Sana yaşadığım yerden konuşayım.
Toprakları var; ekilmez.
Ormanları cayır cayır yanar.
Aş'ı yoktur ama...
Aşı vardır.
Vurundun mu bütün dertlerin biter.
Kitap okuyanı binde bir...
En ucuz para burda...
Güneşi çok da...
Kara bulutları eksik değil...
Bir ipucu daha vereyim.
Yunus'u olan bir yer de...
Şimdi çok şiirsiz...
***
?!?
İnsanlığı kim uyandıracak?
***
DERT VE DERMAN
İnsanın ruhu ağrır, kalbi büzüşür, aklı kararır mı? Her derdin bir dermanı vardır gibi şifalı sözler önüme düştüğünde rahatlarım.
***
BÜTÜN MESELE
İstibdat ya da hürriyet... İşte bütün mesele...
***
DİLSİZLİĞİMİZİN DİLİ
Dilimizi bilmiyoruz; konuşmaya çalışıyoruz! Ke-ke-me-yiz. Birbirimize "yabancı" duruşumuzun birinci sebebi bu! Dil bilmek "konuşmak" değil; dilin inceliklerini bilmektir.
Dilimiz ağır yaralı... Konuşacak mecali yok. Dilsiz, bir yere gidemeyiz. Bu, kendimize gelemeyişimizin sebebi başka ne ki?!
***
KİTAP YA DA KİTAP
Hayatî bir mesele... ve bir teklif...
Ormanlarımız alev alev... Sokaklar da yanıyor. Gençlerimiz hiç bu kadar başıboş değildi. Yok, yok; değildi. Şahsî silahlanmalar alıp başını gidiyor. Gelir dağılımı bir uçurum... Ve buradan nasıl çıkarız, sorusuna da cevaplar aramıyoruz. Araba devrilmeden yol gösterelim de demedi demeyin.
Diyorum ki her şehrin meydanına Açık Hava Kütüphaneleri kuralım. Halk her gün veya her hafta bir yazar tanısın. Dünyada, ahirete göçmüş; fark etmez. Akşama kadar hatta gece bile orada sesli/sessiz okumalar icra edilsin. Ayrıntılar yolda rayına oturur. Binlerce kitap toplumu kandırsın, doyursun. Bunu mutlaka yapalım. Ne zamana kadar? Okumanın zamanı, sınırı, yasağı pasağı olmaz. Mesele böyle böyle tebellür edecek, hükmüne itiraz mümkün mü?!
***
KURTULUŞ SAATİNİ KUR-MAK
O gelmiş, bu gitmiş… Umrumda değil…
Beklediğim demokrasi? Yani hürriyet, adalet… Yani akıllı, kalpli cumhuriyet…
Renkli bir Meclis… “Yasaksız ve Konuşsn Türkiye… ”Mösyö Geveze”lerden bıktık ki ne bıktık!
***
ŞAMATA
Bu kadar şamata; ortada ne var?! Huzur ve sükûn gitti. Bak; bir Cem Karaca daha çıkmıyor. Parayı pulu da üç beş kişi arasında bölüşüyor. Acı…
***
“SENİN DE BİR REYİN VAR”
Vatandaş da hakkına sahip çıksın. Hakkını aramayana durup dururken şu senin demezler. Verdiği vergilerin nereye gittiğini soramayan toplumlar, açlık ve yoksulluğu peşinen kabul etmiştir.
***
SAYIN DİYANET!
Din yani şeriat dediğin: “Tevhit, nübüvvet, haşir, adalet ve ibadet…”
Diyanet dediğin bu kavramları anlatamıyor. Takdim-tehir yapıyor. Yorumlar taraflı, eksikli, anlaşılmaz, zayıf, benzetmeler, örneklemeler, karşılaştırmalar bi’ tuhaf… Hoca, eline tutuşturulan kâğıdı okumaktan âciz. Hem niye güvenmez devlet şahadetname verdiği vatandaşına?! Çok resmî bir hava… Yeğenime dedim ki: “Diyanet olmasa din eksilir mi?” Hayır, dedi. Şimdi böyle bir kurum olsa mı olmasa mı? Karar yüce milletin…
***
SOKAKLAR, AH!
Sokaklar bir teşhirciliktir gidiyor. Sokağa bak[—ma]; aileyi, eğitimi, nerden gelip nereye gittiğimizi gör!
***
ROTASIZLIK
Bir bilsem; nereye gidiyoruz?!
***
YALANCILARA
Hem yalan söylüyorsun hem yalancı diyorsun karşındakine. Aynaya bak da öyle konuş! Sen de inanmıyorsun söylediklerine. Yalan de haydi!
***
KOLTUK VE DOSTLUK
Koltuklar fani; dostluklar bâkî…
***
AH, GAZZE!
Ey dünya! Yaz bir kenara! Gazze ağlarken… Açken, ölüyorken… gülemezsin. Daha ne olsun! O zulüm, o kan varken… Var mısın, yok musun?! Kimseden dişe dokunur bir iş olmaması kıyamet manzaralarından mı?!
***
DÜNYA SAHNESİ
Oyunun en tehlikelisini oynuyor dünya.
Her şey unutuluyor bu tiyatroda; yeni bir “oyun” konuyor sahneye.
***
CEHALETİN ÇOCUĞU
Cehalet yerinde sayıyor. Fukaralık dolu dizgin... Sen-ben’ci(l)lik o biçim…
***
YENİ DÜNYA
Haberler kan revan...
"Yeni Dünya Düzeni…"
***
KANUN ÖNÜNDE
Haa, kanunlar herkese eşit uygulanıyorsa mesele yok; yok öyle değilse… bunu azıcık düşünmek bile… yok, yok!