"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kiminle savaşıyoruz?

Nurenda Yaşar Coşkun
15 Ekim 2023, Pazar
Kendini tanıyan ama düşmanını tanımayan, yenilmeye mahkumdur. Düşmanını tanıyan, ama kendini tanımayan, yenilmeye mahkumdur. Ne kendini ne de düşmanını tanımayan ise hezimete mahkumdur. Hem kendini hem de düşmanını TANIYAN, mutlak zafere ulaşacaktır. SUN TZU

Bediüzzaman Hazretleri Hutbe-i Şamiye adlı eserinde, Müslümanların terakkisine engel olan altı tane hastalığı teşhis eder ve Kur’an eczanesinden bu altı hastalığa reçeteler sunar. Bir Müslümanın, şahsi hayatında düçar olduğu hastalıkları anlatırken aynı zamanda Müslüman topluluklarının içtimai hayattaki problemlerini, hatalarını da ortaya çıkartır ve Müslümana kendini tanıtır. Ancak bir Müslüman kendini tanırken, aynı zamanda düşmanını da tanımak zorundadır. Aksi takdirde ya düşmanın vasıflarıyla vasıflanabilir ya bilmeden düşmana yardım edebilir ya da yanlış şekilde saldırıya geçip ferasetsiz adım atabilir. 

Müslümanın; ehl-i küffara, ehl-i şirke, ehl-i münafıka, ehl-i fasıka karşı taarruzu gelişigüzel, hamasi olamaz, olmamalıdır. Bunun içinde düşmanları ve onların zayıf yönlerini çok iyi bilmek gerekir. Muzafferiyet ancak bu şekilde gelecektir.

Bugün İslam düşmanlığı ortak paydasında bir araya gelen her şahıs, topluluk ya da devlet Müslüman toplumu çok iyi tanımakta, İslam hakikatlerinin gücünü çoğu Müslümandan daha iyi bilmekte ve bir Müslümanın bu gücü kullanırsa neler yapabileceğinin bilincinde hareket etmektedir.

Bundan dolayı bir Müslüman kendini çok iyi tanıdığı gibi düşmanın vasıflarının da farkında olmalı ve bu vasıflara karşı teyakkuzda olmalıdır. 

İslam dünyasının içine düştüğü hastalıkları teşhis eden Bediüzzama, İslam düşmanlarının da hastalıklarını marazlarını teşhis etmiştir.

Düşmanın vasıflarından biri zillettir.  Bediüzzaman, zilletin kaynağının hırs olduğunu söyler. Yahudi milleti, pek çok zahmetle kazandığı, kendine faidesi az, yalnız hazinedarlık ettiği gayr-ı meşru bir servet-i ribâ ile bütün milletlerden yedikleri sille-i zillet ve sefalet, katl ve ihanet gösteriyor ki, hırs maden-i zillet ve hasârettir.

Peki düşmandaki zillet vasfı Müslümanın ne işine yarar?

Buna iki türlü yaklaşabiliriz. Birincisi, düşmanın bu vasfı ile vasıflanmamanın çaresi nedir? İkincisi ise düşmandaki bu vasıfla ona nasıl saldırılır? 

Birinci durumu Bediüzzaman şöyle açıklar: Bir Müslümanın dünyayı isteyişi hırs ile değil kanaatle olmalıdır. Dünya bir Müslüman tarafından hırsla talep ediliyorsa o Müslümanda bir süre sonra zillet hali başlar. Düşmana karşı bu noktada üstünlüğünü kaybeder.

Peki düşmandaki bu vasfı lehimize nasıl kullanabiliriz? Bir Müslümandaki izzet vasfı düşmandaki zillet vasfını ortaya çıkartır. Bediüzzaman Hazretleri, iktisadın sebeb-i izzet ve kemal olduğunu söyler. İktisat kişiyi dilencilikten korur.

Bugün Müslüman ülkelerin tamahkarlığı, doymak bilmezliği, gösteriş hevesi, şatafatı aslında onlara izzetlerini kaybettirdi. Ecnebinin ürettiği telefonu alabilmek için ecnebinin sistemi ile ecnebi bankalarından kredi çeken, sırf kendindeki birkaç süfli hissi tatmin edebilmek adına izzetini satıp yerine zilleti satın alan Müslüman, düşmana nasıl üstün gelebilir?

Halbuki iktisat ve kanaat ile düşmanın mühim bir tahakkümü kırılır. 

Düşmanın diğer bir vasfı havftır. Korkan adam, korkutur. Düşmanın nokta-i istinadı sağlam olmadığından kalbindeki korkuyu gizlemenin en iyi yolunu korkutmakta bulmuştur. Bu sebeple Müslüman ülkelerin başları hep diktatörlerle doludur. Diktatör, halktaki korku damarını hep aktif tutar. Düşmanın bu vasfı ile vasıflanmamak için Müslüman, Havfullahı her daim kendisinde üstün tutmalıdır. Güç algısı kirlenmemiş bir Müslüman mutlak gücün karşısındaki diğer güç odaklarına önem vermez ve korkmaz.

Düşmanın bu zayıflığından yararlanmak da ancak Müslümandaki şecaat ile mümkündür. Düşmanın zaten korku dolu, mesnetsiz bir kalbi olduğundan ondaki korkuyu ortaya çıkarmak için Müslümanın şehametli olması gerekir.

Bir diğer düşman vasfı, sefahattir. Sefahat, her zaman hasareti getirir. Hem bu dünyada hem diğer dünyada. Bugün mimsiz medeniyet sefahatlerini “özgürlük” libasıyla sunmaya çalışırken Müslümanların, sefahatin şahsi, ailevi ve içtimai hayattaki vahim sonuçlarını görememesi büyük bir tehlikeyi beraberinde getirecektir. Fısk ve sefahat, fıtri bir bozulmayı beraberinde getirir. Fıtrata müdahale, kâinat kanunlarına müdahaledir ve sonuçları çok elim olacaktır.

Düşmanın bu vasfı ile vasıflanmamak için Müslüman itidalli olmalıdır. İtidal ise kişinin kendine verilmiş olan kuvveleri hadd-i vasatta kullanmasıdır.

Düşmanın sefih ve fasık olması kâinatın dengesini bozduğu için bunun faturasını denizin dibindeki canlılar dahi ödüyor. Dolayısıyla düşmanın fıskı, ne yazık ki Müslümanın yaşantısını da etkilemektedir.

Diğer bir düşman vasfı, hiledir. Hilenin sebebi zayıflıktır. Kendi değerlerine olan itimatları sağlam olmadığından, hileye çabucak başvurabilirler. Oysaki hile bir çeşit aldatmacadır, hakikatin üzerini örtmektir. Hakikat ise er ya da geç ortaya çıkacağı için hile uzun soluklu bir yöntem değildir. Sonuç olarak her türlü kaybettirir.

Bediüzzaman, en büyük hilenin hilesizlik olduğunu söyler. Düşmanın hilesine karşılık Müslüman, hilesizlik ve sıdk ile mukabele etmelidir. Düşmanın elinde bir hakikat bulunmadığından onun hilesi sadece kendi şahsını ilgilendirmiş olur fakat Müslüman hileye başvurursa kendi değerlerine ve hakikatlerine en büyük zararı yine bizzat kendi vermiş olur.

Düşman, sıla-i rahim bilmez, bu da yine onun bir zayıflığıdır.  Sıla-i rahim çok büyük bir dayanak noktasıdır. Sıla-i rahim, şefkat duygusunun ortaya çıkması için çok mühimdir. Şefkat aileyi, toplumu birbirine bağlar, içtimai hayatı düzenler ve toplumu ifsattan korur.

Bu yüzden Müslümanların elinden aile, akraba, dostluk, kardeşlik mevhumlarını almaya çalışıyorlar. Kendilerinde bu mevhumlar olmadığı için Müslümanlarda da mühim bir güç olan sıla-i rahmi kat etmeye çalışıyorlar.

Düşmanın bu zayıf yönüne karşılık Müslüman ailesiyle, dostlarıyla, akrabalarıyla olan rabıtalarını güçlendirmelidir. 

Bir diğer düşman vasfı tereddüt ve kararsızlıktır. Tek taraflı, dünyaperest göz onlara sadece menfaatlerini arattırır. Her daim çıkar hesabı yapmak kararsızlığı netice verir. Buna karşılık Müslüman nettir. Aradığı şey Rabbinin rızasıdır. Bu da Müslümanın hem niyetlerine hem efallerine tutarlılık, netlik verir.  Bu yüzden ihlasta mühim bir kuvvet vardır.

Yine bir düşman vasfı istihfaftır. İstihfaf, neyin kıymetli neyin kıymetsiz olduğunu tefrik edemeyenlerin bir vasfıdır. Müslüman, kendindeki hakikatlerin paha biçilemez olduğunun bilincinde olursa, düşmanın istihfafının zerre kadar önemli olmadığını bilir. Düşman ise hakikatlerin değerini anlayamayacak kadar ahmak olduğundan, her ahmak insanın başvuracağı yöntem olan istihfafı, istihzayı kullanır. Bu şekilde hakikatin değerini azaltacağını düşünür. Er ya da geç gülünç duruma düşecek olan kendileridir, fakat farkında değillerdir.

Düşman ifsada meyillidir. Bozmaktan hoşlanan nefsi bir temayülü vardır. Fitne üretmeyi sever. İnsanlar arasına nifak düşürme meyline sahiptir. Düşmandaki bu meyle karşılık, Müslüman toparlar, birleştirir, sulhu sağlar, düzeni korur, tamir eder. Birleşmekte, uhuvvette büyük bir kuvvet olduğunu bilir.

Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler. Rabbiniz olan Allah’a inandınız diye Resûlü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan sapmıştır.

Şâyet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman olurlar, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatırlar ve inkâr etmenizi arzu ederler. (1)

Müslüman, düşmanını tanımak ve ona ait hasletlerden şiddetle içtinap etmek zorundadır. 

Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Âyâ, Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akılla onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet ediyorsunuz? (2)

Mesele sadece Filistin, İsrail meselesi değildir. Düşmanın safına çoktan geçmiş, bilmeyerek düşmana yardım eden ama dilinden de “Filistinli kardeşlerimiz” lafını düşürmeyen o kadar çok safdil Müslüman var ki. Filistinli kardeşin için ne yapıyorsun peki? Filistinli kardeşinin düşmanı olan Siyonistlerden ve onların zelil vasıflarından ne kadar içtinap ediyorsun? Düşmanını ne kadar tanıyorsun? Asıl soru belki de bu olmalı. 

(1) Mümtehine suresi 1.2.ayet 

(2) Lemalar, 17.lema

Okunma Sayısı: 1825
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İsmail ÖNGEL

    21.10.2023 11:32:40

    Kendini tanıyan ama düşmanını tanımayan, yenilmeye mahkumdur. Düşmanını tanıyan, ama kendini tanımayan, yenilmeye mahkumdur. Ne kendini ne de düşmanını tanımayan ise hezimete mahkumdur. Hem kendini hem de düşmanını TANIYAN, mutlak zafere ulaşacaktır. SUN TZU

  • Sebahattin

    17.10.2023 15:09:43

    Mâşaallah. Fevkalade özlü düşündürücü bir yazı olmuş Allah Râzı Olsun. Kendimizi bu yazı doğrultusunda murakabe edip ben ne kadar acaba doğru İslamiyeti ve İslamiyet'e lâyık doğruluğu anlıyor ve hal ve hareketlerimde yaşayabiliyorum diye düşünmek lâzım.

  • Ahmet Zeki

    15.10.2023 13:36:45

    Tebrikler, teşekkürler. Tam güncel güzel bir yazı olmuş.

  • Abdurrahman

    15.10.2023 06:09:34

    Tebrikler. Bir müslümanın sahip olması gereken vasıflarını bilmemesi mağlup olması için yeterlidir

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı