“Zaman ahirzaman, gittikçe daha fenalaşacak” dedirten durumlar yaşanıyor birkaç asırdır. Günümüzde toplumsal yozlaşma, bireylerin ve toplumların temel değerlerini tehdit eden bir olgu haline gelmiştir.
Sanat ve medya, bu yozlaşmanın en belirgin yansımalarını sergileyen alanlar arasında yer alıyor. Müzik ve moda gibi sanat dalları, zamanla yüzeyselliğe ve tüketim kültürüne hizmet eder hale gelirken, sinema, tiyatro ve sosyal medya da benzer bir yozlaşma sürecine girmiştir.
Türkiye’de on yıllardır sinemada İslamî isimler ve kavramlar üzerinden itibarsızlaştırma çalışmaları yürütülegeldi. Karakterler ve onlara verilen isimler, kavramların içini boşalttı. Dengesiz tiplere İslâmî isimler verilerek toplumdaki algı değiştirildi. Artık o mübarek ve İslâmî isimleri insanlar çocuklarına vermekten içtinap eder oldular. Bilinçli bir tahribatın sonucu ortada maalesef. Muteber olan isimler dedelerimizle beraber tarihin sayfalarında kaldı.
Aile kurumu, toplumsal yapının en temel taşıdır. Ancak popüler kültürün etkisiyle aile yapısının zayıflaması, ahlâkî değerlerin erozyonuna yol açmaktadır. Medyadaki çarpık ve sapık ilişkilerle dolu aile modelleri, kadın-erkek rollerini yeniden şekillendirirken, aile içindeki değerlerin sorgulanmasına neden olmaktadır. Yozlaşan ahlâkî değerlere saygı beklemek, bu bağlamda oldukça ironik bir durumdur. Ahlâkî değerlerin kaybolması, bireylerin toplumsal ilişkilerini de olumsuz etkilemekte, güven duygusunu zedelemektedir. Mahremiyet yerini ifşaata bırakmış, utanç ve haya yerine şöhretin menhus lezzeti tavırları belirler olmuştur. Herkesin en birinci sığınağı aile saadetinin zembereği bozulmaya yüz tutunca ferdî ve toplumsal denge de bozulmaya başlamış ve hususî cennetler cehenneme dönüşmüştür.
Yönetim ve adalet sistemindeki yozlaşma, istibdat yönetimlerinin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Devletlerin ve toplumların yozlaşması, adaletin sağlanamadığı bir ortamda kaçınılmaz hale gelir. Bu durum, fertlerin devlete olan güvenini sarsmakta ve toplumsal huzursuzlukları artırmaktadır. Devlet yapısı ideolojik şekle büründüğünde o ideoloji yargı kriteri haline gelebiliyor. Bu da yönetimde ve hukukta adaletsizliği, toplumun bir kısmının devletle münasebetinde münafıklığı bir başka kısmında da hak arayışını ve muhalefeti, hukuksuzluğa karşı reddiyeci duruşu netice veriyor. Kutsallaştırılan ideolojilerin muhalefete tahammülleri yoktur. Muhalif fikirlere şiddetli istibdatla karşılık verir. Ve böylece istibdat hem yönetimde hem toplumda hem de kültürde her türlü yozlaşmanın önünü açar.
Eğitim sistemi de bu yozlaşmanın önemli bir parçasıdır. Geçmiş asırlarda mektep ve medreselerin ayrışmaya başlaması ve birbirlerine muavenet yerine rakip olmaları eğitimdeki yozlaşmayı başlatmıştı. Daha sonra cumhuriyet dönemi eğitim politikası da dinden soyutlanmış maarifi tatbik etmesiyle bu yozlaşma hızlanmıştır. İnsanın ufkunu genişleten ahiret akidesinin inkârı, olayları tesadüflerle açıklamaya çalışarak kâinatın Hâlıkını inkâra sebep olmuştur.
Kur’ân kıssaları, insanlık tarihinde yozlaşmanın örneklerini sunarken, kadim kavimlerdeki hak dine rağmen putperestliğe meyil sonucunda kavimlerin helakı de bu bağlamda incelenmelidir. Dindar fertlerin, ahiretin elmaslarına karşı dünyalık camları tercih etmesi, ahir zamanın bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Dinî ve manevî değerlerin araçsallaşması, tek gözlü deccaliyetin fitnesiyle insanların ahirete karşı körleşmesinin bir tezahürüdür.
Sonuç olarak, bencilleşmek manasındaki bireyselleşme ve yozlaşmaya karşı tepkisizlik, toplumsal yapıyı tehdit eden unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Unutulmamalıdır ki, özelde ferdi ve aileyi, genelde toplumu muhafaza eden ve fıtratla barışık olan İslâmî değerlere sarılmak ve sahip çıkmak yakın ve uzak istikbalimizi güvence altına alacaktır.
(Genç Yorum, Ağustos 2025 sayısından alınmıştır.)