"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

KUR'ÂN AHLÂKINDAN UZAK EĞİTİM OLMAZ

Mehmet İşcan
19 Ocak 2012, Perşembe
Dünya insanlık tarihine ve tarih denilen mazi derelerinden günümüze ayna tutarak ve hak, hakikat, akıl, mantık ve vicdan dürbünüyle yakın tarihimize nazar ettiğimizde, cerh edilmesi ve inkârı mümkün olmayan gerçeklerle karşı karşıya geliriz.

Batı âleminin, dünyayı bir kan çanağına çeviren iki büyük cihan harbi, en büyük hediyelerinden biri olmuştur. İşte bu menhus iki hediye, âlem-i beşeriyeti perişan etti ve Avrupa devletleri de böylece kendi kendini yemiş oldu.
Dünyada büyük sosyal patlamalar, devrimler, infilâklar, inkılâp ve dalgalanmalar yaşandı. İlâhî dinleri, tevhide dayalı inançları kabullenmeyen ve istismar eden bâtıl dünyevî hayat felsefesi, insanlığı huzursuz ve mutsuz etmiştir. Hadiselere ve içtimaî olaylara tek gözle bakan, çağın sözde bilim adamları, insanlığı bir çıkmaza ve çözümsüzlüğe mahkûm ettiler.
Îsevilik din-i hakikisinden aldığı ilhamla, âlem-i beşeriyete faydalı ilim, teknik ve teknoloji, fen ve sanatlarıyla, adalet ve hakkaniyetle hizmet eden ve sunan Birinci Avrupa’ya bir sözümüz yoktur. Bizim kabullenmediğimiz, insanlara bedbahtlık getiren, sefahat ve dalâletle bozulmuş ve İsevilik din-i hakikisinden uzaklaşmış, tek gözlü ve kör dehalı, maddeci hayat felsefesini insanlığa şırınga eden İkinci Avrupa’dır. Bu İkinci Avrupa hastalıklı ve dalâletli, nefsanî, sefih ve muzır medeniyeti insanlığın başına sarmıştır. İnsanları inkârcı anlayışıyla ve madde ile hayat standartlarını yükselterek, mutluluk vadeden İkinci Avrupa, biçare beşeri baştan çıkartarak, cehennemî bir azap çektirmiştir. Maddiyunluğun ne derece tehlikeli bir musîbet olduğunu aklı sönmemiş, kalbi ölmemiş her vicdan sahibi kabul etmektedir. Batı dünyasının anlayışı sanayi devriminin ve liberalizmin etkisi altında, eğitim ve öğretimini, üretim elemanı ve tornadan çıkma seri insan yetiştirme anlayışı içindeydi. Batıyı örnek alan Türkiye ise, önce Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile birlikte dini eğitime fahiş yasaklar getirdi. Gençlerimiz; modernizm, çağdaşlık, medeniyet ve ilericilik adına, Avrupa medeniyeti analiz edilmeden, toptancı bir zihniyetle, Batı tipi bir eğitim modelini körü körüne taklit etme dayatması ile karşılaştı. Bu son asrın medeniyeti bilim, teknik, fen ve icatlarda ileri gitmesine rağmen, korkunç bir insanlık, inanç, kültür, ahlâk ve vicdan çöküntüsüyle baş başa kalmıştır. İslâm âlemi de bu manevî çöküntünün etkisi altında kalmış ve ne hazindir ki, payına düşeni fazlasıyla almıştır. Semâvî dinlere baş kaldırmış, inkârcı ifsat komiteleri ve seküler akımlar, insanların ahlâkını zaafa uğratarak, sefih yapmak için plânlı bir şekilde ve sinsice icraatlarına devam etmektedir. Gaflet, dalâlet, sefahat ve sapkınlığın ve rezaletin maskelenerek, yüzlerce koldan topluma cazip gösterilerek ve dikte ettirilerek akılları, kalpleri ve ruhları mânevî çöküntüye uğrattı. Bid’aların her tarafı istilâ ettiği, batıl anlayışların ve inançların teşvik edildiği ve hatta ödüllendirildiği, inançların ise zaafa uğratıldığı ve inkârcılığın arttığı, insanî değerlerin azaldığı ve rağbet görmediği bir toplum meydana getirilmedi, diyebilir miyiz? Batının insanlığa faydalı ilim ve irfanı ve teknolojisini alamadık ve almadık. Neden ve niçin?
Türkiye yıllarca enerjisini Batı kaynaklı ve beynelmilel mihrakların hazırlayıp sunduğu eğitim modellerini ve şekillerini taklit etmeye harcadı. Okullarımız laboratuvar, atölye, deneyler, araştırma ve geliştirme, inceleme, bilim ve icatlardan ziyade; resmî bayramlarda tören provaları, anlı şanlı gösteriler, ezberlenmiş şablonlu ve tumturaklı slogan ve nutuklar atarak geçirdi. Eğitimimiz şekilcilikten, ezbercilikten öte bir varlık gösteremedi ve gerçek eğitime bir türlü geçemedi. Pedagoji ilmi dikkate alınmadan, demokrasiye aykırı temel hak ve özgürlükleri de yok sayarak, darbeci ve cuntacıların hilâf-ı kanun keyfi dayatmalarına ve militarist, seküler ve ideolojik eğitime artık son verilmelidir. Bugünkü Batı, ortaçağın koyu fikir karanlığında, engizisyon ve skolâstik bataklığında debelenip dururken; ilim ve icatlarıyla dünyayı aydınlatan, üç kıt’aya adaleti ile hükmeden ve bizi biz yapan, Türk milletinin örf, âdet, gelenek ve göreneklerimizi, öz değerlerimiz ve ahlâk-ı ulviyemizi, millî ve mânevî değerlerimizi ve kendi mefâhir-i milliyemizi (millî mefkûremizi) terk ederek, şuursuzca ve körü körüne Batının ahlâk-ı seyyielerini taklit etmemiz akıl kârı mıydı? Bindiği ve tuttuğu dalı kesen bir kişinin komik durumundan ne farkımız oldu?
Millî şairimiz, medar-ı iftiharımız, devletin değil milletin sahiplendiği merhum Mehmed Âkif Ersoy şöyle sesleniyor:
“Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.” 1
“İslâm’ın ancak namı kalmış Müslümanlarda.
Bu yüzdenmiş, demek, hüsrân-ı millî son zamanlarda.” 2
Son asrın büyük İslâm mütefekkiri ve hürriyet ve îman mücahidi Bediüzzaman Said Nursî de şöyle sesleniyor:
“Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Âyâ, Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akılla onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet ediyorsunuz? Yok, yok! Sefihâne taklit edenler, ittibâ değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittibâ ettikçe, hamiyet dâvâsında yalancılık ediyorsunuz. Çünkü şu surette ittibâınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzâdır.”  3
Sonuçta varlık sebebini ve hayatını unutmuş, her türlü yanlışlığı, zararı ve gayri meşrû hareketleri normal gören bir nesil ortaya çıkmıştır. Cadde ve sokaklarda kapkaççılar, sarhoşlar, hapçılar, tinerci ve eroincileri görmezlikten ve bilmezlikten gelerek ve yok sayarak problemi çözmüş olamayız. Akıllara, fikirlere, ruhlara ve kalplere yönelik ve insanın ulvî hislerini kuşatan Kur’ân ahlâkından uzak bir eğitim, ülkemizi özlenen muasır medeniyet seviyesine çıkartamamıştır. Sadece aklı aydınlatan fen ilimlerini esas alan bir eğitim yeterli olmamıştır.

Dipnotlar:
1- Mehmed Âkif ERSOY, Safahat 5. Kitap Hatıralar. 2- Mehmed Âkif ERSOY, Safahat 5. Kitap Hatıralar. 3- Bediüzzaman Said NURSÎ, Lem’alar, 17. Lem’a, Beşinci Nokta.

Okunma Sayısı: 1166
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı