Bir kardeşimizin: “Sultan Mahmudların ma’lum ve ma’rûf bir aşk/meşk hikâyesi var mı aceb?” diye sorması üzerine yaptığım bu çalışma Risâle-i Nurdaki Farisî bir beytin şerhi mesâbesindedir.
Onyedinci Söz’ü okumuş olanlar, mezkür sorunun niçin sorulduğunu hemen anlamışlardır.
Üstad “Barla Yaylası, çam, katran, ardıç, karakavağın bir meyvesidir.” beyânıyla yazdığı Fârisî beyitlerin birinde şöyle demekte:
“Ber seri Mahmud hâ nağmehâ-yı hüzn-engîz ayâzî”. Türkçe olarak da “Yani Sultan Mahmud gibi mahbubundan ayrılmış bütün âşıkların başlarında, hüznâlûd mahbubların nağmesinin tarzını işittiriyorlar.” şeklinde açıklama yapılmış.
Bir zaman benim de zihnimi kurcalamıştı bu mevzu. Sözü edilen Mahmud kimdi? Benim bildiğim Osmanlı Sultanları I. ve II. Mahmudlar vardı, bir de Afganistan coğrafyasında 32 yıl hüküm süren Gazneli Mahmud.
Üstadın telmihte bulunduğu Mahmud, bunlardan biri olmalıydı.
Araştırmalarımın ilk neticeleri beni Sultan II. Mahmud’a sevk etti. Gerçi Osmanlı Sultanı her iki Mahmud da hem şâir, hem mûsikişinas idi. Fakat tarihçe-i hayatlarını ve şiirlerini incelediğimde Üstadın II. Mahmud’a telmihte bulunduğu kanaati daha ağır basmıştı.
Bu kanaatte Yeni Nesil gazetemizde neşredilen bir köşe yazısının da tesiri olmadı değil. “Yeni Asya yazıyorsa doğrudur.” diye bir sloganımız da yok muydu? Yeni Nesildeki (Yeni Asya 1980 ihtilâlinde kapatılınca Yeni Nesil adıyla çıkmıştı) yazısında İhsan Atasoy, bu konuyu işlemiş ve Nurlarda sözü edilen Sultan Mahmud’un II. Mahmud olduğunu ifade etmiş.
Mâmâfîh, II. Mahmud’un aşk ıstırabını terennüm ettiği meşhur beyitleri vardı. Bunlardan bazıları saza ve makama bürünüp bestelenmişti ve klasik mûsikî severlerin kulaklarından kalplerine mecâzî aşkların ıstırabını elân akıtmaya devam etmekteydi.
Üstadımız “Bütün mecazî âşıkların divanları, yani aşknâmeleri olan manzum kitapları, şu tasavvur-u zevâlden gelen elemden birer feryattır. Her birinin bütün divân-ı eş’ârının ruhunu eğer sıksan, elemkârâne birer feryat damlar.” demiyor mu?
***
Sultan II. Mahmud’un bâzı hususiyetleri şöyle özetlenebilir:
Sultan II. Mahmud (1808-1839)
Küçük yaşta yetim kalan II. Mahmud’u, amcası III. Selim yetiştirmiş. Edebiyat, mûsikî, hat gibi dersler alan II. Mahmud tambûr çalmış, ney üflemiş. Kabiliyetli bir hânende ve aynı zamanda bestekâr olan Sultan II. Mahmud’un 25 bestesi günümüze kalmıştır.
Sülüs, nesih ve celî hatlarında icazetnâmeli ve levhaları Topkapı Sarayı’nı süslemekte olan iyi de bir hattat. Yazdığı levhalardan biri de babası I. Abdülhamid’in türbesinde asılıymış.
Şiirlerinde “Adlî” mahlası yanında “Âdil” mahlasını da kullanmış. Halk arasında “Sultân Mahmûd-ı Adlî” şeklinde bilinmesi, bu mahlas sâyesindeymiş.
Hz. Muhammed’e Na’t yazan 12 Şâir Sultanlarımızdan birinin, Sultan II. Mahmud olduğunu da ifade edelim.
II. Mahmud’un bestelenmiş bir gazeli
Yandı gönülden mâsivâ çün nâr-ı zikrullâh ile
Oldu münevver cân u dil envâr-ı zikrullâh ile
Pak ola kalbin ey hümâm zikretmekle subh u şâm
Dil mahzeni dola tamâm esrâr-ı zikrullâh ile
Vahdet şarâbın kim içer bu cümle varlıktan geçer
Mir’ât-ı kalbini açar tekrâr-ı zikrullâh ile
Ehl-i tarîkât geldiler zikr ile Hakk’ı buldular
Esrâra vâsıl oldular âsâr-ı zikrullâh ile
Dersen kemâle eresin varup cânâna gidesin
Adlî gözün aç göresin dildâr-ı zikrullâh ile
—DEVAM EDECEK—