilere, aklın nuru olan medeniyet fenleri eli öpülesi, saygıdeğer öğretmenlerimiz tarafından dolu dolu öğretiliyordu. O öğretmenlerimize bu sebeple ödeyemeyeceğim minnet ve şükran duygusu taşımaktayım. Allah onlardan ebediyen razı olsun.
Ortaokul ikinci sınıf fizik kitabında, “Bulutların teşkili, hareketleri, elektriklenme olayları ve yağmurun nasıl oluşarak yeryüzüne yağdığı” anlatılıyordu. Sayfanın çizgi altı dipnotunda ise, kuraklık ve yağmursuzluk zamanında yağmur duâsına çıkmanın ne kadar mantıksız olduğu yazılıydı. Gerçek olan şu ki; duâ bir ibâdettir. İnsanın vazife-i asliye-i fıtriyesi, imandan sonra duâdır. Duânın ise, özü ve esası ubudiyettir, kulluktur. Cenâb-ı Hak, Furkan Sûresi 77. âyetinde: “Eğer duânız olmazsa Rabbim katında ne ehemmiyetiniz var?” ferman ediyor. Ayrıca Mü’min Sûresi 60. âyette; “Bana duâ edin.” emri de vardır. Yağmursuzluk, o duânın vaktidir; yoksa o ibadet ve o duâ yağmuru getirmek için değildir. Nasıl ki; güneşin gurubu akşam namazının vaktidir; hem güneşin ve ayın tutulmaları, küsuf ve husuf namazları denilen iki ibadet-i mahsusanın vakitleridir. Ay veya güneşin tutulma zamanı ve süresi astronomi hesabıyla bellidir. Yoksa o namaz ay ve güneşin açılmaları için değildir. Aynı onun gibi, yağmursuzluk dahi yağmur namazının vaktidir.
Evet, hakikat-i hâl böyle iken, fizik kitabının yazarı, bu yorumu yapma ihtiyacını neden duymuştu ve ne mecburiyeti vardı?
Hanım fizik öğretmenimiz yazılı imtihan kâğıtlarıyla sınıfa girdi ve sonuç notlarını okumaya başladı:
 “Bismillahirrahmanirrahim, BİR! Maksut Camgöz, üç! Hüseyin Bilir, beş! Hayriye Şaşmaz, on!” İlâ âhir.
Öğrencilerden biri parmak kaldırdı ve:
“Öğretmenim, benim notumu okumadınız.”
Öğretmen de; “Okudum ya çocuğum. Bismillahirrahmanirrahim, BİR!
“Ama hocam, soruları cevaplamıştım."
“Aması maması yok, otur yerine! Bismillahirrahmanirrahim, BİR!”
Meğer öğrenci yazılı imtihan kâğıdının başına kocaman ‘BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM’ yazmış. Öğrenci, nereden bilsin ki eğitim kurumlarından ‘Bismillahirrahmanirrahim’in kalktığını ve Bismillah’sız lâik bir sisteme geçildiğini. Böylece fizik dersinden bir alarak öğrenmiş oldu.
Bismillahirrahmanirrahim’in her hayrın başı olduğunu ve bir İslâm nişanı olduğunu; Bismillah’ın ne büyük tükenmez bir kuvvet ve bitmez bir bereket olduğunu; bütün mevcudatın hâl lisanı ile ‘Bismillah’ dediğini; her bir bostanın, her bir inek, deve, koyun ve keçi gibi mübârek hayvanların Rahmet feyzinden ‘Bismillah’ diyerek, bizlere ab-ı hayat gibi bir süt gıdasını, biz insanlara takdim ettiğini; her bir ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kökleriyle, sert olan taş ve toprağı “Bismillah” diyerek delip geçtiğini; her şeyin manen ‘Bismillah’ dediğini; zerrecikler gibi tohumların, başlarında koca ağaçları ve dağ gibi yükleri ‘Bismillah’ diyerek taşıdıklarını fizik öğretmenimizin bilip bilmediğini de bilmiyoruz.
Kör, sağır, ruhsuz ve inkârcı felsefenin kara gözlüğü ile olaylara bakan; millî ve manevî değerleri tahrip ve inkâr eden; ‘Vicdanın ziyasının dini ilimler’ olduğu hakikatinden habersiz olanlar hem bilmezler, hem bilmediğini de bilmezler. Üstelik her şeyi bildiklerini zannederek ahkâm kesmeye de devam ederler. Gözleri hasta olan, güneşin ziyasını inkâr eder. Ağzı acı olan, tatlı suya acı der.
Geleceğin büyükleri olacak çocuklarımıza ve gençlerimize, doğru İslâmiyet ve İslâmiyet’e lâyık doğruluğu sistemli bir şekilde öğretmez isek, doğacak olan menfiliklerin mesulü ve sorumlusu yanlış eğitim ve öğretim sistemi ve biz eğitimciler olmaz mıyız? Bugün, gençlerin içine düştüğü derbederlik, savrukluk, idealsizlik, gününü gün etme, vur patlasın çal oynasın anlayışı, yeis ve ümitsizlik hastalığına mağlûp olmalarından kim sorumludur?
Okullarımızda verilmeye çalışılan noksan eğitim –maalesef- kısmen de olsa devam etmektedir. Millî Eğitimin, geçmişteki yanlış tatbikatı ve de sonuçları gözler önünde iken, bugün hâlâ aynı hatalarda ısrar etmenin zarardan başka bir faydası yoktur.
Peşin fikirli, ön yargılı, muhakemesiz, taassubun kayıtlarından bir türlü kurtulamamış ve gerçekleri görmek istemeyen statükocuların bağırıp çağırmaları ne mana ifade ediyor?
Millî kültüründen uzaklaştırılmış ve manevî dizginlerinden kopmuş bir gençlikten doğru ve isabetli hareket beklenemez. Kulüplerde, barlarda, lokallerde ve gazinolarda; eğlence, zevk ve sefa ile zamanı boş yere harcayan gayesiz, ümitsiz ve derbeder bir nesilden kime ne fayda gelir? Her türlü millî dinamiklerinden ve kayıtlarından uzaklaştırılmış, maneviyatı tahrip edilmiş, sefihane arzularının emrine esir düşmüş nesilden müsbet hareket nasıl beklenebilir? Haktan ve hakikatten mahrum edilmiş, nefs-i emmarenin esaret-i rezilesi altına girmiş bir nesilden ancak isyan, anarşi ve terör beklenir.
 Toplumun birlik, beraberlik ve düzenini önemli ölçüde sağlayan, millî ve manevî değerler, kimileri tarafından her fırsatta aşağılama, hor ve hakir görme, tahrip hareketlerinin sinsice uygulanmadığını kim iddia edebilir?
İslâmiyet’e irtica ve Müslümanlığa da mürteci diyenler, bu milletin bugününe ve geleceğine de yazık etti. Şimdi de pirincin taşını ayıklamaya çalışıyorlar. Geçmişimizde millî ve manevî hayat değerlerimiz, maddî yönden geri bırakılmamıza da delil gösterilerek her fırsatta insafsızca horlanmıştır.
Bugün maneviyatsızlığın, ahlâksızlığın, anarşi ve terör, bölücülük çemberi içinde yaşamak zorunda bırakılmamızın ana sebebi geçmişte yapılan eğitim ve öğretim hatalarının bir neticesi değil midir?
Zahmet etmeye, zaman kaybetmeye ve kafa yormaya hiç lüzum yoktur. Bugün şikâyetçi olduğumuz fertleri yetiştiren eğitim müesseselerine ve eğitim sistemlerine bakmak yeterlidir. Bozulma nereden başlamış ise, düzeltmeye de oradan başlanmalıdır. Körü körüne lâik eğitim ve öğretim adına, bu memleket gençliğine yıllarca tabiatçılık fikri ve modası geçmiş Darwinizm teorisi ezberletildi.
Bu ülkenin mütefekkir ve münevverlerine ve vatanperverlerine, hamiyetperverlerine, milliyetperverlerine ve millî iradenin temsilcisi olan vekillerine sesleniyorum. Devletin bekasını, ülkenin asayişini ve güvenini; milletin huzur ve saadetini isteyenler, yeni nesilleri millî ve manevî değerlerine, tarih şuuruna ve kültürüne sahip çıkan bir nesil yetiştirmek üzere kolları sıvamalıdır. Bu milletin dünyevî ve uhrevî mutlu geleceği, aydınlık ve saadetli istikbale ulaştıracak olan maddeci, inkârcı, batıl felsefe safsataları değil; akılları, fikirleri, özleri, ruhları ve yürekleri kuşatan bir iman ve ahlâkın hâkim kılınmasıyla ve hür iradeli, özgür düşünceli fertlerin yetiştirilmesiyle mümkün olacaktır.
Okunma Sayısı: 2466
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • hüseyin akcan

    11.2.2013 00:00:00

    siz perşembeli mehmet işcan abimisiniz?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı