"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman ve Başet Dağı

Mustafa ÖZTÜRKÇÜ
26 Eylül 2020, Cumartesi
Yaşadıkları hayatlarını mâna âleminin yüksek değerlerine hasreden maneviyat erlerinin öne çıkan önemli hususiyetlerinden birisi de, mazhar olduklari mânevî hakikatler adına, makamların zirvelerindedirler. Yaşadığı çağı Kur’ân’ dan süzülen hakikatlerle aydınlatan, bu vesileyle de insanlığın vesile-i necatı olan Bediüzzaman Hazretleri’nde de bu önemli hususiyeti görmek mümkündür.

Eski Said olarak bilinen hayatının genç dönemlerinin yanı sıra, ilerleyen yaşı müddetince de, Van’da Başet Dağı zirvesi, Anadolu’da Çam Dağı zirvesi gibi zirve mekânları seçmiş, iman ve Kur’ân hizmetini zirvelerde sürdürmüştür.

Gençlik dönemlerimizde Bediüzzaman’a hasret ve iştiyak duygularıyla defalarca tırmandığımız Van’ın Gürpınar ilçesi sınırları içinde bulunan Başet Dağı’nı ziyaretlerimizi yad ederken, Üstad’ın o Nur kokusunu  ciğerlerimize soluduk. Bu derin mutluluk hislerini  bütün his ve duygularımıza derç etmeye çalışırken, ”Ey Mübarek Üstad, ey şahlanan Mücahid-i İslâm, seni çok seviyoruz, o pak ruhuna binler rahmet…” niyazlarımızı arz ediyoruz.

(Başet yolunu tarif için dikilen yol levhası.)

Bediüzzaman Hazretleri’ne mekân ve makam olmuş başı yüce Başet Dağı, Van Gölü havzasında  yer alan, Van’a bağlı Gürpınar sınırları içinde yüksek dağlarımızdan biridir. Yüksekliği, 3687 metre olup, ülkemizinde yüksek dağlarından birisidir.

Mezkûr dağın zirvesine seyahat etmek için zor yollardan geçilerek gidilir. Başet Dağı ve zirvesine gitmezden evvel, iyi bir çevre incele- mesinden sonra programınızı icra sahasına koymalısınız.

Biz de öyle yaptık. Defalarca gittiğimiz Başet Dağı eteklerine ve zirvesine varmazdan önce, eteklerinde mevcut köyleri ve hangi yön ve köyden daha kolay çıkılır onu planlamak  gerekmektedir. Dağın eteklerinde bir çok köy bulunmakla birlikte, eteğine, dolayısıyla zirvesine en yakın köylerden bazıları şunlardır. Zağos, Bağanıs, Put, Kiril ve Tekmal.

Başet Dağı zirvesine ilk çıkışımız 1973 yılında gerçekleşmişti. Aradan epey zaman sonra 1978 yılında Dağın bir başka  cenahından tırmanarak zirveye ulaşmıştık. Mezkûr dağa ve zirvesine tırmanışımızın birinci etabında, terör denen melânetin söz konusu olmadığı yıllardan önce, sabahın erken saatlerinde on kişilik  bir  ekiple birlikte, Van’dan yola revan olmuştuk. 

Grubumuzda yer alan şahsiyetler ise şunlardı: Yazarımız rahmetli Halil Uslu, biz, öğretmen İsmail Öngel, gazetemiz temsilcisi Şahabettin Öztürkçü, Van eşrafından Coşkun Yarımbatman, Merkez Camii İmamı Ahmet Sançar, Hacıhüseyin Camii İmamı Molla Ahmet Sever, Van eşrafından Mehmet Abi, ve kardeşi Ahmet Abi, ve Eğitimci Ömer Türkmenoğlu...

(Başet'in zirvesinde medfun gönül erinin taşlarla örüldüğü mezarı.)

Gürpınar İlçesine, oradan da Zağos Köyü’ne varmış, geceyi bu köyde geçirmiştik. Geceyarısı kalkarak köylülerin önceden temin ettikleri at ve katırlara binerek Başet eteklerine varmış ve orada mola vermiştik. Burada ağır eşyalarımızla bineklerimizi bırakarak yaya olarak zirveye tırmanışa geçmiştik. İki saatlik zorlu bir tırmanıştan sonra nihayet zirvedeydik.

Bu bizim Başet Dağı’na çıkışımızın ilkiydi. Daha sonraki yıllarda başka mevkiden, Put Köyü istikametinden, ikinci defa tekrar zirveye çıkmıştık. İkinci tırmanışımızda grubumuzda ise, Yazarımız Necmettin Şahiner, Üstad’ı sağlığında ziyaret eden Vanlı Selâhattin Akyıl, Çaycı Emin’in mah- dumu Selim Çayırlı, Temsilcimiz Şahabettin Öztürkçü ve biz vardık.

Başet Dağı’nın en büyük özelliği yüksek tepesinin yanı sıra, zirvesinde metfun, hakkında çok etraflıca bilgi ve belgelerin bilinmediği bir mane- viyat erinin mezarı ile  Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin sağlığında  Başet’in zirvesine gelerek burada uzun süre talebe okutarak, istikbale yönelik cihanşümul anlamda, eğitim-öğretimle meşguliyet içinde olmasıdır.

Bizim Başet Dağı zirvesine olan  hasret ve alâkadarlığımız, Bediüzzaman Hazretleri’ne mekân ve makam oluşundandır. O büyük Üstadımızın buralara teşrif ederek, ömrünün kısa da olsa bir kısmını buralarda geçirmiş olması, bizim için öneme haiz bir durumdu. Dolayısıyla, Üstad’ın gittiği ve mübarek ayak izlerinin tozunu solumak bizim için saadet vesilesiydi.

Ayrıca; hayatını te’lif ettiği şaheserleriyle ve mübarek ömrüyle ülkemizin, insanlığın ve bizim saadetimiz uğruna feda eden böylesine bir Aziz Üstada mekan olmuş bu mekanı gidip görmek, zirvesindeki mübarek zat ve Aziz üstadımızın ruhuna Fatihalar yollamak bir vefa borcunun edası olsa gerektir diye düşünüyoruz.

Bediüzzaman’ın mezkur tarihlerde Başet’in zirvesinde talebe okutması ile alakalı Van’da, bir görgü şahidi ile de görüştük. İsmi Nezir Dönmez olan bu zat, 

Görgü şahidinin ismi Nezir Dönmezdir. Bu zat, aslen Başet Dağı eteklerinde bulunan eski ismi Put, yeni ismi ise Yedisalkım olan bir köyde oturmaktadır. Van’daki Haçort mahallesinde bulunan akrabalarının evinde görüp kendisini bu hususta dinlemeye ve hatıralarını almaya muvaffak olmuştum.

(Cem’ül Cevami kitabının bulunduğu Kiril Köyü’nden Şeyh Salih Efendi.)

Nezir Dönmez’le görüştüğümde kendisi çok yaşlanmıştı. Orada bulunan yakınlarının anlattığına göre yüz on sekiz yaşlarındaymış. Türkçe bilmediğinden, yanındaki akrabaları anlattıklarını bize söyleyerek not almamızı sağlamışlardı. 

Diyordu ki:

“Ben o yıllarda henüz gençtim. Molla Said Başet Dağı’nın tam tepesinde, yanında on beş yirmi kadar genç talebe okutuyordu. Ben onlara Başet eteklerinde bulunan köylerden ücretlerini vermesine mukabil, gider süt, yoğurt gibi gıda maddelerini alır götürürdüm. Yanında yeğeni de vardı.” (Yeğeni Ubeyd’i kastediyordu ki doğrudur. O yıllarda yeğeni Ubuyd de onun yanında bulunyordu)

Bediüzzaman Hazretleri’nin o çok uzun yıllar evvel o mekânlarda talebe okutarak eğitimleriyle ilgilenmeleri, bölge adına bölgenin eğitimi adına da önemli ve manidar bir husus olsa gerek ki, sonraki yıllarda, “Bizim düşmanımız üçtür; cehalet, zaruret ve ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet (eğitim) ve ittifak silâhıyla mücadele edeceğiz” diyerek bölgede uzun yıllardır cereyan eden hastalıklara reçeteler hazırlamıştı. Bediüzzamanın bu ıztırabına ne yöre halkı ve ne de yönetimler kulak vermediğinden, bugün acı sonuçları görülüyor.

Başet’in zirvesinde bir gönül sultanı yatıyor demiştik. Bu maneviyat büyüğünün adı sanı pek bilinmez ama, hakkında bazı rivayetler nakledilir. Bir rivayete göre bu zat,  “Başet-i Mihendanı” ünvanıyla maruf bir maneviyat eridir. Rivayet o ki, Peygamberimiz’in (asm) yıldızlarından Adiyy bin Müsaffir’dir. İslâmı yaymak ve mazlûmları zalimlerden kurtarmak için Asr-ı Saadet’ten başlayan i’lâ-yı kelimetullah seferiyle buraya kadar gelir. Adiyy bin Müsaffir ve kırk cengâver silâh arkadaşı bu civarlarda şehit olurlar. O mübareği de buraya defnederler. 

Bediüzzaman Hazretleri bu zirvede kaldığı zamanlar içinde, Vali Tahir Paşa ile mektuplaşması da vaki olmuştur. Birgün Tahir Paşa’ya mezkûr dağların başında Temmuz’da bile buz bulunduğunu söyler. Tahir Paşa îtiraz eder ve “Temmuz’da katiyyen oralarda buz bulunmaz” iddiasında bulunur. Yaylada iken birgün bunu hatırlayarak, Tahir Paşa’ya yazdığı ilk Türkçe mektubunda der: “Ey Paşa! Başit başında buz tuttu. Görmediğin şeyi inkâr etme. Her şey senin malûmatında münhasır değildir, vesselâm!” (Mufassal Tarihçe-i Hayat. Badıllı. s. 120: c. 1)

Başet  yolculuğumuzun en önemli yönlerinden birisi de, Bediüzzaman Hazretleri’nin manevî şahsiyetinin sır ve üstünlüğünü isbat eden önemli bir belgeye ulaşmamız olmuştu. 

Şöyleki: Yine bir gün Bediüzzaman hasretiyle Başet eteklerine vardığımızda, dağın eteklerinde kurulu Kiril Köyü’nde, Şeyh Salih Efendi’de bulunan, Cem’ül Cevami adlı Şafii Mezhebine dair fıkıh bilgilerini ihtiva eden üçyüz sayfalık bir eserde Bediüzzaman’ın kendi el yazısıyla ”Ben bu kitabı bir haftada ezberledim” dediği kitabı buluşumuz ve hasretle kucaklayışımız olmuştu.

Kiril Köyü’nde Şeyh Salih Efendi’nin bir gece misafiri olmamız, bu arada mezkûr kitabı müsaade isteyip alarak Van’a getirip mezkûr sahifenin fotokopisini aldıktan sonra kendilerine iade etmemiz hadisesi gerçekleşmişti.

Bediüzzaman Hazretleri’nin genç yaşlarda Siirt-Tillo’da Molla Fetullah Efendi’nin medresesinde okurken adı geçen kitabı bir haftada ezberlemişti. Molla Fetullah’ta bu önemli hadise üzerine kendisine ilk defa “Bediüzzaman” unvanıyla hitap etmiştir. 

Bediüzzaman Hazretleri’nin yirmi yılı aşan uzun bir zaman dilimi içinde Van’da kalması, ehl-i imanın ve ittihad-i İslâmın mühim meseleleriyle yakından alâkadarlığı sözkonusudur. Bediüzzaman’ın Van hayatı bu sebeplerle sırlarla doludur diyebiliriz.

Okunma Sayısı: 2720
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali R. Yardimoglu

    26.9.2020 11:47:39

    Evet, '73 ve '74 yillarinin, o cagin mulayim ve demokrat talebeleri......, bu sirri tahlil etmeye muhtac olan, guya kendinden emin, simdikiler!!..

  • sefer hoca

    26.9.2020 10:26:41

    Cem'i cânı cem eyledim Câm-ı Cem'i dem eyledim Cumada camideydik A'demi Âdem eyledim

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı