Dil, kültür veya sosyal durum da okulda öğrenciler arasında akran zorbalığına sebep olabilir.
Öğrencilerin konuşma dillerinin farklı olması ve farklı kültürlere sahip olmaları bazen bu farklılıkların kabul edilmemesine yol açabilmektedir. Bu nedenle, başta aileler olmak üzere herkes, farklı dil ve kültürlerin var olduğunu ve bunların bir toplum için zenginlik olduğunu hem davranışlarıyla hem de sözleriyle çocuklarına göstermelidir. Eğitim sistemi ve bu sistemin uygulandığı okullarda da söz konusu farklılıkların toplumu zenginleştirdiği görüşü benimsenmeli, öğrencilere saygı, hoşgörü ve birlikte yaşama bilinci kazandırılmalıdır. Ayrıca sosyal statü, makam veya mevkinin insanlar arasında bir üstünlük ölçüsü olmadığı da benimsetilmelidir. Her şeyden önce insan olmanın önemli olduğu düşüncesi fertlerin zihinlerine yerleştirilmelidir. Aksi takdirde, söz konusu farklılıklar sınıf ve okul ortamında ayrımcılıklara yol açabilir ve ilerleyen süreçte zor kullanmaya kadar varabilecek davranışlara dönüşebileceği unutulmamalıdır. Bu yüzden, hoşgörü ve eşitlik bilinci her zaman vurgulanmalıdır.
Öğrencilerin farklı engellilik durumlarına sahip olmaları veya çeşitli ilgi alanlarına yönelmeleri, akranları tarafından dışlanma veya zorbalığa maruz kalma riskini arttırabilir ve bu durum sosyal uyum sorunları ile psikolojik strese yol açabilir. Her bireyin potansiyel olarak engelli adayı olabileceği gerçeği unutulmamalıdır ve bu şuur hafızalara kazınmalıdır.
Günümüzde akran zorbalığını okulda ve okul dışında arttıran etkenlerden belki de en önemlilerinden biri, şiddet içeren oyunlar, diziler veya sosyal medyanın agresif davranışları normalmiş gibi göstermesidir. Televizyon dizileri, filmler ve bilgisayar oyunlarındaki kontrolsüz baskı ve zorbalık sahneleri; elimizden düşürmediğimiz cep telefonlarında sınırsız erişimle karşılaştığımız her türlü zorbalık örnekleri, zamanla sözde ünlü kişilerden rol model alarak bu davranışları taklit etmemize yol açabilir. Bu tür kolay erişilebilir olumsuz içerikler, kanunlarla zararsız hâle getirilmeli; yerine, çocukların gelişimine uygun, eğitici ve ruhlarını besleyen manevî değerler sunulmalıdır.
Okullarda denetimin yetersiz olduğu alanların bulunması, zorbalığa karşı net kuralların belirlenmemiş olması, disiplinsizlik, adaletsiz uygulamalar ile suç ve ceza arasındaki dengesizlik veya cezasızlık algısı gibi faktörler zorbalığın zeminini hazırlayabilmektedir. Cezasızlık algısı, zorbalık döngüsünün en tehlikeli yakıtıdır. Zorba, eyleminin bir sonucu olmayacağını gördüğünde davranışı pekişir; mağdur ise adaletin sağlanmayacağına inandığında sessizleşir. Okul yönetimi sadece "yasaklamakla" kalmamalı, aynı zamanda onarıcı adalet mekanizmalarını işletmelidir. Yani ceza sadece korkutmak için değil, verilen zararı telâfi etmek ve sorumluluk bilinci geliştirmek için verilmelidir. Denetimsiz alanların (kör noktaların) fiziksel veya nöbetçi öğretmenler aracılığıyla gözetim altına alınması, zorbalık vakalarını belli oranda azaltabilmektedir. Ancak başarı oranını yükseltmek için bu fiziksel önlemlerin, okul iklimini iyileştiren pedagojik çalışmalarla desteklenmesi şarttır. Eğitimin her kademesinde olduğu gibi, eğitimci ve idarecilerin profesyonel özerkliğini kısıtlayan siyasî unsurların okul iklimine nüfuz etmemesi gerektiği herkesçe bilinen bir gerçektir. Okulun temel fonksiyonu olan eğitim-öğretim sürecinin, her türlü siyasî mülahazadan arındırılarak liyakat ve tarafsızlık esasına göre yürütülmesi, kurumun niteliği açısından hayatî önem taşır.
Bediüzzaman Hazretlerinin şu pasajını aklımızda çıkarmayalım:
“İnsanların hayat-ı içtimaiyesinin en kuvvetli medarı olan gençler, delikanlılar, şiddet-i galeyanda olan hissiyatlarını ve ifratkâr bulunan nefis ve hevâlarını tecavüzattan ve zulümlerden ve tahribattan durduran ve hayat-ı içtimaiyenin hüsn-ü cereyanını temin eden, yalnız Cehennem fikridir. Yoksa, Cehennem endişesi olmazsa, ‘El-hükmü li’l-galib’ kaidesiyle, o sarhoş delikanlılar, hevesatları peşinde bîçare zayıflara, âcizlere, dünyayı cehenneme çevireceklerdi ve yüksek insaniyeti gayet süflî bir hayvaniyete döndüreceklerdi.”2
“Ağaç yaşken eğilir” sözünden hareketle, çocuklar daha küçük yaşta temiz ve kirlenmemiş ruhlarıyla “iman ve Kur’ân hakikatleri” ile yetiştirilmelidir. Bizi biz yapan değerlerin öğretilmesi ve bu değerlerin çocukların ruhlarında yaşatılması için özenle çalışılmalıdır.
Dipnot:
2- Sözler, s. 119.