"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Ben Cumhurbaşkanı sıfatıyla konuşmuyorum” dese bile…

Mehmet KARA
13 Temmuz 2019, Cumartesi
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) üzerinden bir yıl geçmeden, aksayan yönleriyle tartışılmaya devama başlandı.

Cumhur İttifakının ortağı “Tartışma bitmiştir, geriye dönüş olmayacaktır” demesine rağmen büyük ortağı sistemin yürümeyen yönlerini tartışmaya açmış durumda. Bu da sistemin sorun çözmekten çok sorun çıkardığını gösteriyor. AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, sistemin eksiklerinin ve noksanlıkların olabileceğini ve bunların giderilmesi gerektiğini söylüyor.

Sistemin en çok tartışılan konusu “tek adam” eleştirisi. Bunun sebeplerinden birisi Cumhurbaşkanı’nın aynı zamanda bir partinin genel başkanı olması, ikincisi de bakanlar kurulu başta olmak üzere, Cumhurbaşkanlığına bağlı 9 politika kurulu, 8 yeni başkanlık, özel bütçeli, kamu tüzel kişiliğine haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip 4 yeni ofis kurulması ve hepsinin de başkanının Cumhurbaşkanı olması ve üyelerinin Cumhurbaşkanı tarafından atanması…

Yeni kurulun Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç da buna dikkat çekiyor. “Milletin birliğini temsil etmek bir siyasî parti genel başkanının sözleriyle mümkün değil. Sayın Erdoğan karşısındaki insanlara hitap ederken ‘Ben Cumhurbaşkanı sıfatıyla konuşmuyorum’ dese bile parti toplantılarına katılıyor, MYK’ya katılıyor. Cumhurbaşkanlığının daha yukarılarda olması lâzım. Diğer partilerin genel başkanı gibi ben de parti genel başkanıyım diye kürsüye çıktığı zaman söyleyecekleri farklı anlaşılır” diye bir gerçeğin altını çiziyor. 

Bu durum her seçim döneminde muhalefet tarafından tenkit ediliyordu ancak Arınç’ın bunu söylemesi dikkat çekici. Çünkü, bunu kapalı kapılar ardında ve özel konuşmalarda birçok partili söylüyordu, ama kim sesli dillendiremiyordu.

 “Parti genel başkanlığı konusunun sayın Cumhurbaşkanımız tarafından düşünülmesini, tezekkür edilmesini düşünüyorum” diyen Arınç’ın bu sözleri dikkate alınır mı bilemiyoruz, ama yeni sistemin en büyük sorunlarından birisi olarak Türkiye’nin önünde duruyor.

***

Sistemin getirdiği başka bir hata da Meclis dışından atanan bakanlara sözlü soru sorulamaması ve bunun yanında bakanlar hakkında gensoru mekanizmasının kaldırılması oldu. Demokratik Parlamenter Sistemde Başbakan ve bakanlar hakkında gensoru önergesi verilip, denetim mekanizması çalıştırılabiliyordu. Bu sistemde başbakan zaten yok. Onun yerine icranın başı olan Cumhurbaşkanı ve bakanlar hakkında da gensoru verilemiyor. Yani, Meclis’in gensoru yetkisi artık yok. Meclis soruşturması ise cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanlar hakkında yapılan soruşturma yetkisinden ibaret…

Yeni sistemde kanun yapma yetkisini elinde bulunduran TBMM’nin yanı sıra, cumhurbaşkanı da doğrudan anayasadan aldığı yetkiye dayanarak, Meclis’ten bir yetki kanunu çıkarılmasına ihtiyaç duymaksızın kararname çıkarabiliyor. Meclis çıkaracağı kanun ile kararnameyi etkisiz kılabiliyor ama bu yapılabilir mi?

CHS’ye resmen geçildiği 24 Haziran 2018 tarihinden bu yana kararname sayısının Meclis’in çıkardığı kanunları geride bıraktı görülüyor. Haziran 2018-Haziran 2019 döneminde 41 Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, 696 Cumhurbaşkanı kararı, 6 KHK, 51 Cumhurbaşkanı Kararı çıkmasına karşılık, Meclis’in sadece 34 kanun çıkarabilmesinden de anlaşılacağı üzere bunun yapılması söz konusu bile değil. Böyle olunca da yeni sistemde Meclis’in faaliyetinin arttığının söylenmesinin doğru olmadığı ortaya çıkıyor.

***

Yeni sistemde Bakanlar Kurulu’na sözlü soru sorulamıyor. Ancak yazılı soru sorulabiliyor. Bakanların yazılı soruları 15 gün içinde cevaplaması gerekiyor, ama “bazı gerekçeler”le bunu da geçiştirebiliyorlar. CHS’nde icranın başı olarak cumhurbaşkanına yazılı soru da sorulamıyor. Ancak yardımcısına soru yöneltilebiliyor.

Bütün bunlar dikkate alındığında bu sistemin Türkiye’ye uymadığı görülebiliyor. Zaten dünyada da “tek” olduğu için de “Türk tipi” deniliyor…

Burada Erdoğan’ın sistem tartışmaları başladığında “tek adam olur” eleştirilerine “Böyle bir sistemde kim tek adamlığa cür’et edebilir? Diyelim ki, cumhurbaşkanı nefsine yenildi, yoldan çıktı, gerçekten tek adamlık yapmaya kalktı. Her şeyden önce bu kişinin yakasına millet yapışır” sözlerini tekrar hatırlatmakta yarar var.

Bu sistemde “cumhurbaşkanı nefsine yenik düşerse” millet yakasına nasıl yapışacak? Çünkü, ülkeyi seçime götürmenin şartları oldukça zor. Erken seçime gidilme kararı hem TBMM hem de cumhurbaşkanı tarafından alınabiliyor. TBMM’nin erken seçim kararını beşte üç çoğunluk, yani üye tam sayısı 600’e yükseltilen mecliste 360 oyla alınabiliyor.

Demokratik hukuk devletin bütün kural ve kurallarıyla işleyeceği, milletvekili listelerinin genel başkan tarafından değil millet tarafından belirleneceği, istişarenin tam manasıyla işleyeceği, bir tek kişinin değil ortak aklın devrede olacağı bir sistemin tekrar tesis edilmesi gerekiyor. 

Bu da güçlendirilmiş, demokratik, hürriyetçi, parlamenter sistemdir. Çünkü delik büyük yama tutmaz.

Okunma Sayısı: 2059
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Şevket PAKSOY

    13.7.2019 11:22:15

    Yureginize kaleminize sağlık... Çok isabetli müstakim bir yazı olmuş. Hissiyatimiza tercüman oldunuz.. Selam ve dua ile...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı