"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yaşlının sonbaharı

Muzaffer KARAHİSAR
21 Eylül 2021, Salı
Güneşli bir günde ilerlemiş yaşına rağmen gün boyunca bahçeyi derleyip toparlamaya çalıştı.

Kışa hazırlanan her şeyde gördüğü değişiklikler, telâşlar, koşuşturmalar ve sonbahar renklerinin büyüleyici tonları Hacı Eyüp’ü farklı âlemlere götürdü. Şimşek gibi akan zamanın içinde yıllar, gözünün önünden sonbahar yaprakları gibi uçup gitmişti. Bu sene sekseninci sonbaharını idrak etmişti. Geride bıraktığı yıllar, nazarını geleceğe, sonsuz hayata ve onu kazandıracak tefekküre, tezekküre, salih amellere, ecirlere çevirmişti…

Dağıstan’da bahar günü ehl-i kalp yaşlı bir sofinin tevekkül içinde koyun araması ile ilgili A. Nihat Tarlan’ın “Nerdesin Boyacı” hikâyesini hemen hemen bilmeyen yoktur. Zavallı ihtiyar dağın eteklerindeki vadiden geçerken bakar ki kırmızı, mavi, mor, pembe, beyaz çiçekler, tepenin yamacını kaplamış... Hafif rüzgâr ile dalga dalga köpüren bu renk ve ışık tufanı, yolcuyu bir anda yıldırım gibi çarpar. Avazı çıktığı kadar bağırmaya başlar: “Neredesin boyacı, boyacı, sen nerdesin?” Yeryüzünde rengârenk çiçeklerde tecelli eden Cemil isminin güzelliklerinden İlâhî aşkın muhabbeti ve cazibesi ile kendinden geçen o yaşlı adamın yükselen yanık sesi, epey zaman dağlarda, dillerde, gönüllerde yankılanmış…

Sonbaharda her tarafta kızarmış, sarı, mor, turuncu renklere boyanmış tabiatın veda eden hazan görüntüsü Hacı Eyüp’ü etkilemişti. Gördüğü her şeydeki gariplik, bakışlarından gönlüne akan pınar gibi duygu dolu hissiyatlar, ürpertiler veriyor, ölenler, solanlar ve farklı âlemlere sessizce gidenlere ağlamıştı bir süre. Bahçede gördüğü küçük canlıların, böceklerin renkli, süslü, boyalı, şirin simaları, güzellikleri, körpe bedenleri, tatlı canları, bu dünyaya veda edip ölecekler, diye bir süre düşündü, hüzünlendi, üzüldü! 

Köyün dağlarında, bağlarında gördüğü hazan manzarasından kendine de hisse çıkardı. Nereye baksa yolculuğun işaretleri, izleri, emareleri var. Her şey zaman selinde akıp gidiyor. Gelenler durmadan kafile kafile konup göçüyorlar. Baharda gelen göçmen kuşları gibi vakti, saati dolan bir başka yere, ebedî memlekete doğru yol alıyorlar. Iraz, gideli beş sene oldu, diye geçirdi içinden. Eşiyle aralarında muhabbetin ölçüsü, tartısı, sınırı yoktu! En küçük gönül kırgınlığı sudur etmemişti. Bağ bahçe telâşı, tarla işlerinden ve düzenli yaptıkları ibadetin bereketi, sükûneti ile huzurlu yıllar geride kalmıştı. Şimdi ahşap işlemeli köy evinin her köşesi, eski hatıralardan izler taşıyordu. Yalnızlığını ibadet, duâ, zikirle süslüyor, tefekkürle hayatı canlı tutmaya çalışıyordu. 

Hacı Eyüp, uzun boylu, esmer tenli, sakalı, sarığı ile heybetli görünmesine rağmen saf, sakin, mütevazı, hasbi duruşlu; hoş sohbet bir insandı. Koçgazi Köyü’nde bir mürşit gibi herkese yol gösterir,  büyüklere iman, ihlâs, sabır tavsiye eder, gençlere menkıbeler, nasihatler naklederdi. İmandan aldığı güç ve sabır kuvvetiyle, telâş etmeden tevekkül ve teslimiyetle her zorluğun aşılacağını anlatır, söylerdi. O gün akşamüstü eve dönerken gördüğüne bahçenin meyvelerinden verdi. Onun düşünceli halini görenler, biraz keyifsizliğine yormuşlardı… 

Ahşap işlemeli evinin avlu kapısını açınca kümesten tavuklar koşarak, çatıdaki güvercinler uçarak etrafında toplandılar. Bir güvercin başına konarak onu selâmladı. Yemlerini serpti, sularını verdi. Elindeki sepette kalan meyvelerle tahta merdivenlerden ağır ağır yukarıya çıktı. Sekide pencere önüne oturup derin bir nefes aldı. Akşam ajansını dinlemek için radyonun düğmesine dokundu. Radyoda bir huzurevi yaşlısı, ziyaretine gelen arkadaşına halini anlatıyordu: 

“Oğlum bana baba, bu dağ başında ne yapacaksın? Gel, seni şehirde gül gibi yaşatırım, demişti. Bende razı oldum. Köyde ev, tarla, bahçe ne varsa satıp şehre yerleştik. Oğlum köyde sattıklarımızı sermaye etti, iş kurdu. Şehirde beraber kalıyorduk. Sabah kimi işe, kimi okula gidiyor, ben evde hep yalnız kalıyordum. Akşama kadar can sıkıntısı… Oğlumun işleri bozulunca evde huzursuzluklar artmaya başladı… Sonra huzurevi mekânım oldu. Şimdi köyümün güzellikleri burnumda tütüyor…” O yaşlının serencamı Hacı Eyüp’ü etkiledi! Düşüncelere daldı. Şimdiki durumuna, evine, sağlığına, ibadetine, itibarına, rahatına köyde hatırı sayılır olmasına, haline, haysiyetine şükürler etti. 

Gece fırtına başlamıştı. Rüzgârın uğultusu pencereye çarparak ıslık çalıyordu. Peş peşe çakan şimşekler ortalığı aydınlatıyordu. Gök gürültüsüyle yağmurun şiddeti gittikçe artıyordu… Bahçede gördüğü çiçeklerin, böceklerin vefatlarına bayağı üzülmüştü. Hata mı ettim acaba diye hayıflandı, murakabe ve mülâhazalara daldı. Ya kışın soğuk günlerinde kar, don ve fırtınalara o zayıf naif bedenleri nasıl tahammül edecekti? Hiçten, yoktan yaratan Rabbim, hiçbir şeyi boşa yaratmaz, yanlış yapmaz. O’nun hikmetine, takdirine, tasarrufuna karışamayız, diye zihnini toparladı. Duyduğu bir hakikati hatırladı. Allah’ın muhabbetinin sevinciyle bir saniye yaşamak yeter. Çünkü ölen canlılar ademe gitmiyorlar; O’nun ilminde ve mülkünde muhafaza ediliyorlar. Allah’a olan imanın kuvvetiyle aklı, kalbi ve ruhu ferahladı, huzur buldu.

Gecenin ilerleyen saatlerinde kâinattaki yaratılış sırlarını tefekkür eden Hacı Eyüp, yalnızlığın sükûnetiyle hayatı anlamını, dünyada olmanın gayesini, varlıkları, nimetleri, güzellikleri, renkleri nizam ve intizamla seyreden yaşlı gezegenimizi, sonbaharı ve kendinin ihtiyarlığını, dünyadaki misafirliğini hatırlayıp gözünün önüne getirdi. Bir taraftan da davudî sesiyle yavaştan başlayan “Ya Bâki, Entel Bâki” nidaları ahşap evin duvarında, tavanında, rafta, sekide, oyma kapıda, gömme dolaplarda yankılandı…

Bekanın cilveleri ve tecellileri o gece, Hacı Eyüp’ün esmer yüzüne, gözüne, sesine, nefesine yansımıştı... Şimşeğin serin ışıkları son defa ortalığı aydınlattı. Dünya ihtişamlı güzelliklerini bir an, bir işaret, bir ışık, bir nokta kadar son defa gösterip kayboldu. İçeride ve dışarıda ses soluk kesilmiş, huzurlu bir sükûnet başlamıştı. Sicim sicim inen rahmet taneleri hâlâ devam ediyordu.

Okunma Sayısı: 1533
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı