"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Acele etmeyen, ecele gitmez mi?

Mikail YAPRAK
19 Ağustos 2021, Perşembe
Ey insan! Varsın senin, “Acele eden ecele gider” sloganın trafikte en üst seviyede geçerliliğini sürdürsün.

Ama bunu her alana, maddî ve manevî her meseleye, dünyevî ve uhrevî her vazifeye tatbik edersen, en hazırlıksız bir anında, hiç umulmadık bir yerde ecele yakalandığın zaman, dünyada güvendiğin ve bel bağladığın hiçbir güç seni kurtaramaz. 

Neymiş, “acele işe şeytan karışırmış”..

Evet, bu söz yerine göre doğru olabilir ve doğrudur. 

Lâkin Ahirzaman’ın dehşetli gaflet ve dalâlet fırtınaları arasında hayrete düşenleri uyaran hak ve hakikat Nurları’na kulak vermekten geri koyan ve o Nurlar’a kavuşup ders almakta acele ettirmeyen kimdir? 

O Nurlar’ın Müellifi ki, “Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler Cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz.” diyor. 

Ve ders vermeye devam ediyor. 

“Ölümüm hayatımdan ziyade dine hizmet edecek” demişti zaten. 

“Nasıl ki bir tane tohum toprak altına girip ölmesiyle bir sümbül hayatını netice verir; bir taneye bedel yüz tane vazife başına geçer. Öyle de, mevtim, hayatımdan fazla o hizmete vasıta olur ümidini besliyorum.” 

Nurlar kalpleri fethetmeye, ulaştığı yerlere huzur ve ferahlık taşımaya devam ediyor. Yapılan hücumlar da duyulmasına ve yayılmasına yarıyor. Karanlığın derecesine göre daha da parlıyor. 

“ÖLÜM SEKERATI UYANDIRMADAN UYAN!” 

“Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulû etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahaza, ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!” 

ÇOĞU GİTTİ, AZI KALDI!. 

Hani her vesileyle dilimizden düşmeyen bir tabir var, “çoğu gitti, azı kaldı” diye..

Dünya ömrünün son dilimindeyiz de, dilimiz varmıyor sıkça söylemeye.. 

İnsan ve dünya hayatının geçicilik derecesini, geçen zamana bakarak anlamak çok da zor olmuyor. 

Bir günün devreleri ile insan ve dünya ömrünün devreleri arasındaki benzerliğe ve geçiciliğindeki sür’ate ibretle bakan akıl, hayretini gizleyemiyor. 

Beş vakit namazın neden bildiğimiz vakitlerde farz kılındığını SÖZLER kitabının Dokuzuncu Söz’ünden öğrenirken; gün, yıl, insan ve dünya üzerindeki değişimlerle olan alâkayı da idrak etmiş oluyoruz. 

Ve sonra dönüp Bediüzzaman’a kulak kabartıyoruz:

“İhtiyarlığa girdiğim zaman, bir gün güz mevsiminde, ikindi vaktinde, yüksek bir dağda dünyaya baktım. Birden, gayet rikkatli ve hazîn ve bir cihette karanlıklı bir hâlet bana geldi. Gördüm ki, ben ihtiyarlandım, gündüz de ihtiyarlanmış, sene de ihtiyarlanmış, dünya da ihtiyarlanmış.” 

Sonra dönüp halimize bakıyoruz: 

Güya avcıdan korunmak için başını kuma sokan ve bütün vücudu görünürken, görmemeyi “kurtuluş” zanneden deve kuşuna benzeyen yönümüzü de görmezlikten ve bilmezlikten geldiğimizi ancak itiraf edebiliyoruz. 

Sloganların ve sathî söylemlerin sıcak iklimindeki rehavetten uyandığımız an, çok geç kalmış ve her şeyin bittiğini görmüş olabiliriz maazallah.

Okunma Sayısı: 2065
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Oğuz Yiğiter

    19.8.2021 10:26:09

    Bu kadar yıkım ve felâketlerden sonra, hâlâ yanlışta ısrar etmek, enfüsî ve âfâkî olaylarda âdetâ gözümüze sokulan ilâhî ikaz ve ihtarlara rağmen, fiilî tevbe mânâsındaki kusurunu ve yanlışını itiraf edip, tevbede acele etmek, aklı başında, vicdanı çürümemiş her ehl-i imanın yapacağı en öncelikli işidir. Cenab-ı Hak, vakit geçmeden umumî bir intibah versin inşaallah... Tebriklet, dualar...

  • Ali TAM

    19.8.2021 01:51:02

    1)Memleketimde atalarimdan "acele et" kelimesini hemen hemen isitmezdim " haydi biraz tez ol" derlerdi. Belki bunun kaynagi "acele" kelimesiyle alakali atasözlerımizdeki cağrışımlardır. Açıkcasi olumsuz, menfî kelimelerin ittifak edip seller ve heyalan gibi bizi alasagi etmesinden çekinmişler. Hakaretamiz ve rencide edici kelimeleri bile o kadar kötü gidişata sevkettiğinden yani taa KÜFRE götüren tehlikesi oldugundan buna küfretmek diyen bir millet olmuşuz.

  • Ali TAM

    19.8.2021 01:50:24

    2)Külliyatta KÜFÜR bahsini Sünühat ve imam Maturidi görüşünü şerheden Ahmed Ziyaeddin Gümüsanevinin Ehli Sünnet Itikadi namindaki eserindeki bu hassasiyetimizi nazara alarak izah etmeleri atalarımızın KILI KIRK YARAN BU IHTİYATLI TAVRI KATRELER REŞHALAR ve mis gibi RAYİHALAR saçan Risale ı Nur Külliyatı namına vaktiyle İstanbulun YUŞA Tepesinden yapılan o malum DUA ile güya buharlaşmıs bu milletin üzerine RAHMET olarak teberrüken yağıyor, siyanet ediyor. Siz mütemadiyyen böyle kıymetli makale yazarsanız ben de benden içeru olan bende, yani ruhumda tedai ettirdiklerini ihbar veya ifşa ediyorum. Bu sefer ifade tarzınıza biraz merhum Halil Uslu Agabeyin üslubu bürünmüs onu da tedai ettirdi. Allah razı olsun. Insaallah TAMdır.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı